1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. İtaat ve Başkaldırı
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İtaat ve Başkaldırı

A+A-

İtaat ve başkaldırı kavramları, aynı kaynaktan fışkırıp iki farklı yönelimi temsil eden tezat ibarelerdir. Bu tezatlık aynı ananın kucağında beslenmelerinden ötürü, bazen yollarının çakıştığı bir zıtlık özelliğini taşır.

Varlık sahasının determinist ibresinin asude bir yaşamsal tarza mı, yoksa kaotik bir mecraya doğru mu akacağını belirleme özelliklerinden ötürü var oluşsal bir öneme haiz olan bu nitel sözcüklerin canlı türünün öz geçmişiyle yaşıt bir paralelliği söz konusudur. İlk insan olan Âdem peygamberin itaat ve başkaldırı arasında gelgitler yaşadığı trajik öyküsü, bu iki unsurun aynı yerden; yani insan zihninden ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Beyninin bir yanı itaati teşvik ederken; diğer yanı da asiliği kamçılamaktaydı ilk insanın. Bu itaat ve asilik ikilemi, kendisinden sonra gelecek çocuklarına da irsiyet yoluyla bulaşacaktı ve onlar da babalarının yolundan gideceklerdi. Buradaki uysallık ve isyan, onları yoktan var eden ve tekrar yokluğa sürükleyip var eden, onsuz nefes bile alamayacakları yaratıcılarına karşıydı. Âdem peygamber ve çocuklarının itaatleri, mükâfat olarak onları mutlak güzellik ülkesi olan cennete taşıyacakken, başkaldırıları mutlak çirkinlik ülkesi olan cehenneme doğru sürükleyecekti. Aynı durum Yunan efsanesi olan Sisyphos mitinde de karşımıza çıkmaktadır. Tanrı’nın hoşnut olmadığı bir işten dolayı cezalandırılan Sisyphos, isyanvari tutumunda ötürü mahkûm edilmiştir. Demek ki, itaat olumlamaya dönük, hoşnutluğun kazanılacağı bir niteliğe sahipken; başkaldırı, olumsuzlamaya dönük ve hoşnutsuzluğun ortaya çıkacağı özellikte bir davranıştır.

İlahi temeldeki kabul etmenin ve reddetmenin karşılığı olarak ortaya çıkan ebedi huzur ve lanetin büyüklüğüne karşın, yaşam sahasının aktörleri olan yaratılanların birbirlerine karşı girişmiş oldukları güç gösterilerinin özü konumundaki itaat ve başkaldırı ise, göreceli bir rahatlık ve kargaşayı ortaya çıkarır. Bireylerin birbirleriyle olan bireysel münasebetlerinden tutun da, çeşitli türdeki kurumsal ilişkilere kadar uzanan çok geniş bir ağ sisteminde bu rahatlık ve kargaşayı görmekteyiz. İtaatin söz konusu olduğu durumlarda, itaat edilenin, itaat eden üzerinde söz sahibi olabileceği algılayışı, onun çeşitli girişimlere girmesine yol açmakla beraber, kendisinde üstünlük istencinin ve gurur havasının uyanmasına da neden olmaktadır. İtaat boyutu ne kadar genişse, yani itaatin aşkın oluşa doğru yakınlığı ne kadar fazlaysa, itaat edilenin, eden üzerinde tasarrufta bulunma hakkı o kadar geniş olur. Hele, bu itaatte, mistik bir hava söz konusuysa, özneler üstü bir özne miti ortaya çıkarak rahat ve sakin bir ortam meydana gelir. Başkaldırı fenomeninin etkili olduğu durumlarda ise, okşanmış ve büyütülmüş olan gururun, histerik bir nöbete tutulması söz konusudur. Sürekli dinlenilen, sözü kesilmeyen ve emirleri anında yerine getirilen özne konumundaki her türlü bireysel ve öbeksel unsurların hem söylemsel, hem de eylemsel bazda karşı çıkışlarla karşı karşıya gelmesi ise, onların yüreklerinde ve beyinlerinde acımtırak tatların oluşmasına neden olup, kargaşalı bir atmosfer vücuda getirir. Sükûtun yaratmış olduğu bu kabul edişin, çeşitli psikolojik ve sosyolojik değişmelerle beraber reddedişe doğru yönelimi başkaldırı devinimini ortaya çıkararak, zihinlerde kurgulanmış olan özneler üstü özne hiyerarşi dizgesini ortadan kaldırır. Böylelikle, klişeleşmiş yapısal hal ve hareketler farklı bir mecraya doğru yol alır.

