1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Kardavi: Tehlikeyi Hizbullah'ın Beyrut Saldırısında Gördük
Kardavi: Tehlikeyi Hizbullah'ın Beyrut Saldırısında Gördük

Kardavi: Tehlikeyi Hizbullah'ın Beyrut Saldırısında Gördük

A+A-

İslam dünyasının önde gelen alimlerinden Yusuf el-Kardavi, şii müslümanlar aleyhinde bir süre önce yaptığı açıklamalara dün de devam etti. Kardavi, yine İran’ı sünni bölgelerde stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için şiileştirme faaliyetlerinde bulunmakla suçladı, hakkındaki eleştirilere yanıt verdi.

“Sünni dünyada Şiileştirmenin tehlikesi nedir?” şeklindeki bir soruya Kardavi, isimleri Osman, Ömer, Ayşe ismindeki herkesin Irak’ta öldürüldüğü, Kur’an ve Mescidlerin yakılmasını şiileştirmenin tehlikesi olarak gördüğünü açıkladı.

Kardavi, sünni toplumların şiileştirilmesinin tehlikesine, Lübnan'dan da örnek verdi. Lübnan İslami Direnişi Hizbullah'ın Beyrut havaalanındaki görevlilerden birisinin görevine son verilmesi ve telekominikasyon şebekesinin yasadışı ilan edilmesi sonrasında başlattığı operasyonu, şiileştirmenin tehlikeli sonucu olarak gördüğünü açıkladı.

Kardavi “Tehlikeyi gözlerimizle görüyoruz... Lübnan’da Hizbullah’ın son Beyrut saldırısında da tehlikeye şahit olduk” dedi.

Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım, şebekenin yasa dışı ilan edilmesi hakkında "Hizbullah'ın telekominikasyon şebekesi Hizbullah'ın silahına eşittir. Bu şebekeyi hedef alanlar aslında bizim silahımızı hedef almaktadırlar" demişti.

Açıklamasının devamında Kardavi “Hiçbir gün fitneye yada fırkalaşmaya çağıran olmadım. Bilakis, İslami fırkaların yakınlaştırılmasına çağırdım” dedikten sonra gerçekle mücadeleden kaçınmaya, sorunu kapatmaya davet edenlere yanıt olarak itidal ve hikmetle mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.

Kardavi, İslami mezheplerin yakınlaştırılmasına davet ettiğine delil olarak müslüman alimler birliğinde her türlü mezhepten temsilcinin olması için davette bulunduğunu kaydetti.

Kardavi, Müslüman Alimler Birliği’ne 12 imamiye, zeydiye ve ibadiye mezheplerinden temsilciler çağırdığını, bu kişiler arasında da Muhammed Ali Teshiri’nin olduğunu hatta Teshiri’nin yardımcılarından birisi olması için ısrar ettiğini belirtti.

Buna ilave olarak Kardavi, İslam mezheplerinin yakınlaştırılması ile ilgili davetinin şartsız ve kayıtsız olmadığını sözlerine ekledi.

Kardavi, şimdiye kadar ki bütün konferanslarında sunduğu, mezheplerin yakınlaştırılmasının önündeki engelleri, dikkate alınması gerekenleri de şu maddelerde sıraladı:

1- Kur’an-ı Kerim karşısındaki duruş, Kuran’dan bir noksanlık ve ziyade kabul edilmez,

2- Sahabe ve mü’minlerin anneleri karşısındaki duruş, Onlar Muhammedi medresenin öğrencileridir, milletleri İslam’a soktular,

3- İtikadi mezheplerin başka ülkelerde yayılmasını engellemek,

4- Sünni yada şii azınlıkların haklarını kabul etmek.

Kardavi, 4 maddede açıkladığı bu isteklerini ziyaret ettiği İran’daki şii alimlere de ilettiğini belirtti.

Uygun olmayan bir zamanda, bu açıklamayı yaptığı yönündeki eleştirileri kabul etmeyen Kardavi, Şiilerin sünni toplumlarda yayılması ile ilgili endişesini zamanında yaptığını söyledi.

