1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Kahrolsun demokrasi?
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Kahrolsun demokrasi?

A+A-

 Mısır'da, gözlerimizin önünde, canlı yayında silahsız bir halk katlediliyor.

Gelen resmî rakamlara göre, bir buçuk ayda  öldürülenlerin sayısı 1200'ü aştı. Gayri resmî rakamlarsa 3.000'i aşmış durumda ve onların sadece birer rakam olmadığı ısrarla ıskalanıyor.

Darbeci General Sisi, aynı Kaddafi, Netenyahu ya da Esed gibi teröristlerle mücadele ettiklerini savunuyor.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi monarşiyle yönetilen Müslüman çoğunluklu ülkeler, darbeye en üst perdeden destek veriyorlar. Hem para akıtıyorlar hem de darbe karşıtlarını terörist olarak nitelendiriyorlar.

New York Times'ın haberine göre İsrailli yetkililer, darbeci general Sisi'ye 'Washington yardımı keserse, biz arkandayız' mesajı gönderiyor.

Ayrıca, darbe yönetiminin katliamlarına 'katliam' denmemesi ve kınanmaması için de Amerika ve Avrupa'daki İsrail lobileri yoğun biçimde çalışıyor. (http://www.jpost.com/Defense/What-can-Israel-do-about-Egypt-323157)

Senatör Rand Paul'un Mısır'a para yardımının kesilmesi için hazırladığı yasa tasarısını da AIPAC (Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi) senatörlere mektup yazarak engelliyor.

Beşşar Esed, 'Suriye ordusunun terörizmle mücadele deneyimi, bölge orduları için iyi bir tecrübe oldu' açıklamasını yapıyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus ordusunun tüm imkânlarının Mısır ordusunun emrinde olduğunu ilan ederek darbecilere en net desteği veren 'yabancı' lider oluyor.

Tüm bu olan bitene rağmen, Müslüman Kardeşler ve darbe karşıtları, ellerindeki tek mühimmat olan canları ve sözleriyle darbeye direniyor. Sözlerine baktığınızdaysa darbe karşıtlığını, barışçıl gösteriyi ve demokrasiyi görüyorsunuz.

Ve birileri de, üstelik Müslüman Kardeşler'e destek için düzenlenen gösterilerde kalkıp 'Kahrolsun demokrasi!' diyebiliyor. 'Demokrasi öldürür' diye de ekliyor.

Demokrasi dahil Batı menşeili tüm mefhumları 'küfür' kabul eden Seyyid Kutub gibi alimlerin izinden giderek doğan bir siyasî hareket bu söylemi benimsemezken, bilakis gücünü demokratik siyasetten almışken, bu yapılan orada canla başla bu mücadeleyi yürütenlere saygısızlık değil mi? Böyle düşünsen bile, kendi düşüncenin propagandasına o mecrayı alet etmek ayıp değil mi?

Ayrıca, şayet öldüren demokrasiyse, neden katil darbeciler ile onlara sponsorluk eden krallar ve diktatörler en çok demokrasinin kendi ülkelerine de gelmesinden korkuyorlar?

Esed'i, Putin'i, Netanyahu'yu, Sisi'yi, Kral Abdullah'ı ve darbeyi yarım ağız kınayan Batılı devletleri aynı cephede buluşturanın bölgede demokrasinin tesis edilmesinden duyulan korku olduğu açık değil mi?

Halkın siyasî yönetim gücünde söz sahibi olmasının, özellikle ülkelerinde istedikleri gibi at koşturan figürlerin ve onların efendilerinin stratejik planlarını alt üst edeceği kesin değil mi?

Başbakan Erdoğan'ın bahsettiği videoda 'Demokrasi, sandıktan ibaret değildir' argümanının tekrarlanması manidar değil mi?

Peki, Türkiye'nin dünyaya kafa tutarak Mısır'a sahip çıkmasını sağlayan, ülkemizde demokrasinin konsolidasyonu değil mi?

Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, parlamento dokunulmazlığı, vb. kastedenlere (signifier) işaret ettiği varsayılan bir 'ana kasteden'dir. Mısır'da bu kastedenler, eli silahlıların yönetime el koyması, parlamenter sistemi fesh etmesi ve anayasayı askıya alması sayesinde alaşağı edilmiştir. Dolayısıyla bu zulme yol açan demokrasi değil, bilakis onun iptal edilmesidir.

Bir 'ana kasteden' olarak demokrasiyi yüceltmeye de zelilleştirmeye de gerek yoktur. Zira Müslüman için esas olan, o ana kastedeni hangi cüz'i muhtevanın hegemonize ettiğidir. Demokrasi teorileri muhtelif olsa da, günümüzde öne çıkan cüz'i muhteva liberalizm; yani liberal demokrasilerdir. Ancak Müslümanlar için, rejim biçiminden daha önemli olan adaletin askıya alınamayacak biçimde tesisidir. Dolayısıyla buna giden yollar Müslümanlar ve sekülerler için ayrışabilir.

Müslüman çoğunluklu coğrafya, emperyalistler ya da onların emir erleri tarafından yönetilegeldiğinden şimdiye kadar Müslümanların, İslâm'ın hegemonize ettiği bir demokratik sisteme ilişkin pratikleri yaygınlık kazanamamıştır. Ancak Mısır, bize gelmekte olanı müjdelemektedir. Necdet Subaşı'nın dediği gibi Mısır, bilinen bir dünyanın sonu ve bilinmeyen bir dünyanın başlangıcına işaret etmektedir.

Gelmekte olana 'Kahrolsun demokrasi' diyerek varılmayacağı ise aşikârdır.

yenişafak

Önceki ve Sonraki Yazılar