1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Karşı Hamle
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Karşı Hamle

A+A-

Dış İşler Bakanı Davutoğlu, bir asra yakındır asli ekseninden kaymış olan Türkiye’nin dış politikasını ana eksenine oturtmaya başlayınca Batıda ve içeride önce eksen kayması tartışmaları, arkasından da değişen dengeleri önleme ihtimali ve amacı taşıyan bir dizi gelişmeler yaşanmaya başladı.


Aslında tartışma bilinçli olarak yanlış bir temelde başlatıldı. Mesele, eksen kayması değil, doğru eksene, doğru yörüngeye oturma meselesidir. Ne var ki, dış politikadaki bu doğru değişim, dünyayı yönetmeyi alışkanlık haline getirmiş yaşlı güçler ve onların içerdeki uzantıları tarafından ‘doğru’dan ‘sapma’ anlamını içeren eksen kayması şeklinde algılanıyor ve bu algı üzerine karşı hamleler geliştiriliyor. Türkiye’nin dış politikasında böylesine stratejik değişimi öngören iktidar, muhtemel karşı hamleleri hesaplamış olmalıydı.


Türkiye’nin dış politikaya ilişkin stratejik hamleleri, değişen dünya koşullarına ve halkın ekseriyetinin talebine uygun olsa bile uluslar arası dengeleri etkileyecek çıkışlar, doğası gereği dışarıda ve içeride ciddi mukabelelerle karşılaşır. Ulusal ve uluslar arası düzeydeki direnç noktalarını aşmanın ve karşı taarruzları etkisiz kılmanın en etkili yolu, halkın ekseriyetinin desteğini almaktır, almış olmaktır. Etkili ve kalıcı bir halk desteğine sahip olmayan hiçbir iktidar ve devlet, uluslar arası statükoya başkaldırıda uzun süreli başarı gösteremez. Hakeza halkı tarafından desteklenen hiçbir iktidar ve devletin uygulamak istediği iç ve dış politikaları da dış güçler ve onların uzantıları ciddi anlamda engelleyemez. Çünkü iktidarların ve devletlerin en önemli gücü, halk desteğidir. Halkının onayını alan, halkının taleplerine uygun hareket eden devletler, ulusal ve uluslar arası arenada bağımsız politikalar izlemede en önemli desteği sağlamış olurlar.
AK Parti iktidarının dış politikada uygulamaya başladığı stratejik değişiklikler için içeride gerekli sağlam zemini oluşturup oluşturmadığı, halkın taleplerine yeterince cevap verip vermediği, içerideki sorunları çözüp çözmediği tartışma götürür. İçeriyi sağlamlaştırmadan yapılan dış hamleler, ayakların yere bastığı iç zeminin kayması veya kaygan hale getirilmesiyle yarıda kalabilir, tersine dönebilir. Karın boşluğunuz varsa, içeride zaafınız varsa, evinizin bazı duvarları camdan ise uluslar arası dengeleri değiştirmeye başladığınızda camdan olan duvarlarınız kırılabilir, zaaf noktalarınızdan darbeler almaya başlayabilirsiniz.


AK Parti iktidarının dış siyasette başlattığı doğru değişimi başarıyla sürdürmesi için üç temel problemi çözmüş olması gerekirdi veya çözmesi gerekir:


Birincisi, Kürd açılımını tamamlamalıydı, tamamlamalıdır. İçerideki bu sorunu çözmedikçe, atacağı her adımda bu sorun Demoklesin kılıcı gibi başında sallandırılacaktır. Zira Kürd sorunu ve bu sorunun aktörleri çıkar uyuşması sebebiyle rahatlıkla siyasal denklemde yer alıp sonucu değiştirebilmektedir. Türkiye’deki Kürd sorununun birinci aktörü PKK’dir. Kürd sorunu çözülmediği sürece, Türkiye’nin iç ve dış politikada pozisyon değiştirmesini istemeyenler Kürd sorununu tırmandırmayı can simidi olarak kullanmaktadır. PKK ve benzeri örgütler de doğal olarak kendi hedeflerine ulaşmak için farklı amaçlarla da olsa kendilerine sunulan desteklerden yararlanmayı çıkar uyuşması kapsamında değerlendirerek fırsatlardan yararlanmaktadırlar. Kürd sorununun aktörleri, bu tür hassas dönemlerde dış desteklerle siyasal denkleme eklenmeyi ya kullanılma olarak kabul etmiyor veya dış güçler kendi çıkarları için bize destek veriyor ama biz de bu destekleri kendi idealimiz için kullanıyoruz diyorlar. İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin hem iç siyasetlerinde, hem bu dört ülkenin birbirleriyle olan ilişkilerinde hem de bu ülkelerin uluslar arası güçlerle olan münasebetlerinde Kürd sorununun ve Kürd aktörlerinin silahlı bir şekilde devreye sokularak siyasal alandaki hesaplaşmaların sonucunun değiştirildiğine dair yakın tarihte onlarca somut örnek vardır. PKK’nin bu son çıkışı da uygulana gelen stratejinin en son örneğini oluşturmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda iç ve dış siyasette yaptığı hamleler, içeride ve dışarıda ciddi destekler ve hasımlar oluşturdu. Türkiye’nin birden ateş hattına girmesi, karşı tarafların geliştirdiği stratejilerden biridir ve Ak Parti bunu önceden görebilmeliydi.


