1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. Kandil'de Yenilik ve "Süreç"in Geleceği
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Kandil'de Yenilik ve "Süreç"in Geleceği

A+A-

     Önceki gece IMC Televizyonu’nda Ayşegül Doğan’ın konuğuydum. Mısır’ı konuştuk. Sıra geldi günün haberine. PKK’nin ya da daha doğru deyimle KCK’nin tepesinde o gün meydana gelen değişiklikler; Cemil Bayık’ın Murat Karayılan’ın yerini alması ve "eşbaşkanlık" sistemi oluşturularak Cemil Bayık’ın yanısıra Bese Hozat’ın KCK’nın diğer eşbaşkanı olarak ilan edilmesi. Tabii bir de, bir başka ve daha önemli yeni uygulama olarak, KCK’de “genel başkanlık” makamı ve onunla birlikte “Genel Başkanlık Konseyi” adlı bir yeni kademenin daha oluşturulması. 

     Radikal’de dün yayımlanmış olan yazının başından yeni kalkmıştım. Konuya ilişkin analiz, zihnimde tazeliğini koruyordu. Ayşegül Doğan, bu konuyu konuşmadan önce Brüksel’e bağlanacağımızı ve söz konusu bütün değişikliklerin gerçekleşmiş olduğu Kongra Gel’in Başkanı Remzi Kartal’a sorular yöneltebileceğimizi söyledi. 

     Yazmış olduğum ve dün yayımlanan yazının sağlamasını yapmak açısından daha mükemmel bir “kaynak” olamazdı. Remzi Kartal, Kongra Gel’in 9. Kongresi’nin olağan bir kongre olduğunu hatırlattıktan sonra, ‘yapı’ya ilişkin bilgiler verdi. Ama, en önemlisi oluşturulan tüm yeni organların ve orada görev alanların Abdullah Öcalan’ın istekleri doğrultusunda belirlendiğini söyledi. Dünkü yazımın ‘ana fikri’nin bizzat Remzi Kartal’ın ağzından doğrulanmasından rahatlık duydum. PKK’yi (ve de dolayısıyla KCK’yi) “Bizim hareketimiz ‘önderlik’ doğrultulu bir harekettir” sözleriyle, temel gelişmeler ya da değişikliklerin Abdullah Öcalan’ın isteği ve bilgisi dışında gerçekleşmesinin söz konusu olamayacağını ima etti. 

     Remzi Kartal, ayrıca, Kongra Gel’i ‘yasama organı’ gibi anlamanın, illa bir şeye benzetilecek ise KCK Yürütme Konseyi’nin, illa bir şeye benzetilecekse ‘hükümet’ gibi algılamanın mümkün olabileceğinin gereğine değindi. Başına Cemil Bayık ile Bese Hozat’ın geldiği KCK Yürütme Konseyi’nin 35 kişiden oluştuğunu söyledi. 

     Asıl ‘haber bombası’nı, ilk kez kurulmuş bulunan ‘Genel Başkanlık Konseyi’nin 6 kişilik kadrosunu açıklayarak patlattı. 

     ‘Genel Başkanlık Konseyi’nin ‘Genel Başkan’ seçilen Abdullah Öcalan’ın ‘yardımcıları’ olarak kabul edilmesi gerektiğini ve onu temsilen çalışacağını bildirdi. Böylece, Genel Başkanlık Konseyi, KCK Yürütme Konseyi’nden daha üst bir kademeye yerleşmiş oluyor. 


     Abdullah Öcalan’ı temsil edecek 6 yardımcısı, yani ‘Genel Başkanlık Konseyi’ üyelerini KCK’nin iki Eşbaşkanı Cemil Bayık ve Bese Hozat ile Murat Karayılan, Mustafa Karasu, Sozdar Avesta ve Elif Pazarcık olarak sıraladı. 

     Böylece, KCK Yürütme Kurulu Başkanı sıfatını terkeden Murat Karayılan’ın kayıplara karışmamış olduğunu, hatta bir kademe daha yüksek bir konuma yerleşmiş sayılabileceğini öğrenmiş olduk. 

     Bu bilgi, bir anda, Cemil Bayık ile Murat Karayılan isimlerinin farklı ‘çizgileri’ temsil ettiği iddiası üzerinden yapılan tüm değerlendirmeleri boşa çıkarmış oldu. Radikal’de dünkü yazımın temel tezlerinden birinin daha doğrulanmasından bir kez daha ferahlık duydum. 

Çok geçmedi, dün Cemil Bayık, Bese Hozat ve Murat Karayılan’ın ortak ama tek tek söz alarak yaptıkları söyleşi, ANF aracılığıyla öğleden önce yayımlandı. Üçünün birarada fotoğrafıyla. En önemli açıklamalar Murat Karayılan’ın ağzından geldi. Değişiklikler için şöyle dedi: 

     “... Farklılıklar nedir denirse, Önder Apo yeni bir sistem geliştirdi... Mesela şimdi genel başkanlık ve onun konseyi var. Bunu devlet sistemiyle kıyaslarsak eğer, cumhurbaşkanlığına tekabül ediyor... Biz buna Genel Başkanlık Konseyi diyoruz. Bunlar, Önder Apo’nun yardımcıları olmaktadırlar... Hareketimiz kadro ve Önderlik hareketidir... Kongra Gel Genel Kurulu önderliğin başlattığı süreci onayladı ve hem Genel Başkanlık Konseyi’ne hem de KCK Yürütme Konseyi’ne devletin ve hükümetin tutumunu göz önünde bulundurarak pratik kararlar alma inisiyatifini verdi. Mesela adım atılmazsa süreci durdurma kararını ya da sürdürme kararını alabilir...” 

