1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. Karanlığın Prensleri
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

Karanlığın Prensleri

A+A-

Aydın olma adına her türlü karanlığa hizmeti erdem sayanların var olduğu bir toplumda doğruluğun, dürüstlüğün, eminliğin ve adaletin temsilcisi ve taraftarı olmayı kolay mı sandınız? Hele ki bu erdemlerini(!) saydığımız karanlık prenslerinin tahakküm ettiği, önemli noktaları ellerinde bulundurduğu bir ortamda. Hem de yorulmadan, terlemeden, huzurunuz bozulmadan, zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmadan, uykularınız kaçmadan ve… Bedel ödemeyi göze almadan… Hukuk; hak kelimesinin çoğulu olan haklar demektir. Genel hali ile İlahi hukuk ve beşeri hukuk diye ikiye ayrılır. İlahi hukuk; Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlığa gönderilen; bireyin, toplumun, birey toplum ilişkilerinin ve üzerinde yaşamın var olduğu arzın tamamına yönelik, zarar görmeden-zarar vermeden prensibi ile hiç kimsenin imtiyaz sahibi olmadığı, özünde insanoğlunun menfaatini, refahını, huzurunu, barışını ve mutluluğunu gözeten kurallar manzumesidir. Yani ilahi hukukun kaynağı Allah’tır.  Beşeri hukuk ise adından da anlaşılacağı üzere menşei insan aklı olan kurallar manzumesidir. Ama gelin görün ki insan aklı, hiçbir zaman duygulardan ve çıkarlardan ‘‘arolmamıştır. Bu durum hukukun; köleci sistemlerde, insanların alınıp satılabildiği haklar olarak, Ortaçağ Avrupa’sında; serfleri toprağıyla satabilme olarak,  Sanayi toplumunda da; insanları çoluk çocuk dâhil karın tokluğuna veya daha azına çalıştırabilme olarak tezahür etmiştir.

Modern toplum(-umuz)da da hukuk; toplumun yaşamını düzenlemek için uygulanması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar biçimi olarak ya da toplumun genel menfaatini, fertlerin ve toplumun ortak iyiliğini sağlamak amacıyla konulan ve kamu gücü ile desteklenen kaideler bütünü olarak tanımlanmıştır. Demokratik sistemlerde toplum; kanun koyma hakkını, halkın temsilci olarak seçtiği parlamenterlerin oluşturduğu meclislerin eliyle, toplumun genel çıkar ve talepleri doğrultusunda kullanır. İdareyi; yürütme organı olan hükümetlerin eliyle ve ihdas edilen kanunların, toplumun tüm kesimlerine eşit bir şekilde uygulanmasını da yargı organı olan yargı kurumlarının eliyle yürütür. Buraya kadar her şey normal. En azından teorik düzlemde…

Ammaaa uygulamaya gelince bizim hukuk(-umuz)un(!) alameti farikaları(ayırt edici özellikleri) arzı endam etmektedir açık ve seçik bir şekilde. Evvela cumhuriyetle beraber oluşturulan hukuk; toplumun seçtiği değil toplum adına birilerinin seçtiği temsilciler(!) vasıtasıyla oluşturuldu ve bu anlamda hiçbir zaman da toplumun onayı alınmadı. Tam tersine bunun için topluma büyük bedeller ödettirildi.    

İkinci olarak; suç isnad edilen kişileri önce idam edip yıllar sonra yargılayan hukuk da modern toplum inşası için vücuda getirilen hukuk değil miydi?

Üçüncü olarak; hukuk sistemine laiklik konulduğu halde, kahir ekseriyeti Müslüman olan bir toplumun dinine yönelik yasaklar getiren, camileri ahır olarak kullananlara hiçbir müeyyide getirmeyen hukuk, acaba toplumun razı olduğu hukuk muydu?

Dördüncü olarak; sadece toplumun taleplerini dikkate alarak bir takım kısmi özgürlükler getiren başbakanını idam eden hukuk, toplumun hangi çıkar ve iyiliğini gözetiyordu? Toplumu kimden ve neyden koruyordu. Topluma neyi kazandırıp neyi kaybettireceği düşünülmüş müydü?

