1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Kararsızlar niçin artıyor?
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kararsızlar niçin artıyor?

A+A-

Son günlerde yapılan kamuoyu anketleri kararsız oyların hızla yükseldiğini ve hemen her partinin oy kaybettiğini ortaya koyuyor. Tam da seçimlere yaklaşılırken yaşanan bu durum kolayca açıklanabilir değil. Çünkü doğal beklenti, siyasi partilerin kararsızları kendi yanlarına çekmek üzere daha açık ve kesin bir söylem tutturmalarıdır. Böylece kararsız oyların dağılması ve azalması beklenir... Oysa şu anda tam tersi oluyor. Bu durumun bir açıklaması siyasi partilerin kendilerinden beklenen söylemi yeterli derinlikte ve netlikte üretememeleri olabilir. Bir başka olası neden ise siyasi partilerin kendilerinden pek de beklenmeyen bir söyleme doğru kaymalarıdır. İlkinde seçmendeki hayal kırıklığı, ikincisinde ise kafa karışıklığı kararsızların sayısını artıracaktır.

Türkiye’de bugün halen her iki süreç de birlikte yaşanmakta... Siyasi partilerin ülkenin temel meselelerinin hiçbiri üzerinde tutarlı ve kapsamlı projeleri yok. Kürt meselesinden Alevilere, oradan başörtüsüne ve gayrımüslim vakıf mallarına uzanan epeyce ideolojik bir insan hakları alanı neredeyse tamamen boş bırakılmış veya devletçi dile teslim olmuş durumda. Ancak yaklaşan yerel yönetim seçimleri nedeniyle öne çıkması beklenen yerel hizmetler ve bu arada eğitim, sağlık gibi alanlardaki meseleler bile sanki tartışma konusu değil. AB sürecinin de gündemden düşmesinin ardından siyaset o denli içerik kaybına uğramış halde ki, seçmenler karar vermeleri için ellerinde kendi kimlikleri dışında hiçbir unsura sahip değiller ve anlaşılan siyasi partiler de bu saflaşmayı kendi çıkarlarına uygun buluyorlar.

Ne var ki bu siyasetsizlik ortamını uzun süre ayakta tutmak da mümkün değil. Eğer kamuoyu sizi ‘siyasetsiz’ olarak algılarsa, bunun oy kaybı olarak sandığa yansıma ihtimali yüksek. Kimliksel saflaşmanın da bu noktada pek bir yararı olmayabilir, çünkü kimliğini koruyarak alternatif bir partiye oy verebilecek çok sayıda seçmen mevcut. Örneğin muhafazakârlık AKP ile MHP arasında kalan bir kitleye, AB yanlılığı AKP ile CHP arasında kalan laik seçmenlere, devletçilik ise CHP ile MHP arasında doğal geçiş yapabilen bazı kesimlere hitap etmekte. Beklenen strateji, her partinin kendini göreceli olarak güçlü gördüğü ideolojik tutumlar etrafında ve en yakın rakibinden ayrımlaşmak üzere siyaset yapmasıdır.

Ancak Türkiye’de bu da olmuyor. Söz konusu stratejinin karşılıklı kazançtan ziyade karşılıklı yıpranma ima ettiği bir dönemdeyiz. Bunun da nedeni bu kavramların somut siyasetlere dönüştürülememesi ve sonuçta birbirini bel altından vurmayı hedefleyen bir atışma halinde yaşanmasıdır. Böylece neredeyse mutlak bir siyasetsizliğin eşiğine gelinmekte... Öte yandan bu durumun da sakıncası ortada. Seçimlere giderken bir şeyler söylemek de şart...

Bu zorunlu siyaset arayışı partileri yukarda sözü edilen ikinci tavra sevk etmiş gözüküyor. Her parti diğer iki rakibinin ideolojik alanına talip olmanın peşinde. Örneğin AKP, rakiplerinin doğal alanı olan devletçiliğe talip. Kendisinin seçimlere yaklaşılırken ‘eksik devletçilik duyarlılığı’ nedeniyle eleştirilmesini engellemeye çalışıyor. CHP kendisinde olmayan muhafazakâr duyarlılığı tamamlamak üzere çarşaflı kadınları üye yapıyor. MHP ise laik ve demokrat oylara göz kırpmak üzere Alevilere yönelik beklenmeyen bir açılım yapıyor. Böylece seçmenin kafasını iyice karıştıran bir söylem karmaşasına doğru yol alıyoruz. Bu pozisyonların hiçbirinin gerçek bir derinliği yok, ama her partiyi kendi kolay tanımlanabilir konumunun dışına çıkarıyor.

Seçimlere bu tablo içinde gitmenin yararlarından söz etmek mümkün. Bu sayede toplumsal sorunların tek tek partileri aşan bir sahiplenme yarattığını ve çözümün daha mümkün hale geldiğini iddia edebiliriz. Ancak bunun önkoşulu söz konusu siyasi manevraların samimi bir iradeyi yansıtmasıdır. Oysa bu ülkenin deneyimi, siyasette samimiyetin epeyce kıt olduğunu göstermekte. Şu anki taktiksel tutumlar da muhtemelen sorun çözme niyetinden ziyade, seçim arifesinde rakiplerin ‘doğal’ alanlarını kısıtlamak ve onları hareketsiz kılmak için yapılıyor.

Eğer her üç parti de eşit başarı gösterirlerse, mart ayına doğru kararsızların daha da artması şaşırtıcı olmaz. Ancak gerçekçi bir bakışla bazı partilerin inandırıcılığının diğerlerinden fazla olacağı öngörülebilir. Böyle bir analiz en az inandırıcı parti olarak CHP’yi işaret ediyor. Öte yandan devletçiliğin AKP için bir ‘gerileme’, oysa Alevilere sahip çıkmanın MHP açısından bir ‘ilerleme’ olacağı da açık. Sonuç MHP oylarının artmasıdır...

Seçimlere daha epeyce vakit var. Ama eğer partilerin stratejileri buysa, yaklaşan sonuca da hazır olmalarında yarar var.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.