1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. KASIM SÜLEYMANİ, AMERİKA VE İSLAM DÜNYASI
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

KASIM SÜLEYMANİ, AMERİKA VE İSLAM DÜNYASI

A+A-


İranlı General Kasım Süleymani, Amerika tarafından bir suikastla öldürüldü. Amerika’nın kendisi için tehlikeli gördüğü bir kişiye suikast uygulaması anlaşılabilir, asıl anlaşılmaz olan suikastın ardından İslam dünyasının bir bölümü üzülürken diğer bölümü sevinç duymasıydı.

Öyle görülüyor ki, İslam dünyasında farklı Kasım Süleymani portreleri var. Bir yandan İsrail ve Amerika'ya karşı mücadele eden efsane bir Hizbullah komutanı; diğer yandan Haşdi Şabi üzerinden terör üreten ve Esad operasyonları destekleyen bir katil olarak tanımlanıyor. Kuşku yok ki, bu değerlendirme farklılıkları bir yandan İslam dünyasının bölünmüşlüğüne, diğer yandan dış etkilere çok açık bir yapıda olduğuna işaret ediyor.

İslam dünyasının karşılaştığı sorunları çözemediği için dış etkilere ve müdahalelere açık bir yapısı var. Diğer taraftan İslam dünyası, küresel gelişmeler ile iç dinamiklerin baskısı altında kalıyor. Bu durum sorunların çift taraflı işlediğini gösteriyor.

Kuşkusuz asıl sorun İslam dünyasının içinde. Bir toplum iç sorunlarını çözemeyip, toplumsal bütünlüğünü sağlamakta zaaf yaşadığında dış müdahalelere açık hale geliyor. Ne yazık ki, İslam ülkelerinin büyük çoğunda demokrasi, insan hakları, adalet, gelir dağılımı ve özgürlük alanında büyük sorunlar yaşanıyor. En önemli sorunlardan biri de İslam ülkelerinin iç dinamikler yoluyla sorunlarını çözemiyor oluşudur. Bu durum onları sorunlar karşısında çözümsüz bırakmaktadır.

İç sorunlarını çözemeyip devlet ve toplum arasında barışı sağlayamayan ülkelerde bu tür olaylar geniş çalkantılara yol açıyor. Birçok ülke iç barışı sağlayamadığı için dış tehditleri rejimi tahkim etmek için araç olarak kullanıyor.

İran devrimi ile başlayan olumlu dalga, zaman geçtikçe ortaya çıkan kötü pratik yüzünden heba oldu. İran, Hizbullah'ın bölgede izlediği özellikle Suriye özelindeki politika ile olumlu havayı bitirdi. Cihan Aktaş'ın dediği gibi: "İran devleti İslami idealler ve devrimin şiarlarıyla kendi pratiği arasında açılan uçurum üzerine ciddiyetle düşünmek zorunda. Halkıyla barışık olmayan bir sistem dünya halklarına nasıl bir anlam vaat edebilir ki?" Sosyolojinin gerçeğidir; devrim ihraç etmek isteyen ülkelerin iç barışını sağlamaları gerekir. İç barışını sağlayamayan ülkeler devrim ihracını içerideki muhalefeti susturmak için araçsallaştırmaktadır.

Diğer yandan Kasım Süleymani olayının iki boyutu var: İlki İslam dünyasında mezhep aidiyetinin yarattığı fanatizm sorunu; ikincisi İran'ın izlediği siyasetin doğurduğu tepki. İlk sorun, insanların sahip oldukları mezhep içinden olayları değerlendirmelerine, ikincisi İran'ın dış politikasının klasik bir ulus devlet yayılmacılığına dayandığı gerçeğinin gözden kaçmasına yol açmaktadır.

İslam dünyasının birincil sorunu Amerika değil, kendi içindeki anlaşmazlıklardır. Suçu sürekli Amerika'ya atmak, asıl soruna odaklanmayı engelleyici bir rol oynamaktadır.

Hiç kuşku yok ki, sosyal olaylarda dış sebepler etkileyici, iç sebepler belirleyicidir. Sorunları sürekli dış sebeplere havale etmek, hem sorunun asıl köklerini görmeyi, hem de kendi sorumluluğu ile yüzleşmeyi sürekli ötelemektedir.

Olayların nedenini sürekli dış faktörler üzerinden anlamlandıran zihin, kendini rahatlatabilir, ancak sorunu çözemez. Üstelik bu tavır kendi hatalarını görmezden gelmesine neden olur.