Beşinci olarak; hangi toplum kendisini yok sayacak bir hukuka evet diyebilir ki? Yüzyıla yakındır bu toplumun önemli bir bölümü olan Kürtlerin varlığı yok sayılmıyor mu hem de modern demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti adına…

Altıncı olarak; halkın seçtiği temsilcileri alaşağı etmek için, demokratik düzene balans ayarını vermek için güpegündüz şehir içinde tankları yürütenlere bırakın müeyyideyi, amaçlarına hizmet eden bir başka hukuk ya da yargı sistemi var mıdır?

Yedinci olarak; halkının kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu bir toplumda yazılı hukukta yasak olmadığı halde eğitim ve çalışma özgürlüğüne yine halkın iradesine rağmen yasak getiren hukuk ya da hukuksuzluk uygulaması da bu ülkenin hukukunun alameti farikası değil mi?

Sekizinci olarak; hukuk adamlarının hukuktan çok karanlık odak ve çetelerin talimatları doğrultusunda çalıştığı bir başka hukuk sistemi var mıdır?...

Hülasa bizim(!) hukukumuzun alameti farikalarının bir köşe yazısına sığması mümkün değildir. Bütün bunların yaşandığı bir ülkede yüzde 47 değil de yüzde 57 ya da 67 oy alan bir partiye dahi dava açılması sizce garip midir? Bence garip değildir ve ahvali adiye dendir. Dolayısı ile modern toplumumuzun modern hukukunu(!); büyük balıkların delip geçtiği küçüklerin de takıldığı, birilerinin toplumun genel menfaatini toplumun iradesine rağmen daha iyi düşünüp(!) ördüğü bir ağ sistemidir diye tanımlamak yanlış olmasa gerek. Son günlerde koparılan onca fırtınaların altında yatan da örülen bu ağ sisteminin yavaş yavaş toplumun talepleri doğrultusunda değiştirme çabalarının, aydınlıktan korkan karanlık prenslerinde yarattığı korku ve hezeyanın yansıması, sahip oldukları imtiyazlı yaşamı kaybetmemek için bir karşı saldırısı olarak görmek gerekir diye düşünüyorum.

Elbette karanlık prenslerinin; toplum temsilcilerinin şahsında toplumun iradesine karşı başlattıkları bu yeni saldırıyı küçümsemek, önemsememek tarihten ve yaşanan acı tecrübelerden hiç ders almamayı gerektirir. Bu anlamda bugüne kadar karanlık prensleri hep başarılı oldular. Postalların gölgesinde hazırlanan bir anayasanın yürürlükte olduğunu unutmamakla beraber cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ülkenin en büyük mahkemesinin, rüştünü nasıl ispat ettiğini de(367 kararı) hatırlatmaya gerek yok sanırım.

Bugünlerde Ülke; cumhuriyet tarihinin en önemli dönemeçlerinden birini yaşamaktadır. Karanlık prensleri; ya bugüne kadar olduğu gibi yalanla dolanla, kavramların içini boşaltarak postal sahiplerinin gücünü de arkalarına alarak başarılı olacaklar. Ya da toplumun temsilcisi durumunda olan hükümet; temsiliyet görevini, korkmadan ama aynı zamanda gerekli olan tüm yasal düzenlemeleri de bir an önce yaparak yerine getirmelidir. Olmayan insaf ve hukuk(!) yorumlarına işi bırakmadan, elden gelen tüm tedbirleri alarak, onurlu bir duruş sergileyip, özgürlükler ülkesine doğru kararlılıkla yürümeye devam ederek ülkenin bu anlamdaki makûs talihini değiştirecektir. Ateşe tahammül edebilmek için su kadar sakin, şeffaf, ve de serin olmak lazım. İçe atılan yabancı, zehirli unsurlardan kurtulmak için sahile atılacakları güne kadar sabırlı ve de kararlı olmak lazım. Artık geri dönülemez bir yola girilmiştir. Kendilerine verilen görevleri her ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyenleri toplum da affetmeyecektir. Halkların iradesi; kendilerine verilen görevleri layıkıyla yerine getirmeyenlerin yerine daha iyisini çıkarmaya muktedirdir.

Büyük hedeflere büyük bedeller ödeyerek ya da ödemeyi göze alarak ulaşılabilir…

Önceki ve Sonraki Yazılar