1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Kara Liste'de 1000 Kişi Vardı
Kara Liste'de 1000 Kişi Vardı

Kara Liste'de 1000 Kişi Vardı

A+A-

Yıldırım Beğler, üzerinde 'Kara Liste' yazan ajandada yer alanların sadece 200 kadarının sorgudan kurtulduğunu, sorguya alınanlardan ise bir kişinin çıkıp gidebildiğini söyledi..

Yıldırım Beğler'le Sabah Gazetesi'nden Ertuğrul Erbaş'ın yaptığı röportajın 2. Bölümü:

1995'te Hasan Kundakçı'nın Kuzey Irak'tan getirmesinden sonra 14 yıl Güneydoğu'da Genelkurmay'ın kadrolu tercümanlığını yapan Kerkük Türkmen'i Yıldırım Beğler, iltica ettiği Norveç'te yaptığımız röportajda, Türkiye'ye geldiği ilk günleri şöyle anlattı: "Yetkim var, kimliğim var. Tankla bile gezebilirim. İstediğimi alabilirim, kapıları kapatırım, açarım. Devlet benim. Namım Ankara'ya ulaştı. Demişler ki 'Biz böyle bir maden bulduk. Ha bire PKK'lı yakalıyor!' Özel Kuvvetler MAK grubunu gönderdiler. Muharebe Arama Kurtarma. Başlarında Mete kod adlı Albay Levent Göktaş vardı. O Engin Alan'a, Engin Alan da direkt Genelkurmay Başkanı'na bağlıydı. Başka da kimse yoktu arada."

*
Tam göreviniz neydi?
Bizim yukarıda bir 48'imiz vardı, bir de 47'miz. Kapı bunlar.

*
Ne yapıyordunuz kapıda?
Listemiz vardı. Biz ona "Kara Liste" diyorduk. Fotoğrafını gösterdim. (Yıldırım Beğler bir fotoğraf gösteriyor. Beğler'in önünde bir masa, masada adı 'Kara Liste' olan bir ajanda var.)

* Neydi o kara liste?
Bu listeyi yazmaya 2 kişinin yetkisi vardı. Levent Göktaş ve Engin Alan.

*
Kendi kafalarına göre mi yazdılar?
Onlar yazıyordu. Bize göre o kara listede olan herkes PKK'ya yardım yataklık yapmış PKK'lıdır. Cezalandırılacak!

*
Kimler vardı kara listede?
300'e yakın PKK'lı vardı. Ürün, Ülper, İlker, Aslan, Kaplan soyadları boldu. Aralarında gerçek PKK'lılar vardı. Bunlar dağda olanlardı. Etruş'ta şurada, burada... Geri kalanı da listeye koyuyorlardı. İşadamları da vardı.

LİSTE MAK'TA
*
Nerede şimdi bu liste?
Listeyi Flash Disc'e aktardık. MAK'ın yanında kaldı. Bende yok.

*
Kaç kişi vardı listede?
1000'e yakın kişi vardı...

*
Bu liste ne zaman yapıldı?
MAK getirdi listeyi, bize verdiler. Levent Göktaş bölükteki odasından hiç çıkmazdı. Yukarıda biz yönetiyorduk.

*
Bu liste devlet politikası mıydı?
Öyle bir şey yok. Herkes o zamanlar kafasına göre iş yapıyordu.

*
Listedekileri kapı kapı gezip neden almadınız?
Onu da yapıyorduk. Ama bazılarının adresi yok. Haber elemanı geliyor bu adam yardım yataklık yapıyor diyordu. Komutan bunu not alıyordu. 4-5 tane haber elemanı aynı şeyi söyledi mi çizildi! Kara listeye girdi.

*
Kara listeye girip de alınmayan adam var mıydı?
Var. İki yüz kişi kadar vardı.

*
Aldığınız adamları ne yapıyordunuz?
İlk önce bölüğün ortasında bir kulübe vardı. Jeneratör dairesi. Oraya götürüyorduk.

*
Kaç kişiyi götürdünüz, 200, 300?
Daha fazla.

TEK KİŞİ DÖNDÜ

*
Teslim ettiğiniz adamlardan geri dönen oldu mu?
Hepsi gidiyordu. Bir tek Adil Çetuk serbest kaldı. Cizreli. Çok zengin bir işadamı. Sabun ve yağ fabrikası var. PKK'ya yardım yataklıktan, 47 Kapı'da aldım onu ama jeneratör odasına koymadım. Bizim ana karargâhın ufak nezarethanesine koyduk. Kimse görmesin diye. Sonra bıraktılar Adil Çetuk'u.