Ayetullah Safi’den Şeyh Karadavi’ye Cevap

abna.ir adlı internet sitesinde yayınlanan habere göre Dünya Ehl-i Beyt Konseyi eski başkanlarından Ayetullah Safi'nin Karadavi’ye bir mektup yazarak “Saygıdeğer Karadavi Cenapları İslam alim ve mübelliğlerinden biri olup Ümmetin önemli sorunlarının çözüm sahnesinde faaliyetle dolu bir geçmişe sahiptir. Kendileri İhvan-ı Müslimin hareketinin ünlü alim ve mübelliğlerinden birisidir ve Hasan El-Benna’yı tanıdığı günden itibaren davet ve tebliğle meşguldür. Biz kendisini yakınlaşma (tagrip), vahdet ve ihtilaflarla mücadeleye çağıranlardan biri olarak tanıyoruz. Kendileri ayrıca Mısır’daki Takrip hareketinin ilk kurucu ve önderlerinden olan üstadı Hasan El-Benna’nın da izleyicilerindendir, ama bugünlerde konuşma ve eğilimlerinde kendisinden hiç beklemediğimiz değişikliklere şahit olmaktayız.” dediği belirtildi.

Ayetullah Safi mektubunda şöyle devam etti: “Kendilerinin bu yeni tavırları “geçmişi” ve “yetiştiği mekteple” çelişmektedir; mezhepler arasında yakınlaşma ve anlaşma sağlanması için çabayla dolu bir geçmiş ve Şeyh Hasan el Benna ile Şeyh Muhammed Şeltut (Allah ikisine de rahmet eylesin) tarafından kurulu bir mektep.”

Ayetullah Safi Karadavi’nin suçlamalarının ilmi açıdan sorunlu olduğunu ileri sürerek sözlerini şöyle sürdürdü: “İslami mezhepler arasında anlaşma sağlanması demek bu mezheplerin usul ve füru alanında tamamen aynı kanıda olmaları anlamına gelmemektedir; usul ve füru alanındaki ihtilaflar içtihat ve Kitab ve Sünnet’in anlaşılması çerçevesinde kaldığı müddetçe de bu durum bizlerden birinin karşısındakini bidatçılık ve sapkınlıkla itham etmesine yol açmamalıdır. Acaba Kitap ve Sünnet’in anlaşılmasında ihtilaf içersinde olduğumuz bir kişiyi bidatçılıkla suçlamamız mümkün müdür? Eğer bu doğru olsaydı müçtehitler ve fikir sahipleri de birbirlerini bidatçılıkla itham edebilirler, ne de olsa her biri ayet ve rivayetlerden diğerinin yapmadığı bir çıkarımda bulunmaktadır çünkü. Bu durum hadislerin cerh ve tadilinde başvurdukları kıstasların farklı oluşundan kaynaklanmaktadır, biri diğerinin kabul etmediği bir rivayetle amel etmektedir, diğeri de bunun tersini yapmaktadır. Bundan dolayı bu hesapla her İslami mezhep diğerini usul ve füru alanında bidatçı olmakla itham edebilir, hatta Ehl-i Sünnet fırkalarından biri de bir diğerine bidatçı diyebilir. Elbette ben Bay Karadavi’nin bu şekilde bir bidat tanımını kabul edeceğini sanmıyorum. Kitap ve Sünnetin anlaşılması noktasındaki ve içtihat alanındaki ihtilafların bidat alanına dahil olmadığını söylemek gerekir. İmamiyye Şiası Kitap ve Sünnetin dışında bir kaynağa da sahip değildir. Şia nezdinde icmanın rolü ise ikincil bir önemdedir ve Sünnetin keşf edilmesinde aracı konumundadır sadece; Kitap ve Sünnet gibi haddizatında kamil bir delil değildir.”

Ayetullah Safi Karadavi’nin “Şiilerin Hüseyin bin Ali için bunca sene ardından yas tutmalarının bidat olduğu” şeklindeki ithamına verdiği cevapta Ehli Sünnet ravilerinden ve kaynaklarından sayısız hadisi anarak bu rivayetlerin Hz. Peygamberin (s.a.v) İmam Hüseyin için ağladığı ve Cebrail’in de o Hazrete tesliyette bulunduğunu bildirdiğini söyledi ve Karadavi’ye “Sizin elinizde bu eylemin haram olduğunu gösteren bizim rastlamadığımız bir deliliniz mi var?” diye sordu.

isra haber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.