     Karayılan, ‘Süreç’in içinde bulunduğu durum ile ilgili de önemli sözler sarfetti. “Biz üzerimizde düşeni yaptık” diyen Karayılan, iktidarı ‘hiçbir adım atmamış’ olmakla eleştiriyor. Bu konuda “Başbakan diyor ki, ‘Biz devletiz, sınırlarda karakollar yapacağız.’ Peki Dersim sınır mı? 38 karakol yapma projesi var... Eğer adım atsın diyorsak bu anlaşmak ve barışmak içindir. Bu da tek taraflı olmaz. Süreç tek taraflı ilerlemez...” 

     Ve, en can alıcı cümleler: 


     “Cezaevleri Kürt siyasetçileriyle doludur. Bütün bunlar süreci zorluyor. Herkes bilmeli ki önümüzdeki bir hafta çok önemlidir. Türk devletinin şu anki gibi tavrı devam ederse süreç tıkanır. Şu anda tıkanmamış ama tıkanma aşamasındadır. Lice’de gördük halka saldırdılar... Kısacası bu ne yaptığı belli olmayan AK Parti politikalarının halkımıza saldırması ve Gezi Parkı’nda gördük büyük bir tahammülsüzlük var, bu politika süreci tıkanmaya götürür ve götürüyor da. Kısa sürede bizi ikna edecek adımlar bekliyoruz. Eğer bu adımlar atılmazsa, süreci onlar tıkatır ve sorumluluğu da onlardadır.” 

     Önümüzdeki günlerde ‘Süreç’in yol alabilmesi için iktidarın bugüne kadar ortaya koyduğundan daha fazla ‘efor’ sarfetmesi gerekebilecek. Bugüne kadar, ‘Süreç’, önemsiz tökezlemelerle yol alıyor ve herkes için ‘kazan - kazan’ görüntüsü veriyordu. Ancak, bir süredir, PKK’liler ‘üç aşamalı’ olarak ifade edilen ‘Süreç’in ilk aşamasının bittiğini ve artık hükümetin ‘kendi üzerine düşeni’ yerine getirmesi beklentisini dillendirirken, iktidar, ‘birinci aşamanın daha başlarındayız’ tavrında ısrar eder oldu. 

     Murat Karayılan’ın “Önümüzdeki bir hafta çok önemlidir”, “Kısa süre içinde beklenen adımlar” ve “Tıkanma” sözcüklerini dün telaffuz etmesi, ‘Süreç’in bugüne kadarki ritmi ve temposunun devamında zorlanılacağı işareti olarak algılanabilir. 

     Gerçi KCK üst yönetimindeki değişiklikleri, ‘Barış Süreci’ ile ilgili olarak ‘olumlu anlamda’ irtibatlandıranlar var. Devlet güvenlik bürokrasisinden kimi gazetecilere bu konuda üflenen görüşler (şayet bilgiler değilse), Murat Karayılan’ın KCK Yürütme Kurulu Başkanlığı’ndan ayrılıp, HPG’nin (PKK’nin silahlı gücü) başına getirilmesini, geri çekilmeye direnenleri disiplin altına sokup, ‘barış süreci’nin ilerlemesini sağlama amacıyla açıklıyor. 

     Tabii bu görüşün (şayet bilgiyse) ardında, Abdullah Öcalan’ın iktidarla eşgüdümlü ve uyumlu davrandığı, geri çekilmeyi tümüyle sağlama almak istediği, çünkü devletin ‘Süreç’in devamı için ayak sürümesine ve dolayısıyla ‘Süreç’in devamının engellenmesine yol açacak hiçbir gerekçeyi devlete vermek istemediği argümanı yatıyor. 

     Bu ‘görüş’ doğru mu bilemiyoruz ama Murat Karayılan’ın dünkü şu sözleriyle birlikte ele alınması gerektiğini düşünebiliyoruz: 

     “... Eğer bu süreç ilerleyecekse Önder Apo’nun koşulları iyileşmeli ve dışarıdan gelen heyetlerle görüşebilmeli. Dışarısıyla irtibatı olmalı. Diğer taraftan yardımcıları ve sekreterleri olmalıdır.” 

     Bu sözlerden, bugüne kadar İmralı’da ‘Abdullah Öcalan ile diyalog’ şeklinde yürüyen ‘Süreç’in bundan sonra artık ‘iki taraf arasında müzakere’ şeklinde yürümesi gerektiği ‘mesajı’nı çıkartmak mümkün mü? 

     Öyleyse, Kandil’deki Kongra Gel’in 9 Kongresi’nin sonucunda gelen ‘yenilikler’in de Abdullah Öcalan’ın istekleri uyarınca PKK’nin ‘müzakere heyetinin oluşturulması’ olarak anlamak da mümkün olabilir mi? 

     Ne de olsa, Cemil Bayık’lı, Murat Karayılan’lı 6 kişilik ‘Genel Başkanlık Konseyi’, Abdullah Öcalan’ı temsil eden ve onun yardımcılarından – ve O'nun onayıyla - oluşan bir kadro. 

     Bu soruların cevabını ‘kısa süre’ içinde alacağız.

     RADİKAL
Önceki ve Sonraki Yazılar