*
Nasıl oldu bu?
Cemal Binbaşı (Temizöz) MAK Grup Komutanı Levent Albay'ı (Göktaş) aradı. Levent Albay bırakın demiş. Ben karşı geldim. Ya dedi 'Cemal Binbaşı'yı kırmak istemiyorum. Bir daha görürsen alırsın' dedi. Cemal Temizöz Cizre İlçe Jandarma Komutanı'ydı. Ben anladım bir numaralar var. Sonradan duyduk. Adil Çetuk, Cemal Binbaşı'ya bir villa hediye etmiş. Ya Alanya ya Antalya. Bizim komutanlardan duydum.
 
ÖLDÜRÜRLER SÖZÜ ÜZERİNE KAÇTIM
 
2000 yılında benim gibi bir iki JİT elemanı öldürülünce korktum. Seyithan Başçavuş içki masasında 'Bunlar seni de öldürür kaç git!' dedi. Aldım çoluk çocuğu Romanya Bükreş'e gittim. PKK'lı kaynıyor. Ermeni asıllı Yuro'ya beni korusun diye 11 bin dolar verdim. Meriç Paşa aradı. 'Oğlum sen ne yaptın? Harcanırsın orada. Bu ülke senin. Geri dön' dedi. Ben de döndüm. Döner dönmez SSK'mı yaptılar. Ankara'dan maaş geliyordu.
 

YILDIRIM BEĞLER RÖPORTAJI - 3 / Ertuğrul Erbaş

"MUMCU'NUN KATİLİ VELİT ADLI TÜRKMEN"

 

Yıldırım Beğler, yayınlanan dizi röportajın 6. gününde Uğur Mumcu suikastının karanlıkta kalan gizemlerine ışık tutuyor. Bugün, suikastla ilgili hiç duymadığınız bilgileri okuyacaksınız.

* Uğur Mumcu suikastı hakkında ne biliyorsunuz?
Uğur Mumcu'nun olayı biraz pis iştir. Üçgen... Asker, polis, MİT... Uğur Mumcu'nun katili Türkmen. Kerküklü. Daha önceleri MİT'e çalışıyormuş. Adı Velit... Vatandaş olmuş. Bombayı koyunca yakalandı. Yakalanınca kimliğini sakladılar. Saklayınca ne oldu? Iraklı oldu. Savcı sınır dışı etti bunu. Sınır dışı olunca Barzani bunu Serraç'ta aldı hapsetti. Barzani bizimkileri bununla tehdit etti. İşte hükümete vereceğim, Ankara'ya vereceğim diye... Bize emir geldi, "Velit'i Barzani'den alın!" Özel Kuvvetler bu çocuğu kaçırdı K. Irak'tan. O kaçırma da ayrı bir olay... Onu sonra söyleyeceğim. Silopi'ye getirildi. Habur'da ben aldım. Silopi'de Terörle Mücadele'ye teslim ettik. Korusun, himaye etsin diye. Bunları Velit'in kendisi anlattı.

ERSEVER ÇİZGİYİ AŞTI
* Velit ne yapmış suikastla ilgili?
Velit bombayı arabaya koyan kişi! Yakalanması yanlışlıkla oldu. Sonra bunu Kuzey Irak'a attılar, sınır dışı yaptılar... Yine kurtardılar sonra. Hepsi kurtardı. Çünkü Velit getirildiği zaman üçü de bunu koruyordu.

* Uğur Mumcu'nun suikast emrini kim verdi?
İşte diyorum ya. Üçgen! MİT, asker, polis üçgeninde karışık bir iş... Bazı günler bazı işler ortaya çıkıyordu. Bazı gazetecilere benim gibi adamlar bir şeyler anlatıyordu. O zaman hem gazeteciyi hem de ona anlatan kişiyi temizliyorlardı. Yanlış işler çoktu. Uğur Mumcu hakkında da duyuyorduk bir şeyler. Yok PKK'lıdır, yok yardım-yataklık...

