1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. KALPLER TAŞ KESİLMESİN
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

KALPLER TAŞ KESİLMESİN

A+A-

 

Bu gün Müslümanlar olarak öylesine duyarsız hale geldik ki, neredeyse ümmete dair hiçbir dert, keder, sıkıntı, hatta zulüm ve işkenceyi; ya umursamaz ya da es geçer hale geldik. Bir yandan sekülerist (dünyevileşme), bir yandan nihilist (hiççilik, yokçuluk) ve egoist (bencillik) türünden karışık, kararsız istikrarsız, eklektik bir kafa yapısına bürünme hali bizi tümden esir almıştır. Ümmet olarak İslami kişilik ve hassalarımızdan bigâne kalışımız, bilinç ve şuur olarak gafil bir hal üzere devam etmemiz, çeşitli etnik, mezhebi, meşrebi aidiyetlerimizi Kur-an ve sahih sünnete öncelememiz, bizim dünya çapında sönük, sinik ve silik bir duruma düşmemize yol açmaktadır. Oysaki emredildiğimiz üzere duyarlı bir kalp sahibi olup kendimize gelebilseydik, Hakkı kendimize yegâne ölçü edinebilseydik, hâlihazır durumuzdan elbette ki çok farklı bir durum ve konumda olurduk.

Efendimiz ne güzel buyurmuştur: “Tamah, (dünya hırsı) ehli olmaktan sakının! Zira tamah, kalbe şiddetli ihtirası bulaştırır! Kalbi, dünya sevgisi mührüyle damgalar ve insan hidayet ve ıslah kabiliyetini kaybeder!” (Bihar-ul Envar, c.77, s.182)

İslami ölçüleri yitirip, tamahın da ötesinde envai cahili fikir, görüş ve düşüncelere dalmışız. Aile ve toplumsal hayatımızla, eğitim ve kültürel hayatımızla, siyasi ve ekonomik hayatımızla, sosyal ilişki ağı ve tercihlerimizle İslami ölçülere riayeti bırakmış; batılın peşinde gafilce koşuşturmaktayız. Ömer Hayyam’ın deyimiyle;

Bir elimizde kadeh, bir elimizde Kur-an,

Bir helaldir halimiz, bir halimiz haram,

Bu yarım yamalak dünyada;

Ne tam kâfir olduk, ne tam Müslüman!

Hayyam, her ne kadar yaşantı olarak bahsettiği hayatın girdabında kendisi de boğuşuyor idiyse de, günümüz İslam Ümmetinin halini güzel bir şekilde gözler önüne sermektedir. Ümmet olarak kendi değerlerimizi, zahiri ve deruni mülahazalarımızı terk etmiş olmamızın neticesi olarak, yeryüzünde sefil bir hayat sürdürmekteyiz. Eğer ki yeniden özümüze dönmek istiyorsak; Kur-an’dan ve sahih sünnetten kopuş nedenlerimiz; mutlaka sağlıklı, samimi, derinlikli ve bilinçli araştırmalarla tespiti yapılmalı, bütün bu eksiklik, aksaklık ve yanlışlıklar giderilerek ayağa kalkmalıyız. Ufuklarımızı sınırlandıran, zihin dünyamızı daraltan, görüş menzilimizi kısaltan, Rabbimizin buyurduğu kardeşlik bağlarımızı gevşeten/çözen her türlü prangalarımızdan acilen kurtulmak zorundayız.

Rabbimiz ne güzel buyurmaktadır: “Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla güvene kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler Allah’ı anmakla tatmin olur (güvene kavuşur).” (Rad, 28)

Kalplerin Allah(cc)tan gafil kalması, manen kişinin ölümü mesabesindedir! Aynı zamanda kalbin huzur bulması, itminana ermesi, ancak ve ancak Rabbine tam bir teslimiyet üzere olması ile mümkündür! Gerek toplum olarak ve gerekse fert olarak gaflete sürüklenmek, aynı zamanda huzuru, güveni, rahatı, mutluluğu, muhabbeti, sadakati, insani şeref ve haysiyeti de kaybetmektir.

Bu gün bütün bir yeryüzünde insanlığın iflas noktasına varmış olması, zulüm ve savaşların sınır tanımaması, ekonomik uçurumların dünyayı kasıp kavurması, kalplerin Allah(cc)’tan gafil düşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu vahim durumdan kurtulmanın tek çıkış yolu; en başta Müslümanların asli benliğine dönmeleri ile mümkün olabilecektir. Bunun da çıkış noktası kalplerin Allah(cc)’ın vahyi ile yumuşaması, benliklerin vahiy nuruyla aydınlanması, hayatların vahiy ölçüleriyle kıvam bulması, toplumsal ve bireysel ahlakın vahiyle (Resulullah efendimizin ve sahabe-i kiramın örnek ve önderliğiyle) şekillenmesini zorunlu kılmaktadır.

