1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Kadızadeliler-Sivasiler kavgası
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Kadızadeliler-Sivasiler kavgası

A+A-

 

Osmanlı tarihinin meşhur kavgası Kadızadeliler ile Sivasiler arasında cereyan etmiştir.

Tartışma, Ebussud-Birgivi arasında başlamış, sonra Kadızade Mehmet Efendi (öl. 1635)'nin, Halveti şeyhi Abdulmecid Sivasi (öl. 1639)'nin görüşlerini şiddetle eleştirmesiyle alevlenmiştir; IV. Murad, İbrahim ve IV. Mehmet döneminde de süren tartışmanın kavgaya dönüşmesinde Vani Mehmet Efendi Üstuvani önemli rol oynamıştır. Sonunda tartışma fiili şiddete ve kitlesel saldırılara dönmüştür.

Kelam açısından tartışma: Hz. Peygamber'in ebeveynlerinin imanlı ölüp ölmediği, Hızır'ın hayatta olup olmadığı; Firavun imanının değeri; İbrü'l Arabi'nin küfrüne hükmedilip hükmedilmeyeceği; Yezid'e lanet edilip edilmeyeceği; akli ilimler mesela matematik ve felsefenin okutulup okutulmayacağı; Fıkıh açısından: Kur'an, mevlid, na't-ı şeriflerin nağme ile okunması, Hz. Peygamber ve ashabı zikredildiğinde (s.a.) ve (r.a.) demek gerekir mi gerekmez mi, selam verirken eğilmek caiz mi, kabir ziyareti, kandil gecelerinin hükmü; Tasavvuf: Sema ve devranın, cehrî zikrin hükmü, türbe ziyareti, şeyhlere gösterilen ta'zim, ellerinin öpülmesi vd. Bunlar yanında kahve ve tütün içmenin caiz olup olmadığı, belli makamlardakilerin aldığı hediye rüşvet mi, ücret mi konusu.

En şiddetli tartışma sema ve devran konusunda çıkıyordu. Kadızadeliler, sema ve devranın bir tür raks olduğunu, haram sayılması ve devlet tarafından yasaklanması gerektiğini söylüyorlardı. Onlara göre tekkelere giden kafir olurdu, tecdid-i iman yapmalıydı. Bid'atlere karşı ancak devlet kademeleri harekete geçerse önlenebilirlerdi.

Kadızadeliler bugünün selefilerine hayli benziyorlardı. Nitekim onların da referansları İbn Teymiye idi. Ana argümanlarına ve yaklaşım biçimlerine bakıldığında “çağlarının tekfirci grupları” oldukları görülür ki, imparatorluğun kalbinde neşvünema bulan bu grup hiç de bedevi karakterde değildi. Bu da, günümüzün tekfirci selefilerini ve IŞİD'i salt bedavete bağlamanın pek gerçekçi olmadığını gösterir.

Katip Çelebi ve Naima'nın verdikleri bilgilere göre, sonunda Vani Efendi, Hz. Ömer'in Rıdvan biatının yapıldığı ağacı kestirmesini ve İbn Mes'ud'un sesli zikir yapanları mescitten kovmasını delil getirerek Sivasilere karşı eyleme geçilmesi için devrin Şeyhülislamı Bahayı Efendi'den saldırı fetvasını çıkartır, tekke şeyhi Abdülkerim Çelebi'ye de şu tehdit mektubunu gönderir: “Raks ve devran ettiğin için senin menedilmen vacip olmuştur. Tekkeni basıp seni ve adamlarını katlederiz ve tekkenin temelini birkaç arşın kazıp toprağını denize dökeriz ki, bu derece ehemmiyet vermeyince orada namaz kılmak caiz olmaz.” Şeyhülislam, şikâyet üzerine saldırıyı durdurmak ister ama fetvasını da şöyle savunur: “Amma şu kat'idir ki nice muazzam padişahlar ve kendinden evvel bunca değerli kimseler, vezirler ve bizden bilgili ve bizden daha hakim müftüler gelüp, vakıa devleti korumak ve zahir-i şer'a riayet içün bu fetvalar verilmiştir.” Böylece bin civarında Sufi öldürülür, binlercesi de hicret etmek zorunda kalır. Sufiler öylesine baskı ve mihnet çekerler ki, baskının arttığı 1665 yılını ebced hesabıyla “yasağ-ı bed (kötü yasak)” diyerek tarih düşerler.

Mesele görünüşte kelami ve fıkhi, gerçekte siyasidir. Padişah el altından Kadızadelilerin gelişip serpilmelerine, saldırganlaşmalarına ses çıkarmaz, çünkü hızla güçlenen Sufileri başka şekilde baskı altında tutmak mümkün değildi. İki grubu birbiriyle çatıştırmak nizam-ı âlem için uygun bir siyasetti. Dahası Kanuni'den beri kahvehaneler rejimin eleştiri odağıydı. IV. Murad devlet aleyhinde konuşulduğu gerekçesiyle kahvehaneleri kapattırmış, insanları bir araya getirmeye vesile olması dolayısıyla Kadızadelilerin tütün yasağını desteklemiştir. IV. Murad'ın ne içki ne tütün umurundaydı, kendisi geceleri keyfince içiyordu.

Sivasiler sindirildikten sonra, tabii ki sıra Kadızadelilere gelmiş, onlar da devletin keskin kılıcıyla te'dip edilmiş, bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı sürgün edilmiştir.

Yaklaşık 100 sene süren bu kavgada taraflar, a) Birbirlerine karşı üstünlük kazanmak isterlerken sırtlarını devlete dayandırmayacak; b) Fikri ve medeni bir ortamda tartışma becerisini gösterecek olsalardı, belki de durgunlaşmakta olan Osmanlı zihnini harekete geçirir; fikri, ilmi ve maddi-sosyal yönden bir silkinme yapabilirlerdi.

Tarih tekerrür ediyor!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.