* Uğur Mumcu da Kara Liste'de miydi?
Yok o liste sonradan çıktı. Mumcu daha önce öldü. Ama bir şeyler var. Niye gidip başkalarını öldürmüyorlar? Temizlemiyorlar? Bir şeyler dönüyordu.

* Velit ne oldu sonra?
Anladım ki Velit'i korumak için değil, infaz etmek için getirmişler. 3 gün sonra beni aradılar Velit'i öldürmüşler dediler. "Yav nasıl öldürmüşler?" Valla Başköy'ün köprüsünün altında zehir vermişler, ölmüş. Orada cesedi kalmış. Köylüler köprünün altına gömmüşler. Basına yansıdı bu. Geldiler kemikleri falan çıkardılar götürdüler. Sonra mevzu yine kapandı.

* Cem Ersever?
Ersever'i gördüm. M2 başkanıydı. 1991'de Zaho Tim Başkanı'ydı. Jandarma bakıyordu oraya zamanlar.

* Neden öldürdüler?
Bu camiada bazı insanlar kendini kaybediyordu. Bir anda diyordu ki "Lan devlet benim!" Başkaldırıyordu... Bakıyordu işte çevresinde birkaç tane adamı var. "Lan şunu alın, şunu temizleyin!" Kendini devlet zannediyordu. Ama devlet tek başına bir kimse değil. Cem Ersever, 'Ben tek başına devletim' deyince üzerini çizdiler... O kadar gözü kara adamlar vardı ki, Başbakan'ı bile 5 dakikada kaldırırdı yani... Buraya gelmeden önce ben de öyleydim. Ama şimdi onları cahil olarak görüyorum. Şimdi bana bütün dünyayı verseler değil başbakanı, korumasını bile vurmam. İnsan vurmam. Ne için yani? Adam Kürtçe konuşmuş, konuşsun... Kerkük'te 2 milyon Türkmen var. Türkmen hakkı diyoruz. Burada da 7 milyon Kürt var. Onlar da konuşsun. Ben orada öyle değildim. Benim yanımda biri Kürtçe konuştuğu zaman "Şak" yapıştırıyordum. Çünkü büyüklerim böyle emrediyordu. Kürtçe konuşmak suçtu. Adam sadece Şivan Perver kaseti dinlemiş, yakalamışım, savcılığa vermişim, savcılık 3 yıl hapis demiş. Yanlış işlerdi. Al işte TRT Şeş açıldı. O zamanlar TRT Şeş deseydin asarlardı adamı.

YILDIRIM BEĞLER RÖPORTAJI - 4 / Ertuğrul Erbaş

'BİR MÜDÜRÜ ÖLDÜR' DEDİLER YAPAMADIM

SABAH'ın büyük ilgiyle izlenen "Soğuktan Gelen Tanık" dizisinin son bölümünde Yıldırım Beğler bölgedeki bazı öldürme ve kaçırma olaylarının iç yüzünü anlatıyor. Anlattıkları doğru ise cinayetlerin ardındaki neden her zaman vatan sevgisi olmamış.

* Hiç adam öldürdünüz mü?
(Kısa bir suskunluk) Ben tetikçilik yapmadım. İlk görevim Habur'da gümrükte bir müdürü öldürmekti. Bunu anlatayım, yaz. Adı Mehmet Ali idi. Diyarbakırlı Kürt...

* Size mi verildi bu görev?
İlk görevimdir ha! Dendi ki; "Bu şerefsiz PKK'ya yardım yataklık yapıyor. Gümrük'ten haraç alıyor PKK'ya veriyor." 2 tane tabanca verdiler. Kendi tabancamla yapmıyorum. Bu işler böyle... Biri susturuculu 7,65, diğeri 14'lü. 14'lü güvenliğim için. Polis çıkarsa karşıma, gerekirse onu da vuracağım! Evin bahçesinde 7.65'le talim yaptım. Çık! Çık! Mermi gidiyor ama ses yok. Benim evin arkasında Çiçek Market var idi. Gümrük müdürü, onun arkasındaki apartmanda ilk katta oturuyor. Gümrük lojmanlarında. Geldim silahı kaldırdım tam sıkacağım, baktım, karısı yanında, küçücük bir tane çocuk masanın üzerinde, karı-koca çocukla oynuyor. O anda benim de çocuğum aklıma geldi. Yapamadım. Döndüm geriye. Bir itirafçı vardı. (İsmi bizde saklı) O dedi ki; "Bu ne biçim komutanın manevi oğlu?" Aldı iki tabancayı benden. 10 dakika sonra geldi. "Gittim kapıyı çaldım adam açtı. Gel lan dedim bindirdim arabaya. Götürdüm tepede hallettim" dedi. "Yav bir tane daha çocuk var onu da temizlemem lazım beni gördü!" dedi. Çocuğu da alacaklardı bırakmadım. Çocuğun abisi Yunus Dizlek haber elemanı. Bayağı PKK'lı yakalattı. Koçero Saluci'nin rakip aşireti. Koçero da istiyor ki devlet başka aşirete gitmesin. Eninde sonunda katakulli yaptılar. Çocuğu değil de Yunus'u aldılar. O gün bugün Yunus da yok! O gümrük müdürü de tamam rüşvet aldı, yedi ama PKK'ya haraç maraç yoktu abi ya.

