1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Kadrolaşmayı anlamak
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kadrolaşmayı anlamak

A+A-

Hükümet döneminin ilk anından itibaren başlayan ve giderek artan bir tespite göre AKP bürokrasi içinde hızla kadrolaşıyor. Doğal olarak bu tutumun pek savunulacak bir tarafı yok. Her iktidarın, birlikte daha rahat çalışmak üzere kritik noktalardaki bürokratları değiştirmelerine bir şey denemez. Çünkü bazı pozisyonlar karşılıklı güven gerektirir. Ancak söz konusu kadrolaşmanın özellikle alt seviyeleri hedeflemesi, sıradan bir popülizmi de aşarak ‘devlete nüfuz etme’ isteğini ima etmekte.

Öte yandan bu tespit ve eleştirilerin Türkiye halkı genelinde çok da yaygın bir kabul bulduğunu söylemek zor. Genelde büyük bir kayıtsızlık var... Bunun görünür nedeni ‘diğerlerinin’ de aynı şeyi yapmış olması. Türkiye’deki siyasetin sıradan bir gözlemcisi, hemen her iktidarın bürokrasiyi kendi adamlarıyla doldurma uğraşı verdiğini size söyleyecektir. Şu anki iktidarın daha ‘cevval’ olması ise, öncekilerin birbirine benzemesi, oysa AKP’nin farklı bir tabana hitap etmesiyle açıklanacaktır.

Ancak bu açıklamanın derinliğinde farklı bir tespite daha yer açmakta yarar var. Cumhuriyet cemaatçiliği bitiren değil, onu farklı kimlikler üzerinden yeniden üreten bir rejim oldu. ‘Cumhur’ kelimesinden üretilmesi bu rejimin bir yanılsama yaratmasına neden olsa da, gerçekte Türk ve laik kimliği temel alan ve devlet etrafında kümeleşen bir cemaat oluştu. Diğer bir deyişle Cumhuriyet dönemi, yeni resmî ideolojiye uygun olarak bir tür modern devşirme zümresinin ortaya çıkmasını ifade etti.

Bu durum kendiliğinden yeni bir kadrolaşmanın tohumlarını atarken aynı zamanda bir toplumsal dışlamaya da denk düşmekteydi. Çünkü Türk ve laik kimliğin dışında kalanlar, ancak gerekli ideolojik fedakârlıkları yaparak ve ancak bireysel olarak bürokrasinin içinde kendilerine yer açabildiler. Oysa cemaatçi yapı devam ettiği için, çeperde yer alan bu ‘ikincil’ kimliklerin etrafında, kendi içine kapalı güçlü pay alma talepleri bulunmaktaydı. Bu grupların içinde en iddialısı ise muhakkak ki Sünni Müslüman kimlikti...

Türkiye’nin Sünni Müslümanları epeyce uzun bir süre bu ikincil vatandaşlık statüsüne rıza gösterdi. Söz konusu dışlanma halinin iki boyutu vardı: Biri siyasetin ve dolayısıyla devletin dışında kalmaktı. Çünkü Cumhuriyet de aynen Osmanlı gibi siyaseti esas olarak devletin içinde tanımlıyor ve tüm bilgi ve yetkiyi bürokratik mekanizmanın içine hapsediyordu. Dolayısıyla bürokrasi dışında kalmak, aslında siyasete de sadece yüzeysel bir biçimde girebilmeyi ima etmekteydi. Bırakın ki, bu yüzeysel siyaset bile Sünni Müslüman kimliği için çok partili hayata kadar pek ulaşılır olmadı.

Ancak dışlanmanın bir de manevi ve ideolojik kısmı mevcuttu: Devletin etrafındaki makbul cemaat açısından dindarlar cahil ve geri idiler. Kendileri ise çağdaş ve ileri... Türkiye’nin Müslümanları, çoğu zaman açıkça söylemekten çekinilmeyen bu aşağılanmayı sineye çekerken, kendilerini avutacak bir karşı algılama da geliştirdiler. Bu değerlendirme, laik devlet elitinin bakışından daha derin ve kalıcı bir niteliğe gönderme yapıyordu. Yani ahlaka... Dindarlar açısından bakıldığında ‘Türk ve laik’ kimliğe yaslanarak devletin içine girmiş olanlar, bazı ender istisnalar hariç, bencil, fırsatçı, yalancı ve hırsızdı. Bu sistemin adaleti tesis etme şansı yoktu, çünkü zaten amaç adaleti kişisel çıkarlar uğruna bozmaktı. Oysa dindarlara göre kendileri, bazı istisnalar olsa da, cemaat olarak iyi, dürüst, namuslu ve vicdanlıydılar. Bu nedenle adalete ‘fıtraten’ daha yakın durmaktaydılar...

Toplumsal düzeni eşitlik ve özgürlük üzerinden değil, adalet kavramı etrafında kurgulamış olan Osmanlı geleneği bu bakışı halen desteklemekte. Çünkü Cumhuriyet dindar kesime ne eşitlik ne de özgürlük getirdi, ama onların sahip olduklarını düşündükleri adaleti ellerinden aldı. Tabii Osmanlı adaletinin aslında diğer cemaatler için bir adaletsizlik olduğuna haklı olarak vurgu yapılabilir. Ama eğer amacımız yaşanmakta olanı anlamaksa, Sünni Müslümanların öznel ve bazen herkesinki gibi önyargılı dünyalarına içerden bakmakta yarar var.

Bugün AKP kadrolaşmasına gerçek anlamda bir tepki gelmemesinin en önemli nedeni, dindar kesimde bu kadrolaşmanın ‘iyi’ bir şey olduğuna dair yaygın kanıdır. Bunun nedeni ise cemaatçi çıkarların cazibesinden öte, bir hak ve adalet duygusunun tatminidir. Cumhuriyet rejimi ülkenin dindar çoğunluğunda kendilerinin daha iyi insanlar olduklarına dair bir değerlendirmeye neden olmuş gözüküyor. O zaman da kadrolaşma bir partizanlık gibi değil, devletin herkesin iyiliği için doğru insanlara teslimi gibi gözüküyor...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.