1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. KALB-İ SELİM VE KALB-İ MARİZ
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

KALB-İ SELİM VE KALB-İ MARİZ

A+A-

 

“O zaman Allah’tan bir rahmet gereği sen onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba ve katı yürekli biri olsaydın, hiç şüphesiz onlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde onlarla istişare et. Kesin kararını verince de yanız Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever. ” (Ali İmran, 159)

Bu ayeti celilide Rabbimiz, Resulullah(sav)’i övmekte ve takdir buyurmaktadır. Uhut savaşı bir yenilgi ile sonuçlanmıştı. Müslümanlar büyük bir hüzün içerisindeydiler. Savaş, Resulullah(sav)’ın önerdiği taktik ve strateji ile değil, bir kısım ashabın önerdiği taktik ve strateji üzere yapılmıştı. Ama bu uygulanan taktik ve strateji ile savaş, Müslümanların yenilgisi ile sonuçlanmıştı. Resulullah(sav), bu yenilgi nedeniyle hiçbir Müslüman’ı suçlamamış, tam aksine şanına yaraşırcasına büyük bir şefkat, merhamet ve muhabbet ile bütün ashabına muamelede bulunmuştu. Onların güven ve sevgisini katlayarak kazanmış ve bu naif, nazik ve halim yaklaşımıyla Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliği daha da perçinlemiş olmaktadır.

Âlemlerin Rabbi, burada Resulullah(sav)’ı takdir ile överken, bir yandan da iman ehline bir “USVE-İ HASENE” (güzel örnek) olarak örnek vermektedir. Yumuşak kalpliliğin güncel hayatta insanlar için sağladığı güzelliklere işaret buyurmaktadır. Çünkü yumuşak kalplilik, sevecenlik; insanlar arasında kalbi samimiyet ve huzurun, sadakat ve muhabbetin, emniyet ve güvenin kurulmasını ve devamını sağlayan en sağlıklı unsurdur.

Kalp, bir yönüyle Rabbimizin tecelli yeridir. Eğer kalp salim olursa, kulun, Rabbinin rızasına nail olmasına ve kurtuluşuna vesilesi olur. Salim kalp, Rabbimizin kulunda olmasını arzu buyurduğu ve sevdiği kalptir. Salim/yumuşak kalp ile kul, hem Rabbine sıdk üzere kulluk eder ve hem de çevresiyle, yaratılmışlarla ve insanlarla ülfet kurar. Salim kalp; kalbin insanlara verilmiş bir emanet olarak yaratılış halinin gereği üzere muhafaza edilmesi ve yine aynı zamanda yaratılış gayesine yönelmesidir. Zira Rabbimiz, fıtraten insanı ter temiz-lekesiz bir şekilde yaratmış ve kendisine kulluk etmesini murat etmiştir.

Şayet kalp mariz olursa, kulun cehenneme duçar olmasına vesile olur. Rabbinin rızasını gözetmez, nefsi emarenin, nice iblis ve iblisilerin oyuncağı haline gelir. Kalbi mariz, bünyesinde pek çok marazlar taşır. Kin, kibir, nifak, nefret, haset, gıybet, şiddet, dünya hırsı, isyan, buhtan, riya, inkâr… Ve daha nice kalbi hastalıklar nedeniyle kulu kulluktan gafil kılar.

Mariz kalp, dünya şa’şasına, debdebesine kanar, beşeri-şeytani güce-kuvvete kapılır ve azgınlığa sapar. Oysaki Rabbimiz: “O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Rabbine selim bir kalp ile gelen müstesna!” şeklinde buyurmaktadır.

Mariz kalp her hal ve durumda kulun Rabbine kulluğunu ifaya tam bir engeldir. Zira nefsi emarenin ve her türlü şer güç ve odakların muhteris bir şekilde; darlıkta-bollukta, sağlıkta-hastalıkta, zenginlikte-fakirlikte, gençlikte-yaşlılıkta Rabbi ile kulu arasına kurmuş olduğu ağlara takılır, kalır.

Kalp, beden ülkesinin yönetim merkezidir. Eğer yönetim merkezi sağlam olursa bütün ülke sağlam olur ve eğer yönetim merkezi marazlı olursa bütün ülke marazlı hale gelir. Kalbin bu önemine binaen onu ele geçirmek isteyen pek çok mihrak vardır. Dünyalık zevk, mevki, makam, mal, şan, şöhret vb. mihraklarının bu merkezi ele geçirmek istediği gibi; her türlü cahili fikir, görüş, düşünce ve batıl inançlar da bu uğurda durmadan uğraş verirler. Şunu belirtelim ki, orada Allah(cc)’tan başka kim hüküm sürerse sürsün, insanı kulluktan çıkarır, azgınlığa ve hüsrana götürür. Sevgili Peygamberimiz şöyle duada bulunmuşlardır: “Allah’ım! Senden dinde sebat isterim. Senden doğru söyleyen bir dil ve selim bir kalp isterim.” (Tirmizi, Deavet, 23)

Allah Resulü, başka bir hadisinde de şöyle buyurmaktadır: “Helal bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında birtakım şüpheli şeyler vardır ki, insanlardan pek çoğu onları bilmez. Şüphelilerden korunup sakınan kimse (takva sahibi) ırzını ve dinini muhafaza etmiş olur. Dikkat ediniz! İnsan vücudunda bir lokmacık et parçası vardır ki; o iyi olursa bütün vücut iyi olur ve o bozuk olursa bütün vücut bozuk olur. İşte o et parçası kalptir.” (Buhari, İman, 39)

İslam âlimleri selim kalbi şöyle tavsif etmişlerdir: “Küfür ve günahlara yönelmekten uzak kalmış, şirk ve şüpheden arınmış, Allah’ın hak olduğuna, kıyametin vuku bulacağına ve öldükten sonra dirilmeye inanmış, batıl inanç ve dünyevî şehvetlere yönelmekten kurtulmuş, kötü ahlaktan sıyrılıp güzel ahlâk ile ziynetlenmiş ve bid’atten kaçarak sünnet ile mutmain olmuştur.” ( İbn-i Kesîr, Tefsîr, III, 352)

Selim kalp, hem kişinin kalben mutmain olması açısından ve hem de toplumsal huzur ve güvenin tesisi ve devamı açısından son derece önem arz etmektedir. Selim kalp, kulu her türlü saplantı ve kuruntulardan beri kılar. Rabbine teslimiyette arıza göstermez. Dünyalıklara takılıp kalmaz. Dünyalıklar için ahirete dair olanlarda ihmalkârlık etmez. Daha doğrusu dünyası için ahireti viran etmez. Rabbinin rızasını her şeyin fevkine alır ve nefsi heva ve heveslere kapılmaz. Rabbimiz buyuruyor: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan alıkoyan kimsenin varacağı yer cennettir.” (Naziat,40-41)

Kalpler ancak Allahcc)’ı anmakla/zikretmekle, O’na hakkıyla teslim olmakla tatmin olur. Aksi durumda kalp istikametsiz, ölçüsüz ve doyumsuz olur. İmanlı kalp sevgi ve merhamet doludur, paylaşımcıdır ve diğerkâmdır. Mutmain olmayan kalp ise marazlıdır, bencildir ve hatta zalimdir.

Günümüz İslam toplumu olarak kaybettiğimiz en önemli hasletlerimizden biri de yumuşak kalpliliktir. Bu güzide hasletimizi yitirmemizdendir ki; bu gün Müslümanlar arasında başta sevgi ve merhamet olmak üzere ümmet bilinci, ümmet şuuru kaybolmuştur. Kardeşlik hukuku ve paylaşım ruhu yok olmuştur. Gerçek anlamda sevgi, şefkat, merhamet duyguları uçup gitmiştir. Dünyevileşme ciddi bir salgın şeklinde kalplerimizi işgal etmeye başlamıştır.

Reslullah (sav)’in şu hadisiyle konuyu noktalayalım: “Sizden biriniz kendi nefsi için istediği şeyi mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 17)

Kalbi selim ile Rabbimize dönenlerden olabilmek dualarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.