* Başka şahit olduğunuz olaylar?
Şöyle bir şey diyeyim. Adı R.A., kod adı Reşo Dayı. PKK'nın Cudi Dağı genel komutanıydı. Çok önemli biriydi. Çok iş yapmış. O da MAK'ın itirafçısıydı. Bir gün ben, Reşo Dayı, B. Başçavuş Habur'a Free Shop'tan sigara almaya gittik. Bir anda B. Başçavuş; "Yıldırım sen burada kal hemen geliyoruz" dedi. Komutanım ne çeviriyorsun dedim. "Hemen geliyoruz" dedi. Beni bıraktı orada. Arabayla bastı gitti. Gitti kimi almış; Abdurrahman Kaplan! Taksici garibanın teki. Bir tane Iraklı getirmiş yanında. Onun da çanta dolar dolu. İşadamı. Ticaret yapacak. Gitmişler bunların ikisini Nerdiş Köprüsü'nün orada almışlar. Abdurrahman da işi çakmış. Araba tam Alay'ın önünden geçerken atıyor kendini. Onu görüyor Iraklı da kendini atıyor arabadan. Hal böyle olunca B. Başçavuş filmi değiştirmiş, Alay'ın nöbetçilerine "Asker bunları yakala bunlar terörist!" diye bağırmış. Almışlar içeriye götürmüşler. Beni çağırdılar. Sordum; "Siz gümrükteydiniz ne iş?" Abdurrahman benim arkadaşım. Ama onlar bilmiyor. Temiz bir çocuk. "Nedir mesele" dedim. "Abi böyle böyle. Bizi öldürüp parayı alacaklardı. Şimdi de bize PKK'lı diyorlar." Komutana dedim, ikisini de bıraktırdım.

* HADEP'li iki kayıp daha vardı. Hatta Meclis'te soru önergesine konu oldu. Halil Birlik ve Mehmet Bilgiç. Bunları sizin aldığınız iddia ediliyor.
Evet ben aldım o ikisini. Sene 1996. Halil Birlik ve Mehmet Bilgiç. 2 Kürt işadamı. Bana bunların PKK'ya yardım yataklık ettiği söylendi. Bunları alın emri verildi. Kapıda ikisini de aldım. Sonra götürdüm Levent Göktaş'a teslim ettim. 2006'da cezaevine girdiğimde savcı bana "Cesetleri ver yoksa seni PKK'nın avlusuna koyarım" dedi. Cesetler dediği Halil Birlik ve Mehmet Bilgiç. Dedim ki "Haberim yok!" İnanmadı. Beni PKK'nın avlusuna koydular. 6 tane PKK'lı üzerime yürüdü. Yemek tavasıyla hepsini indirdim. O zamanlar şoförüm Ömer Öktem benim adımı vermiş. Savcı yine çağırdı. Dedi ki "Telefonda Bakan Cemil Çiçek var. Seninle görüşmek istiyor." Telefondaki "Ben Cemil Çiçek" dedi -Sahiden o muydu bilmiyorum- "Yıldırım şu cesetler nerede? Bak cesetleri bize ver. Başbakan söz verdi. Seni pişmanlık yasasından faydalandıracağız. Sana koruma vereceğiz, iş vereceğiz." dedi. Söylemedim.

* Ne oldu bu iki kişi?
Evet ben aldım ama Levent Göktaş'a teslim ettim. O ikisinin de nerede olduğunu ben sonra söyleyeceğim.