Bu ve benzeri olaylarda Kürdlerin kullanılıp kullanılmadığından daha önemli olan, Kürd sorunu çözülmedikçe adı geçen ülkelerin veya en azından Türkiye’nin iç ve dış politikada esaslı adımlar atmasının mümkün veya kolay olmayacağı gerçeğini görmektir. Ak Parti iktidarı yüksek perdeden başlattığı Kürd açılımını zayıflatmakla iç ve dış politikada başlattığı güçlü açılımını tehlikeye soktu. Oysaki önce bu sorunun çözümü için içerideki hesaplaşmayı sonuna kadar takip etmeliydi.


İkincisi, Türkiye’de siyasallaşmış ve bir o kadar da kangren hale gelmiş bir yargı vardır. Ülkenin büyümesi ve normalleşmesi önünde engel oluşturan bu yargı sistemi ıslah edilmeden siyasal iktidarın dahili ve harici siyasetlerde güçlü hareket edemeyeceği ve en kritik zamanlarda yargının ağına takılacağı açıktır. PKK’nin eylemleriyle yargının allem kulem ile Ergenekon sanıklarını tahliyeye başlaması, rastlantı olmaktan ziyade zıt görünen odakların ortak hasımlarına karşı  geliştirdikleri müşterek hamleler mahiyetindedir. Yargı ve Kürd sorunu çözülmeden Türkiye’yi asli eksenine oturtmaya çalışacak her iktidar, aşılması güç tuzaklara takılabilir.


Üçüncüsü, dini özgürlüklerin sağlanamaması, İslami kesimlerin mağduriyetinin devamına neden olmakta ve bu kesimlerin siyasal iktidara olan desteğini sınırlandırmaktadır. Sesi en az çıkan ve yine maslahat gereği en az engel oluşturan da yine İslami kesimlerdir.  Dini özgürlüklerin çözülmesi, İslami duyarlılığı olan çoğunluğun Türkiye’nin ana eksene oturmasını sağlayacak siyasetlere daha ciddi oranda destek vermesini sağlayabilir. Sorun çözülmediği için matlub düzeyde destek de hasıl olmamaktadır.


Ak Parti iktidarı mezkur üç sorunun çözümü için hareket geçti ama direnç gösteren odaklarla hesaplaşmada nihai safhaya gelmeden fren yaptı. Duraklaması, gerilemesine neden oldu. Oysaki bu üç sorunun temelden çözümü için halkın devreye sokulacağı yöntemler kullanılarak sonuç alınıncaya kadar ısrar gösterilmeliydi ki, tıkanma süreci yaşanmasın.


Henüz yolun sonuna gelinmiş değil. Anayasa mahkemesi, anayasa değişikliğini tümden veya kısmen iptal ederse, Ak Parti daha kapsamlı bir anayasa değişikliği hazırlayarak erken seçim baskını yapmalıdır. Erken seçim aynı zamanda yeni ve kapsamlı özgürlükçü bir anayasa için de referandum hükmünü alacaktır. Böyle bir atakla içerdeki ve dışarıdaki tüm muhalifler yenilgiye uğratılabilir. Milletin çoğunluğunun desteği, her türlü gücü yenmeye yeter. Milletin çoğunluğunun desteğini almak için de Kürd sorunu, yargı, ordu ve dini özgürlükler meselesini esastan çözmeye imkan verecek yepyeni bir anayasa taslağı ve vadiyle erken seçime/ referanduma gidilmeli, millete başvurulmalıdır.


Özgürlük savaşının kaderini, anayasayı kökten değiştirmeyi hedefleyen bir erken seçim belirleyebilir. Böyle bir karşı hamleyle iç ve dış politikadaki değişim süreci nihaileştirilebilir.

 

fitrat.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.