Kasım Süleymani olayının bize gösterdikleri ve yüzleşmemiz gereken gerçekler şunlardır:

1-Teorik anlamda varsayılan, ümmet, Müslümanların kardeşliği ve İslam birliği pratikte yoktur. Entelektüel düzeyde savunulan İslam birliği idealinin ne yazık ki, gerçek hayatta bir karşılığı yoktur. Bu durum hem Müslümanların etkisini azaltmakta hem de dış etkilere açık bir hale getirmektedir. Diğer yandan İslam birliğinin önündeki en büyük engel mezhep taassubudur.

2- İslam dünyası Şiirlerde daha aşırı olmak kaydıyla dinin üzerinde konulan bir mezhep anlayışı var.

3- Öyle görülüyor ki Cemel, Sıffin ve Kerbela olayı hala karşılıklı düşmanlık üretiyor. 4- Görünürde Amerika karşıtı olan çok sayıda İslam ülkesi, Amerika ile açık veya gizli işbirliği yapıyor.

5- İslam ülkelerinde çoğunlukla anti demokratik yönetimler vardır. 6- Amerika ve İsrail karşıtlığı maalesef otoriter yönetimleri ayakta tutan bir retoriğe dönüşmüş durumdadır.

7- Kendi sorunlarını çözemeyen İslam dünyasının dış müdahalelere açık bir yapısının olduğu kuşku götürmez bir gerçekliktir.

Diğer yandan, Kasım Süleymani'yi yaptığı bazı eylemlerden dolayı eleştiren herkesi Amerika ve İsrail yanlısı olarak görmek tutarlı bir davranış biçimi değildir. Bu durum eleştirel düşüncenin İslam dünyasında yeteri kadar kökleşmediğini gösteriyor.

İslam ülkelerinin iç çatışmaları, onları dış müdahalelere açık hale getiriyor. Bununla yüzleşmek ve çözüm üretmek, kuşku yok ki, zor bir sürece işaret ediyor. İslam dünyası birikmiş sorunlarını çözmek yerine, Kasım Süleymani’nin katledilmesi üzerinden birbirine hakaret etmeye devam ediyor.

İran, Türkiye ve Mısır İslam dünyasının kadim devletleri olarak öne çıkıyor. Bu devletlerin hepsi de ulus devlet şeklinde örgütlenmiş ve en öncelikli hedefleri ulusal çıkarlar. Tamamı, İslam’ı millileştirmekle meşgul oluyorlar ve enerjilerini buraya harcıyorlar. İran, Pers milliyetçiliği; Türkiye, Türk milliyetçiliği; Mısır, Arap milliyetçiliği üzerinden ulusal hedeflerini destekleyecek bir İslam üretiyor. Bu İslam algının çerçevesini ulusal çıkarlar çiziyor. Çatışan İslam değil, çatışan Arap İslam’ı, Pers İslam’ı ve Türk İslam’ıdır. Hepsi de devleti kutsayan, mezhepçi, milliyetçi bir İslami anlayışı temel alıyorlar.

İslam dünyasında Amerika karşıtlığının son derece haklı, meşru ve ahlaki gerekçeleri vardır. Ancak bu durum, Müslümanların kendi hataları ile yüzleşmesini engellememelidir.

Müslümanların içinde bulunduğu durumun nedeni Amerika'nın gücü değil, kendi zaaflarıdır" anlayışı Kur'an'a daha uygundur.

Acı gerçek şudur ki, emperyalistler İslam dünyasına saldırıyor ve İslam dünyasının kaynaklarını talan ediyorlar. Kuşkusuz bunun en önemli nedeni İslam ülkelerinin sömürülmeye açık yapısıdır. Daha da acı olan şudur ki, İslam ülkeleri birbirlerine saldırıyor, birbirleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor. Çünkü istisnasız hepsi ulus devlet refleksiyle hareket ediyor. Ulusal çıkarlar bütün değerlerin en üstünde yer alıyor. Hiçbirinin savaşı İslami, insani, ahlaki değil. İç barışı ve bütünlüğünü sağlayamayan ülkelerde dış müdahaleler, otoriter rejimlerin daha da tahkim edilmesiyle sonuçlanıyor.

İslam ülkeleri, küresel bir saldırıyla karşı karşıya kaldıkları gerçeği üzerinden politika üretmeye çalışmalıdır. Bu politikanın etkin olabilmesi için iç barışını sağlayıp, kendi aralarındaki çatışmalara son vermelidirler. Kendi aralarında çatışan ve iç barışını sağlayamayan ülkelerin sömürgeci güçlere karşı başarılı olmaları asla mümkün değildir.

İslam ülkeleri bir an önce sömürüye açık yapıları konusuyla yüzleşmelidir. İnsanın hatalarının sorumlusu Şeytanın gücü değil, kendi zaaflarıdır. Benzer durum toplumlar için de geçerlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.