* İtirafçılar, haber elemanları... Hepsi mi paralı işlere bulaştı?
Bir gün oturmuşuz telefon geldi 156'ya; Yolda 2 PKK'lı kamyonculara makbuz kesiyor, haraç alıyor... Bastık geldik. Baktım, Antepli kamyoncunun biri levyeyle bunlara girmiş. (Gülüyor) Adamlar puşili, Kaleşli PKK'lı. Haşat olmuş. Zor aldık ellerinden. Bir baktım bizim 2 haber elemanı! (İsimleri bizde saklı) Tokatladım bunları attık bagaja. PKK'nın makbuzları var ellerinde. ERNK amblemli. Operasyonlarda aldığımız makbuzlar. Atmışız depoya. Onları almışlar. PKK elbisesini giymişler puşi falan. "5 lira ver, çık" diyorlar. (Gülüyor) 5 lira deyip az görme. Orada günlük 2 bin kamyon geçiyor. Sordum; "Oğlum niye böyle yaptın?" Dedi ki; "Bakalım hangisi PKK'ya haraç veriyor, zarf attık!" Yani amaç yemin ederim o paraydı.

* Kamil Atak?
Korucu başıdır. O da kendine göre iş yapıyordu. Kamil'in yeğeni PKK'lıydı. Yeğenini biz aldık. Dedi ki; "Bana ver eve götüreyim."Dağbaşı mı burası, dedim? Adam dağdan gelmiş PKK'lı ben sana vereceğim nasıl olacak? "Adam benim yeğenim" dedi. "Ben alacağım sorgulayacağım serbest bırakılacaksa biz karar vereceğiz" dedim. Cemal'in (Temizöz) hatırı için yeğenini verdik. Fazla hırpalamadık.

NORVEÇ'TE BİR ALBAY!

* Norveç'e nasıl geldiniz?
Tunus'a gittik. Birinden 30 bin euroya Finlandiya pasaportu aldım. Gelir gelmez pasaport sahte dedim.

* Direkt kendinizi ihbar ettiniz yani. Mülteci kampına gönderdiler. 30 gün kaldım.
Ev verdiler.

* Nasıl bu kadar çabuk?
Ben Iraklıyım. Türk de vardı. Bir tane albay vardı. Bir gazeteci vardı.

* Albay da mı kaçmış?
(Gülüyor) Albayı gördüm, bir yerden çıkarıyordum. 'Ooo komutanım' dedim. Beni gördü kaçtı. Şimdi ortada yok. O beni tanıdı. Gazeteci Mithat da işkence gördüm diye kaçmış.

BİTİRİRKEN...

Soğuktan gelen tanık "Brüsk" kod Yıldırım Beğler'in anlattıkları dizinin 7. gününde böylece son buldu. Röportaj öylesine ilgi gördü ki; diziden önce Google'da sadece 4 adet olan Yıldırım Beğler adı, dizinin ardından 20 bini aştı. Gelen tepkileri 3 başlık altında toplamak mümkün: 1- "Anlatılanlar doğru, yanlışların hesabı sorulmalı!" 2- "İyi ki yapmışlar. Hainler cezalarını buldu!" 3- "Yıldırım Beğler iftira atıyor, siz de alet oluyorsunuz!" Birinci ve ikinci şıklardaki kanaatlerin polemiğini yapmak bize düşmez. Ama, SABAH'ın bu gazetecilik başarısını üçüncü şıktaki bir ithamla değerlendirmenin haksızlık olduğu kanaatindeyiz. Asla ve asla bir kurumu yahut o kurum içindeki legal yapılanmaları hedef almış değiliz. Dizinin muhatabı -eğer var ise- o yanlışları yapan kişilerin ta kendisidir. Bizim vazifemiz sadece gazeteciliktir. Ki bu röportajla sadece vazifemizi yaptığımız inancındayız. Ayrıca, şu hususun da altını çizmek gerekir ki; konuştuğumuz bu kişi ne bir itirafçı ne de bir PKK teröristi. Yıldırım Beğler, "Olağan şüpheli" profilinden uzakta, devletin kadrolu tercümanı, istihbaratçısı, sorgucusu, bundan da öte komutanların "Manevi evladı" idi. Yıldırım Beğler, yine kendi tabiriyle aileden biriydi. Biz sadece aktardık. Yorum okuyucunun, hüküm muhatabınındır.

Sabah Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.