1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. İzzet için İttifak
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

İzzet için İttifak

A+A-


Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah'ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız. (Al-i İmrân suresi/103)

Her İslami teşekkülün gayesi dinin tebliği ve güçlenmesi ise, o zaman her teşekkül birbirini tamamlama ve güçlü kılma mesuliyetindedir. Yaşama dokunma amacı olan her teşekkülün aynı ortak payda ekseninde olan fakat kendinden farklı düşünen fraksiyonlara ihtiyacı vardır. Çünkü kendisine yöneltilen eleştirileri tahammül içerisinde değerli gördüğü zaman ancak yaptıklarının doğruluğunu, isabet düzeyini görebilir. Böylece ittifakın ve ortak maslahatın ihtiyaç duyduğu gereklilikleri daha sağlıklı bir zemin üzerinde güçlendirebilir.

Güç ve izzet ittifak ile, zillet ve acziyet suizan yüklü tefrika iledir.

Müslüman topluluklar ihtilaf ile insanlarını zillet ve zulüm coğrafyasına mahkum etmemelidir. İzzetli bir yaşam, adil ve huzurlu bir coğrafya için haksızlıklar karşısında kıyam ve birarda olmak için de doğrularda ittifak kültürünün yaşanılabilir öncü modeli olmalıdırlar. Farklılıkları hazmeden, her bireyini değerli kılan, Müslüman toplumun tüm kültürel değerlerini yakınlaştıran ve toplumsal barış için tahammülü içselleştiren bir uzlaşma veya ahlaki değer var edebilmelidirler.

Rabbimizin kulluk sorumluluğu olarak bizlere yüklediği izzet ve ittifak sorumluluğu, bizlerin bilinçsizliği veya sorumluluklarımızı yerine getirmeme ile hayatımızdaki anlamını yitirmektedir. Yitirdiğimiz bu değer bizleri zalimlerin elinde mazlum ve bölük pörçük bırakmaktadır. Nitelik ve nicelik olarak yaşamamız gereken huzur, sükûnet ve güven ortamını yaşayabilme gücüne sahip iken, basiretsizliğimiz ve birlikteliklerimizi dar kalıplara sıkıştırmamız nedeniyle yaşanmaması gereken acıları yaşamak zorunda kalmaktayız.

 

Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kafirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler. Onların, rüku ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Onların, Tevrat´ta ki vasıfları ve İncil´deki vasıfları da şöyledir: Filizini çıkarmış onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat va’detmiştir. (Fetih suresi/29)

Kur-an merkezli bir ittifak içinde bir ve beraber olmak, Allah’ın da yardımını celbeder ve bu bizi izzet sahibi kılacaktır. Tefrikayı körükleyen her şahıs ve güce karşı mutlaka iman edenlerin manevi değerler ile sınırları çizilmiş güçlü bir alan/sistem oluşturması gerekmektedir. Bunun için de hem bu değeri temsil edecek şahsiyetler hem de manevi değeri herkesi temsil edecek olan sembollerin gerekliliğine inanmak zorundayız.

Batıla yardım eden, Hakka zulmeder” Hz. Ali (r.a.)

Batıla yardım sadece ona fiili destek vermek değildir. İttifak ahitleşmelerine nifak tohumları ekmek veya ortak maslahata destek vermemekte batıla yardımdır. Adalet ve inanç üzere ittifak ile ancak hak, batılın zulmüne karşı çıkabilir. Bireyin ve İslami teşekküllerin hak üzere kaim olmaları yine birlik ve ittifak içerisindeyken güçlü bir şekilde gerçekleşebilir.

İnsanoğlu yaşananlardan ders almadığı için aynı acıları yine yaşayabilmekte ve bu acıların bir daha yaşanılabilir nedenselliklerini bir sonraki nesile sorumsuzca devredebilmektedir. Tecrübe heybemizde Müslümanların yaşadığı tüm acıların ana nedeni, teferruatlarda kapışarak, olması gereken ittifakın sağlanmaması ve ortak maslahatları öncelememe basiretsizliği değil midir?

 

Mazlumiyetin, sömürülmüşlüğün, katliamların ve cefanın bizlere tecrübe edindirmiş olduğu acıların gerçekliğinde ortak bir direniş kültürünün kazanımları ile İslam alemine anlam yükleme zamanı gelmedi mi?

 

Müslümanlar olarak yaşadığımız bu kadar keder ve zulümlerden ders çıkararak, dar kalıplarımızı, bizim olmayan sınırları yok edip biz biriz ve birimize dokunulduğunda tek yürek kıyam ederiz mesuliyetini ifa etme vakti gelmedi mi? Yoksa her birimiz, feryat biraz uzağımızda oldukça, daha bana ve yakınlarıma ve yapay sınırlar ile mahkum edildiğimiz coğrafyamıza dokunmadığı için sessizlik zilletine ve günahına mı gark olacağız.

 

Ümmetin izzeti, Müslümanların Kur-an ve Sünnet hakemliğindeki ittifakı ile ancak varolabilir. Yoksa ihtilâf içerisinde olanların izzetlerini muhafaza edebilmesi mümkün değildir. Bizler tekfir ve ötekileştirme hastalığını terk etmekle ancak izzet kazanılabilir ve Rabbimize kulluk vazifemizi hakkıyla eda edebiliriz. Her bir Müslüman camia, devlet, hareket, teşekkül kendi maslahatından Müslümanların hak üzere olan ortak maslahatı için ödün vermedikçe izzet bizden uzak olacaktır.

