Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

İttifak

A+A-

     30 Mart yerel seçiminde tezahür eden seçmen tercihi, barış sürecinin Müslüman Kürdler ve Türklerin bin yıl sonra Ortadoğu'nun güç haritasını değiştirecek şekilde tekrar omuz omuza verebileceklerine, müessir ve büyük bir ittifak oluşturabileceklerine dair yeşerttiği umuda küçük ama önemli bir katkı sayılabilir mi?

     Kürdistan'da oyların neredeyse blok halinde BDP ve AK Parti'ye gitmesinde barış süreci ve bu sürecin tehdit altında olması başat rolü oynamıştır. Özgürlük alanlarının genişletilmesi ekonomik büyüme, ekonomik istikrar, Kürdistan'da ikinci derecede rol oynarken Türkiye genelinde de AK Parti'nin %45 gibi tercih edilmesinde barış sürecinin ikinci derecede diğer üç nedenin birinci derecede belirleyici olduğu söylenebilir.

     Barış sürecinin lokomotifi olabilecek bu iki partinin Türkiye genelindeki toplam oy oranı %50'nin üstündedir. Bunun anlamı, toplumun çoğunluğunun bu iki partiye çözüm sürecini anayasal ve yasal zeminde çözmeleri için yetki ve görev vermiş demektir. Mezkur iki partinin toplum tarafından kendilerine verilen yetki ve görevi doğru okumaları beklenir.

     AK Parti ve BDP, barış sürecini ilerletirlerse, aldıkları toplumsal desteğin daha da artacağı kuvvetle muhtemeldir.

     Seçim sonuçları bize hem potansiyel olarak hem de fiili olarak en büyük ittifakın Kürd-Türk ittifakı olduğunu göstermiştir. Ülkenin büyük sorunlarını da ancak bu büyük ittifak çözebilir.

     Bu ittifakın güçlenerek devamı için Ak Parti'nin çözüm sürecini daha cesurca ilerletmesi gerekir. BDP de bu türden bir ittifak görüntüsünün kendisine oy kaybettireceği korkusunu aşması icab eder. Bu korkuyu aşmanın yolu, sol ideolojinin dini değerler manzumesine ilişkin telkinlerini bir kenara bırakarak haklarını savunduğu halkın değerlerini bir bütün olarak savunmasından geçer. Her zaman söylüyorum ve söyleyeceğim: BDP'nin Kürdlerin oyunu blok halinde alamamasının nedeni, Din'e karşı olan rezervli yaklaşımıdır. Bu yaklaşımlarını değiştirmezlerse uzun sürede Türk solunun akıbetine duçar olmaktan kurtulamazlar.

     30 Mart seçim sonuçları, farklı ikinci bir Amed toplantısını gerektirmektedir. İkinci Amed'de Barzani'nin yanında Talabanilerin, Rojava ve Kuzey Kürdistanı'ın çoklu temsilinin de olması hem zarurettir hem de büyük bir anlam ifade edecektir. Üç parçadaki bütün Kürdlerin temsilcilerini içeren böyle bir görüntü, Müslüman Kürdler ile Türklerin bu kez eşit koşullarda yeniden tarih yazabileceklerinin ilk işareti sayılabilir.

     Kürd sorunu sınır aşırı niteliğe sahip olduğu için sadece sınır içi veya sadece sınır dışı ya da sadece sınır ötesinden bir damarla geliştirilecek ittifaklarla çözülemez. Çözüm arayışı ve ittifakların, sorunun yayıldığı siyasi coğrafyayı ve aktörlerini dikkate alarak geliştirilmesi, istenilen neticeyi vermeye uygun zemin hazırlar.

     İttifak arayışının sadece Barzani üzerinden yürütülmesinin, büyük ittifakı güdük ve sınırlı hale getireceğini hükümetin dikkate alması gerekir.

     Rojava ile ilişkilerde Güney Kürdistan ile olan ilişkiler düzeyinin hedeflenmesi çok önemli üç netice verebilir:

     1-Türkiye'nin Rojava ile geliştirecek bu türden bir ilişki, Türkiye ile Rojava arasındaki sorunları çözeceği gibi, Güney Kürdistan ile Rojava arasındaki sorunların da çözülmesine katkı sunar. Zira Güney ile Rojava arasındaki sorunların bir kısmı Türkiye'nin tutumundan kaynaklanıyor.

     2-Rojava ile ilişkilerin geliştirilmesi, Kuzey'deki sorunun çözümüne maksimum katkı sunar.

     3-Rojava ile kurulacak ilişkiler, onların başka güçlerle kurdukları zorunlu ilişkiler denklemini değiştirir. Tabi ki, böyle bir değişimin Rojava'ya bir bedelinin olabileceğini de hesaba katmak gerekir.

     Türkiye Rojava ile ilişkilerinde bölgesel birlik, barış ve istikrar amacına matuf stratejik bir ilişkiyi hedeflemezse, ifade edilen üç olumlu netice tersinden de işleyebilir.

     Türkiye ve Barzani'nin PYD'den duyduğu rahatsızlığın nedenlerinden biri, PYD'nin çoğulcu davranmamasıdır. Türkiye Rojava'ya stratejik müttefik gözüyle bakarsa, PYD bu ilişkiden elde edeceği kazanımlar karşısında Rojava'da çoğulcu bir yapıyı rahatlıkla kabullenebilir ve Barzani de bu gelişmeyi destekler.

     İkinci Amed toplantısına Güney, Rojava ve Kuzey'den sağlanacak çoğulcu bir katılım, Kürd-Türk ittifakını parçacı ve belli damarlar üzerinden yürütülen bir çaba görüntüsünden külli ve kuşatıcı bir inşa konumuna yükseltir.

     Hakeza böyle çoğulcu bir katılım, Çözüm sürecinin içine saklanmış "böl-parçala" siyasetinin olduğuna dair kaygı ve eleştirileri de tümden izale eder.

     Türkiye'nin çözüm sürecine kuşatıcı ve ittifak amaçlı yaklaşması, 'Kürdistan' ismine tahmil edilmiş "bölünme" anlamının ve korkusunun atılıp bu kavrama "ittifak" anlamının yüklenmesini sağlayabilir. Kürdistan kavramı artık herkesin zihninde büyük ittifakın pozitif anahtar kavramı anlamanı taşıyabilir.

     Başbakan Tayip Erdoğan, birinci Amed toplantısı çerçevesinde gittiği Ergani'de, "bu süreç kar topu gibi büyüyecek" demişti. İkinci Amed toplantısı, süreci kar topu gibi büyütebilir.

     Çözüm sürecinde, bölgesel tarihin yeniden inşasında Müslüman Kürdlere tarihin öznelerinden biri olarak el uzatılmalı. Kürdler, mazide olduğu gibi halde ve atide de tarihin nesneleri olarak telakki edilip kendilerine el uzatılırsa, uzatılan eller gerekli karşılığı bulamayabilir.

     Kürd-Türk ittifakı, iki öznenin ittifakı şeklinde hayatla; Özne+nesne ittifakı şeklinde ise mematla sonuçlanabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum