1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. KABİL’İN TORUNLARI /GÖRMEZLER
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

KABİL’İN TORUNLARI /GÖRMEZLER

A+A-

Kabil; egonun, bencilliğin sembolü …                 

                  Kabil; cimriliğin, nankörlüğün ve vefasızlığın sembolü…

 

Kabil; kendisine verilenlerle yetinmeyen, hırsın, kıskançlığın, zulmün ve tecavüzün sembolü…

 

 Kabil; kendisini ayrıcalıklı görmenin, kendisini üstün görmenin veee ihanetin sembolü…

 

 Kabil; hak bilmezliğin, şiddetin ve de yeryüzündeki cinayetin, vahşetin sembolü…

                

 Kabil; tam kazandığını zannettiği bir anda kaybetmenin, kahreden bir yalnızlığın sembolü…

 

 Kabil; yeryüzündeki HAKK’ IN zıddı olan BATIL’IN ilk temsilcisi, şeytanın yandaşı…

                  

 Kim ne derse desin yeryüzündeki temel mücadele, Hak-Batıl mücadelesidir. Bu mücadelenin ilk temsilcileri Habil ile Kabil’dir. Hakk’a teslim olup, onun boyasıyla boyananlar ve şaşmaz adaletini talep edenlerle Hakk’ı tanımayıp çıkarlarına tapanlar arasındaki mücadele insanlık tarihi boyunca süregelmiştir. Bu saflar ırka, akrabalığa ya da hısımlığa hiçbir zaman takılmamıştır. Filistin’deki mevcut durum da, bu konuyu net olarak somutlaştırıyor.

 

Siyonist İsrail, mazlum Filistin halkının başına bombalar yağdırırken yine Filistinli olup ama Kabilin torunlarını temsil eden Abbas ve yönetiminin, Mısırdaki namübarek’in, suuddaki krallığın Siyonist zulme destek vermesi buna karşın dünyanın her tarafındaki diğer Müslüman halkların ayağa kalkması bu kabildendir. Bu arada önemli bir hususa dikkat çekmek gerekir ki; o da Hakk’a tapanlarla Hakk’ı tanımayanların ‘‘ Hak’’ kavramına yükledikleri anlamın farklı olmasıdır.

                

Batılın hak anlayışına göre; güçlü olan (Askeri, Siyasi ve Ekonomik) ve çoğunluğa sahip olan her zaman haklıdır ve imtiyaz sahibidir. Hak kavramı güce ve çıkara göre şekillenir. Ama Hakk’a tapanların hak anlayışına göre ‘Hak’ hiçbir şeye kurban edilemeyecek kadar kutsaldır ve hiçbir şart altında şekil değiştirmez. Bu haklar temel olarak;

1-     Yüce Allah’ın bütün insanlara eşit olarak verdiği yaşama hakkı

2-     İnancın korunması hakkı

3-     Aklın korunması hakkı

4-     Neslin korunması, ırz ve namusun korunması hakkı 

5-     Mülkiyet hakkı

6-     Emek hakkı

7-     Karşılıklı rıza ile yapılan mukavele hakkı. Bu haklar ne güce göre, ne çıkara göre, ne çoğunluğa göre ne de başka bir şeye göre şekil değiştirmez/değiştiremez ve de yok sayılamaz.

                  

İsrail oğulları atalarının yaptıklarını yapıyorlar. Ataları da kendilerini dosdoğru olan Allah’ın yoluna davet eden, Allah’ın peygamberlerinin canlarına kastetmişler,  o pak ve tertemiz olan insanların kanlarını kirli elleriyle akıtmışlardı. Yeryüzünde akıllara durgunluk veren her türlü fitne ve fesadı çıkarmış, kendilerinden olmayanları hendekler dolusu ateşlerde yakmışlardı. Bütün bu zulüm, cürüm ve vahşetlerin altına imza atarlarken de kendilerini haklı görmüşlerdi. Tıpkı şimdi haklı gördükleri gibi... Çünkü hak kavramı onlar için; onların efendi geride kalan herkesin köle olduğu bir düzeni ifade ediyordu. Buna karşın bu vahşetin durdurulması için her şeyini çıkarı üzerine bina eden, çıkarına tapan, Hakkı görme yetisini kaybeden bu anlamda tamamen kör olan bir güçten (ABD Emperyalizmi) medet ummak safdillik değil midir? Irakta, Afganistan’da, Sudan’da ve dünyanın dört bir yanında üç kuruşluk çıkarı için insanlığa acı, kan ve gözyaşından başka bir şey yaşatmayan ABD değil midir?

              

Ya hakkı görme yetisini kaybeden hatta böyle bir duyuyu tamamen unutan İslam dünyasındaki kör liderlere, Kabil’in bu taraftaki torunluğuna soyunanlara ne demeli? Hakkı görmedikleri gibi hakkı görenlerin de gözlerini çıkarmaya çalışan kabilciklere…? Tam da buraya uyan bir hikayeyi anlatmadan geçemeyeceğim; ‘‘Dere tepe, dağ taş dolaşmayı çok seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür yürür gider, gider gider yürürmüş. Bir gün uzaklarda renkleri karmakarışık bir köy görmüş; alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün. Köyün içine girince anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası. Kadınların, erkeklerin, çocukların velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri. Gezgin tek gözlü adam karar vermiş burada yaşamaya. “hiç değilse benim tek gözüm var” diyormuş.“körler ülkesinde şaşılar kral olur derler. Ben de bunların başına geçer yaşarım” Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış. Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş. Bir gün körlerden biri ötekilerden birinin malını çalmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş “filanca falancanın malını çaldııı” Körler; nerden biliyorsun ki demişler, o kadar uzaktan duyamazsın ki? Ben duymadım, gördüm demiş adam. Gözüm var benim, görüyorum… Körler göz diye, görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun zaman içinde çoktan unutmuşlar bu hissi. Ne demek görmek, demişler. Nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden anlayabiliyor musun ne olup bittiğini? Anlıyorum tabi demiş adam. İnanmayız, imtihan edeceğiz seni demişler. Adamı almış uzakta bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle eminlermiş ki o uzaklıktan hiçbir şey duyulamaz. Anlat bakalım demişler, biz şimdi ne yapıyoruz? Adam anlatmış: oturuyorsunuz, kalkıyorsunuz, koşuyorsunuz, yemek yiyorsunuz, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı falan…

               

 Derken körler bir evin içine girmişler, bağırmışlar.“hadi anlatsana…”içeri girdiniz, göremiyorum ki demiş adam. Ne olmuş yani içeri girdiysek, elli santim fark var, anlat hadi anlat demişler. Arada duvar var ama demiş adam, göremiyorum… Körler, sen atıyorsun demişler. Deminki tesadüftü, bak şimdi bilemiyorsun…

               

 —Çıkın dışarı söyleyeyim demiş adam. Bu kadar mesafeden duyduktan sonra ha içerisi ha dışarısı demiş körler. “Ama ben duymuyorum, ben görüyorum ” diyormuş adam. Öyle şey olmaz demişler. Sende bir sorun var. Saçmalıyorsun, acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni. Adamı yaka paça hekime getirmişler. Hekim de kör tabi. Elleriyle yoklamaya başlamış. Adamın açık olan gözünü kastederek “Buldum” demiş, sorun burada… Saçmalaması bundan dolayı diyormuş, şimdi düzeltirim ben onu… Körler ülkesinde kral olmak isteyen gezgin zor kurtarmış kendini onların elinden.’’

                 

 Körler görenleri hiçbir zaman anlayamazlar. Saçmaladıklarını zannederler. Bu yüzden de onları kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya çalışırlar. Hekimlerinin de onlardan bir farkı yoktur… Tefekkuhten yoksun kalplere, görmeyen gözlere ve duymayan kulaklara sahip olanlara anlatacağınız bir şey kalmamıştır. Anladıkları bir tek şey vardır; güç ve çıkar…  Dolayısıyla çözümde buradan başlıyor… We’l aqıbetu li’l muttaqiyn!.../ Wela Udwane İlla Alez-Zalimin…

                   

Önceki ve Sonraki Yazılar