O halde Yüce Rabbimizin bu ulvi kıstasını ölçü alma konusunda asla ihmallik ve ihlallik yapmamalıyız. Huzuru sadece İslam’da aramalıyız. Korkumuz sadece İlahi ölçüleri ihmal ve ihlal etme korkusu olmalıdır. Takva elbisesine bürümeli, haramlardan son derece büyük bir özenle kaçınmalıyız. Müslümanlar olarak birbirimize karşı olan her türlü gurur ve kibirden, her türlü kin ve nefretten, her türlü zorbalık ve haksızlıktan, her türlü dedikodu ve gıybetten, her türlü yalan ve iftiradan, her türlü kıskançlık ve hasetten uzak durmalıyız. Zira bütün bu ve benzeri hasletler kalbi hastalıklardır. Bu konuda ilmin kapısı Hazreti Ali efendimiz ne güzel buyurmuş:

“Hiç şüphesiz Allah’tan sakınmak (takva ehli olmak); kalplerinizin hastalığının devası, gönüllerinizin körlüğünün basireti, bedenlerinizin hastalığının şifası, göğüslerinizdeki bozulmasının ıslahı, nefislerinizdeki kirliliğin temizlenmesi ve gözlerinizdeki pusluluğun cilasıdır.” (Nehc-ul Belağa, 198. Hutbe)

İnsani hasletlerin korunması, evvela kalbin sağlamlığı ve temizliği ile mümkündür. Bundan dolayıdır ki kalp sağlığı (elbette ki biyolojik sağlığın çok ötesinde bir sağlıktır) konusu naslarda bolca zikredilmektedir. Kalbi hastalıklardan korunmak, gerek fert ve gerekse toplun açısından son derece önem arz etmektedir. Kalbi duyarlılık, insan için temiz bir elbisesi gibidir. Bu temizlik, önce kalbe Allah korkusunun ve sevgisinin yer etmesini gerektirir. Kalpte, sevgi ve korku dengesinin sağlanması ile insani hasletlerin, kişinin benliğinde kök salması sağlanır. Havf ile reca arasında olmak; hakk-hukuk çerçevesinde daimi kalabilmenin sigortası görevini ifa eder. Bu gün genel anlamda Müslümanlara baktığımızda, bu halin fersah fersah uzağında kaldığımızı esefle müşahede etmekteyiz. Eğer insani-İslami hasletlerimize dönmek gibi bir arzumuz, bir derdimiz var ise; o halde mutlak bir şekilde genel bir uyanış, genel bir arınma cehdine girmek zorundayız. Kalplerimizi sarıp sarmalayan dünyevi hırslardan, bencillik ve ihtiraslardan kesin bir arınma yoluna girmemiz gerekmektedir.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “İman edenlerin, Allah'ın zikrine ve hak olarak inene karşı kalplerinin yumuşaması için zaman hâlâ gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasın ki, üzerinden zaman geçince kalpleri katılaşıvermiş ve birçoğu yoldan çıkmıştı.” (Hadîd, 16)

Evet, zaman çoktan gelip geçmiştir ve hala da bu zaman geçmeye devam etmektedir. Ama Müslümanlar olarak bizler hala avare ve şaşkın bir hal üzere hayat sürdürmekteyiz. Kalplerimiz hala paslanmaya, kirlenmeye, beşeri ve cahili bataklıklara bulanmaya devam etmektedir. Basiretimiz hala felç durumda, bedenlerimiz hala hastalıklı, göğüslerimiz hala tıkanık, nefislerimiz hala kirlerle kapanmakta ve gözlerimiz hala perdelenmeye devam etmektedir.

Müslümanlar olarak, fert olarak nefsimizi derin bir muhasebe ve murakabeye tabi tutmalıyız! Kalplerimizde sevgi ve şefkati, uhuvvet ve merhameti, samimiyet ve hakkaniyeti yeniden gereği üzere tesis etmeliyiz! Hiçbir ölçüyü Rabbani ölçülerin önüne koymamalıyız! Nebevi kıstasların önüne hiçbir kıstası almamalıyız! Hele de Müslümanlar arasında tefrikaya yol açabilecek hal ve hareketlere asla tevessül etmemeliyiz!

Unutmayalım ki kalbi hastalıklar, bütün vücut iklimini hastalıklı hale getirir. Zira toplumsal ifsadın temelinde kalbi hastalıklar yer almaktadır. Kalp Allah(cc)’tan gafil kalınca, kişi amellerinde ilahi ölçüyü unutur hale gelir ve bağileşir. Günaha, günah dememe noktasına gelir! Nefis, insan ülkesinin idaresine el koyar ve insan, her türlü cürmü işlenmeye elverişli hale gelir. Bu gün bütün İslam beldelerindeki halimiz, bu manzarayı gözler önüne sermektedir. Rabbimiz, bizlerden şu ilahi şiarı sürekli canlı tutmamızı ikaz buyurmaktadır:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalbimizi eğriliğe kaydırma! Ve bize kendi katından bir rahmet bağışla! Kuşkusuz ki sen bolca bağışlayansın!” (Ali İmran, 8)

Bu ihtar, doğrudan doğruya inananlara yönelik olarak bir duyarsızlaşma, bir kalp katılaşması durumu söz konusu edilmekte ve uyarıda bulunmaktadır. Bu ayet, bizden, sadece 'İman ettik' demekle veya sadece kuru laflar ve ruhsuz davranışlarla yetinmememizi istiyor.’Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalbimizi eğriliğe kaydırma!’ Elbette ki kalbi eğriliğe kaydırma, (Hâşâ!) rabbimizin bir adaletsizce fiili değildir! Kulun sui amelleri neticesinde böyle bir sapma olayı gerçekleşmektedir! Zira kul hakkı bırakıp, batıla sapmakla kendi kendine zulmetmektedir!

Bir önceki ayette de Rabbimiz; 'Zamanı hâlâ gelmedi mi?' diyerek bullarına bir sitemde ve aynı zamanda uyarıda bulunuyor. Haliyle Rabbimiz bizlerden sürekli bir duyarlılık, sürekli bir uyanıklık istemektedir. Gafletten ve vurdumduymazlıktan, her türlü kalbi hastalıklardan şiddetle sakınmamızı emretmektedir!

Kalbi, daima Rabbini hakkıyla ananlardan olmak dua ve dileklerimle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.