 

Zulme karşı sessiz kalmayın, yoksa size ateş dokunur.” “Ancak müminler kardeştir.” “Müminler birbirlerinin velileridir.” “Bir binanın tuğlaları gibi saf saf dizilirler.” Bu ayetler acaba kime hitap etmektedir, ayetlerin hitabını kendimize değil de başkaları için mi düşünmekteyiz?

 

Vahyin muhatabı tüm insanlıktır ama yüklemiş olduğu sorumlulukları ifa etme mesuliyeti de biz Müslümanlara aittir. Nefsi ve dünyevi maslahatlarımız asla kulluk sorumluluğumuzun önüne geçmemeli, Allah korusun bu dünyada yaptıkları boşa gidenlerden oluruz. Müslüman kişilik ve yapılar zillet ve zulüm karşısında maslahat gereği sessiz kalan değil, kıyam ve direniş kültürünün öncüsü olmakla memurdurlar.

 

Müslümanlar batıl üzerinde ittifak yapmakla da kurtuluşa eremezler. İfrat ve tefrit sınırlarını gözetmek bizim için hayati değerdedir. Allah için diyalog, hak, hakikat, kabulleniş, sahipleniş, adalet için “Ey iman edenler iman ediniz” düsturu ile yaşam ilkelerimizi güncellememiz lazım. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece İslam coğrafyasında oluk oluk akan kandan hepimiz sorumlu olacağız. Bizim zelil zaaflarımız ve ayrılıklarımız istikbar güçlerinin elinde bizleri yönetme ve sömürme gücünü oluşturmaktadır. Müslümanlar kendi aralarında iletişim ve dayanışmayı yeniden en güçlü şekilde başlatmak zorundadırlar.

Yoksa her gün yeni katliamlar ve işgaller ile yaşamaya alışmak zorunda kalacağız. Hem dışarıdan gelen saldırılar hem de emperyal güçlerin çizmiş olduğu yapay sınırlardan oluşan devletlerin başına konulan kukla yöneticilerin canımıza ve maneviyatımıza yaptıkları saldırıları tekerrür ederek yaşayacağız. “Yaşamım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” şiarını bayraklaştıran ve onun gölgesinde zalime ve zulme karşı ittifakı güçlü kılmak mecburiyetindeyiz.

 

Dünyanın dört bir tarafında kalbimize vurulan hançerler, edilen hakaretler, ümmetin bedenini acı ve keder ile feryat ettirmektedir. Artık zavallı bir kıvranma ile değil, izzet ile “Allahın ipine hep birlikte sıkıca sarılın” hükmü gereği yekvücut şekilde direniş göstermeliyiz. İlk önce kendi içimizde; adalet, samimiyet, fedakarlık, tahammül, kabulleniş ve kardeşliği var etmek zorundayız. Ve sosyal, kültürel, ekonomi, siyaset, sanat, eğitim, adalet vb. yaşamın her alanında Müslüman’ca direniş kültürünü hakim kılmalıyız.

 

Bir olmak için daha ne kadar acı biriktirmemiz gerekiyor, daha kaç kurban ve katliam yaşamamız gerekiyor ki bu gaflet karanlığından imanın şafağına yolculuğa çıkabilelim. Kur-an’ın gölgesinde, feraset ve basiret ile izzetli toplum inşamıza yürüme anı gelmedi mi? Zillet ve acziyetin dipsiz karanlığından imanın hakikat ve onur direnişinin ateşini tutuşturacak kıvılcımı çakma zamanı gelmedi mi?

 

Allah’ın hükümleri ekseninde, hak ve hakikati içselleştirip öz değerlerimiz ile özlemlerimize yönelmeliyiz. Benliğimizi ve teşekküllerimizi şeffaf bir şekilde asıl gayemiz olan İslam davası ile nurlandırmalıyız. Karşılaştığımız olayları nefsi ve küçük egomuzla biçimlendirmeye çalışmamalıyız. Muhatap olduğumuz olay ve olguları Vahiy ve Sünnet hakikatinde ilişkilendirmeliyiz. Hikmet ve erdemin, medeniyet değerlerimizin en büyük hakikatlerinden

olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Dua, müminin silahıdır, göklerin ve yerin nurudur. Duayı birbirimiz için, Müslümanların birliği için, izzet ve ittifakımız için yaşamımızın merkezine almalıyız.

 

Rabbim bizlere Kur-an’ın gölgesinde mümin olarak var olma idrakını kazandıracak liderler, âlimler nasip eylesin. Öncülerimizi, Âlimlerimizi ve direnen ümmet topluluklarını sahiplenme idrakı ile onurlandırsın. Akabe biatlarında ki söz sahiplerinin sözlerine bağlılığı değerinde bir kardeşlik hukukunu inşa edecek birliktelikler ile şereflendirsin.

 

Rabbim! Müminleri, yeryüzünün tüm mustazaflarının acılarına derman olacak yürek ve güce sahip eyle. Bizleri mirasımızın miras yedileri olarak değil, mirası gerçek değeri ile sahiplenenler olarak direniş kültürünü senin rızan için sathı cihana yayanlardan eyle. İzzet ile ittifak içinde güçlü olmayı bizlere nasip eyle. Rabbim aqibetimizi xeyr eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.