1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. KANAAT ÜZERİNE
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

KANAAT ÜZERİNE

A+A-

Çünkü elde edilen bir şey insanoğlunu yeni arayışlara sürükler; bu yeni arayışlar süresince meşakkat ve tedirginlik durumları söz konusu olur. Ayrıca akıl sürekli bu isteme haline odaklanır, etrafında meydana gelen vakalara karşı duyarsız bir yeti şekline dönüşür. Bu durum ise toplum içinde olmasına rağmen, toplumdan uzak bir kişiliğin oluşmasına neden olur.


Bu istek ve arzular gerçekleşmediği zaman ise, bireylerde umutsuzluk duygusu ve kötümser bir bakış açısı vücuda gelir. Bu özellikler tarafından çepeçevre kuşatılan birey, içine kapalı, insanlara güvenmeyen, insanların kendisinin arzuladığı olgunun önünde bir engel olarak görmesi sonucu onlara karşı içten içe büyüyen bir nefret duyma hissine sahip olması, bireyselliği kendi merkezine yerleştirmesi gibi trajik durumlara gebe kalır. Toplumla olan bağların çözüldüğü böyle bir anda birey, kendini bu koskoca dünyaya fırlatılmış, biçare, yalnız, mutsuz bir varlık olarak görmeye başlamakla birlikte; bilinen, bilinmeye çalışılan, var olan her şeyi anlamsız bulmaya başlar. Bir ideal peşinde koşmaya çalışanları ahmak olarak nitelendirir, kendi isteklerini yerine getiremeyenlerin başkalarının isteklerini hiçbir şekilde yerine getiremeyecekleri zannına kapılır, yaşanılan anla hayatını geçirmeye çalışır, yarına dair elle tutulur herhangi bir faaliyette bulunma ihtiyacını gereksiz olarak görür.


İnsanoğlunun kanaatsizliği üzerine Şa’bi (r.a) ibret dolu bir hikâye anlatmıştır. ‘Avcının biri bir serçe avlar. Serçe dile gelip, bana ne yapmak istiyorsun, der. O da, ‘Seni keseceğim ve yiyeceğim’ der. Kuş, ‘Allaha yemin ederim ki, etim seni ne doyurur, ne de açlığını giderir. Gel, ben sana üç şey öğreteyim de beni salıver. O üç şey beni yemenden daha kazançlıdır. Bir tanesini ben elinde iken öğreteceğim. İkincisini ağacın üzerine uçtuğumda öğreteceğim. Diğerini ise, dağın üzerine ulaşınca öğreteceğim’ der.
Avcı: ‘Hadi birincisini söyle’ der.
Serçe: ‘Elinde kaçan fırsatlar için hayıflanma’ der.
Bunun üzerine avcı kuşu salıverir. Kuş ağacın üzerine çıkınca da ikinci şeyi öğretmek üzere, ‘Olmayacak şeyi olmuş gibi gösterenlere inanma.’ Sonra dağın zirvesine uçar ve avcıya seslenir: Ey bedbaht adam! Şayet beni kesmiş olsaydın, karnımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın.’
Bunları duyan avcı dudaklarını ısırarak hayıflanır ve hadi üçüncüyü söyle deyince serçe, ‘Sen ilk iki nasihatimi de unuttun; ben sana nasıl üçüncüsünü de söyleyebilirim ki. Ben sana, ‘Elinden kaçan fırsatlar için hayıflanma ve olmayacak şeyi olmuş gibi gösterene inanma’ demedim mi? Benim etim, kanım, tüylerim yirmi miskal etmezken, kursağımda her birinin ağırlığı yirmi miskal edecek iki inci nasıl bulunabilir?’ Bunları söyleyen kuş daha sonra uçup gitmiştir.


Bu hikâye insanoğlunun açgözlülüğünün ne kadar korkunç boyutlarda olduğunu göstermektedir. İnsanoğlunu kanaatsizlik kaplayınca basireti kapanır, gerçeği idrak edemeyecek bir duruma düşer.
Kanaatsizlik aynı zamanda cimrilik, büyüklenme, kıskançlık gibi nahoş olan toplumsal hastalıkların oluşmasına neden olur. Bu hastalıklar aşamalı bir şekilde insana sirayet edip, onun ayrılmaz bir parçasını teşkil etmeye başlar. Ayrıca bu tür marazi özellikler kişi veya topluluğun psişik ve zihinsel halini değiştirerek onları farklı bir anlayışa, bencillik ve refahtan şımarma konumuna getirir. Bu durum daha ileri boyutlarda ruhsal dengesizlik olarak kendini gösterebilir. Bu tür bir anlayışı kendine yol gösterici olarak seçen bireyler, aynı zamanda gereğinden fazla bireyseldir. Bütün ilgileri kendilerine yöneliktir. Toplumsal yanları çok zayıftır. Toplumda gerçekleşen olaylara karşı duyarlılıklarını yitirmiş tipler halinde yaşamlarını sürdürürler. Toplumsal bozulma kendilerini etkilemediği sürece pasif bir alıcı halini sürdürmeye devam ederler. Tek tek bireylerde meydana gelen bu bozulma, zamanla toplumun tamamına yayılarak, kokuşmuş bir toplumun oluşumuna sebep olur.
Görüldüğü gibi elindekiyle yetinmeyip, ele geçmeyecek olanların peşinde koşan bireyler kendileriyle beraber toplumun da bozulmasına yol açarlar.Özellikle seküler endişelerin etkisini alenen gösterdiği günümüz dünyasında bu gerçek kendini daha net bir şekilde hissettirmektedir.


İdeolojilerin yok olma eşiğine geldiği günümüzde insanlar; karınlarını en güzel şekilde duyurmak, en lüks mobilyaları almak, çocuklarına en iyi eğitim ve sağlık olanakları hazırlamak, popüler makyaj malzemeleri almak gibi gerekli ama basit uğraşılar peşinde günlerini geçirerek; var oluş sebebine bir anlam arama sürecine hiçbir zaman dâhil olamamakta, yok oluşun kasvetli havasını engelleyecek güçten de yoksun kalmaktadırlar. Zaten var oluşsal bir anlamı ve yok oluşsal bir hüznü kavrayacak ne zihni bir altyapıya, ne de uygun bir ortama sahiptirler. Yaşanılan anı ganimet bilme olarak nitelendirebileceğimiz bu anlayış, tarihin hiçbir döneminde bu kadar uzun soluklu ve bu kadar revaçta olmamıştı.
‘Kendini toplumun iyiliği için feda etme’ bakış tarzının, erdemli duruşun gün geçtikçe zayıfladığı bugünlerde sıfırdan başlanarak yepyeni bir toplumun inşası yolunda örnek teşkil edecek bir topluluğun vücuda gelmesi elzem bir hal almıştır. Böyle bir topluluğun olanaklar dahilinde yapacağı insani fedakârlıklar toplumu dönüştürerek toplumsal ıslahın gerçekleşmesinde çok önemli bir işlev görecektir.İçinde bulundukları toplumun dönüşümünde etkin bir rol oynayacak, ideallerini, değerlerini; zevklerinin ve isteklerinin önüne geçirecek bireylerden oluşacak böyle bir topluluğun en kısa zamanda meydana gelmesini Allah’tan niyaz ederim.

Önceki ve Sonraki Yazılar