Canlı türünün kolektif açılımları durumunda olan bu davranış biçimlerinin, diğer davranış biçimleri, düşünce ve duygularıyla kaynak açısından özdeşliğe tekabül etmesi, varlık sahasındaki tüm uzantıların çıkış noktasının aynı olduğunu göstermektedir. Çıkış noktaları aynı olduğu içindir ki, itaat ve başkaldırı kavramlarının herhangi bir bireyde rahatlıkla yer değiştirebileceğini söyleyebiliriz. Peki, bu itaat ve başkaldırı, kime ve neye karşı yapılmaktadır? Değişken bir varlık olan ve çeşit çeşit düşünüş, duyuş ve hayal ediş tarzlarına malik olan insan türü için bu soruya sınırları belli, net bir cevap vermek imkânsızdır. Kalıtım ve çevre gibi iki ana yapının zincirleri arasında istikameti ve güzergâhları belirlenmekle beraber, kendine özgü gerçekliğin sınırlılığına mukabil, kime ve neye karşı itaat ve başkaldırı yapılacağı anlayışı ortaya çıkar. Bununla beraber itaatin ve başkaldırının niteliği de göz önünde kaçırılmaması gereken bir durumdur. Her bir birey, kendince olumlamaya dönük bir içeriğe sahip olduğu için itaat ettiği her türlü özne ve nesneye itaat edilmesi gerektiğini; olumsuzlamaya dönük bir içeriğe sahip olduğu için de her türlü özne ve nesneye baş kaldırılması gerektiğini söyleyerek ve uygulamaya geçirerek konumunu meşrulaştırmaya çalışır. Fakat ilginçtir ki, herhangi bir birey için pozitif olup itaat edilmesi gereken bir durum, başka biri için negatif görülüp baş kaldırılması gereken ucube bir duruma dönüşebilir. Bunun tam tersi de aynı şekilde geçerlidir. Demek ki, itaatin ve başkaldırının niteliği göreceli bir özellik arz etmektedir.

 Her itaat içinde başkaldırıyı, her başkaldırı da itaati barındırır. İtaat edilen unsurlar, genellikle itaat edenlerden daha cazip ve güçlü oldukları, ya da öyle oldukları duyumsandığı için itaat edilmeye layık görülmektedir. Bazen de insan türünün menfaatleri gereği ya da korku hissiyatından ötürü, dayanak noktası olarak onu kendisine kalkan olarak kullandığını müşahede etmekteyiz. Fakat her ne gerekçeyle olursa olsun, itaat mefhumunun çekirdeğinde gizli bir başkaldırı tasavvurunun ayak sesleri duyulmaktadır. Bunun gerekçesi, mutlak bir itaatin insan fıtratına aykırı oluşudur. Aynı şekilde başkaldırı kavramı da, potansiyel olarak itaat unsurunu bünyesinde barındırmaktadır. Muazzam nitelikteki her türlü dâhili ve harici başkaldırıların sonuçsuz kalması akabinde itaat unsurunun devreye girmesi bunun işaretidir. Bununla birlikte, yapılan girişimlerin belli bir neticeye erişememesi, girişim sahiplerinde çözümsüz atılımlar kurgusuna yol açarak sükûtvari bir ortam oluşturur. Mutlak başkaldırı geleneği demek olan daimi isyan deviniminin, belli bir aşamadan sonra itaate doğru evrilmesi, mutlak itaatin mutlaklığını devam ettiremeyip başkaldırıya dönüşmesi gibi bir sonla neticelenmektedir. Bunun nedeni daha önce de söylendiği gibi insan fıtratıdır. Nasıl mutlak itaat, insan doğasına aykırı olduğu için aşkınlığını devam ettiremiyorsa, mutlak başkaldırı da insan doğasına aykırı olduğu için aşkınlığını devam ettirememektedir.  

İçinde yaşanılan zaman diliminin dayatıcı özelliği, her ne kadar itaat ve başkaldırı kavramlarını şekillendirir gibi görünse de, bu kavramlara asıl biçim verici unsurun evrensel çaptaki zihinsel ayrımlar olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle yaşam tarzını belirleme noktasında birer üst anlatı olan dinlerin, itaat ve başkaldırı kavramlarının içeriğini doldurma noktasında ciddi manada etkide bulunduğu açıktır. Aradan asırlar geçtiği halde bile, itaate layık görülen mabut için verilen mücadelenin ve gösterilen gayretlerin etkisini yitirmemesi bunun açık kanıtıdır. Beynelmilel çapta şekillendirici bir unsur olan dine karşın, çeşitli tarihsel süreçlerde ortay çıkan ideolojilerin yerel ölçekte belirleyici olma özelliği vardır. Çünkü salt dünyevi arzuları tatmin etme üzerine kurulu bir düzeneğe sahiptirler bu ideolojiler. Dünyevi arzular ise, geçici özelliğinden ötürü, farklı zaman dilimlerinde değişik istemlerle örülü bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. İnsanlık tarihi boyunca meydana getirilen ideolojilerin, en fazla birkaç asırlık devam ettiğini tarihi kitaplardan okumaktayız. Yani bu ideolojiler, kime ve neye karşı itaat ya da başkaldırı yapılacağını belirleme noktasında uhrevi yaşam sahasını izole etmekle yetinmeyip dışarsamaya kalkışan seküler yapılarından ötürü sınırlılığa sahiptirler.

İçte şekillenip dışta kendini gösteren itaat ve başkaldırı ibareleri, göreceli özelliklerinden ötürü farklı bakış tarzlarını ortaya çıkarır. Ortaya çıkan farklı bakış tarzlarının bu kavramlara yüklediği çağrışımlar, onların niteliğine ve niceliğine dair öznel malumatlar meydana çıkararak ayrılıksal duruşun netliğini vücuda getirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar