1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. İSTİŞHAT VE ŞUBAT
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

İSTİŞHAT VE ŞUBAT

A+A-


Ben şahadet ederim ki Allah(cc)’tan başka tapılacak-kulluk edilecek ilah yoktur ve yine ben şahadet ederim ki Muhammed(sav) O’nun kulu ve elçisidir.

Şahadet! Evet, Allah(cc)’a kul olmanın dil ile beyanı, amel ile ibrazı! Allah(cc)’a kul olmak ve O’nun dışında hiçbir hükümranlığı kabul etmemek! Aynı zamanda O’nun göndermiş olduğu kutlu elçiyi de biricik örnek ve önder kabul etmek ve başka önderlere asla itibar ve ittiba etmemek. Bu anlamda ahdine vefa göstererek, sözünü tam da tutmak, hayatıyla ve ölümüyle buna tanıklık etmek, bunun şahidi olmak!

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik ettiler! Aziz ve Hâkim olan Allah’tan başka ilah yoktur.” (Ali İmran, 18)

Allah(cc)’ın şahitlik ettiğinden başka şahitliklerde bulunmaktan, yine şanı yüce olan Allah(cc)’a sığınırız! Melekler ve âlimlerle beraber, bizler de şüphesiz buna şahitlik etmekteyiz ey Yüce Rabbim! Aynı zamanda şahadet, bu bilinç üzere hayatını ikame ve idame etme cehdidir ki, gerektiğinde bu uğurda canını da bir emanet telakki ederek, bu emaneti asıl sahibine, Rabbi Rahman’a seve seve iade etmek suretiyle, muvahhidce ahdine vefa göstermektir!

Kelime-i şahadet ile Allah(cc)’ın eşsiz hükümranlığına teslim olmak, O’nun kutlu elçisini önder, elçi ile beraber gönderilen ve insanoğlunun kurtuluş ve huzurunun yegâne teminatı olan Aziz Dini İslam’ı da tek hayat ölçüsü olarak kabul etmek. Yani Yüce Allah(cc)’ın nizamına; hayatıyla şahit-tanık olmak, şahitlik-tanıklık etmek!

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.” (Nur, 42) Hükümranlık yalnız O’na ait olduğuna göre, O’na kul olanlar bu hükümranlığa şahitlik etmek durumundadırlar. Aksi halde kulluğun anlam ve önemi kalmaz. İşte kulluğunu Rabbine has kılanlar, insanların da kendisine gıpta ile baktıkları zahid, abid, hamid, salih, şakir, tahir… insanlardır. Bu takva abideleri gerektiğinde canlarını da Rabbinin yolunda vererek, hayatlarıyla bu hükümranlığa şahitlik ederler. Veya Rabbi Rahman, o sadık kullarının kendi yolunda hayatlarını verdiklerine şahitlik eder. Bu fiile İslam literatüründe şehitlik-şahadet, bu kişilere de şehid-şahid denmektedir.

Başka tür hiçbir ölüm, Allah indinde şahadet anlamına gelmemektedir. Ne yazık ki İslam’ın pek çok kavram, kural ve kaidesinin günümüzde tahrif edilmeye çalışıldığı gibi, şahadet kavramı da

tahrifata maruz kalmaktadır. Basın şehidi, demokrasi şehidi, emek şehidi, görev şehidi vs. vs. Elbette ki bunları daha çoğaltmak mümkündür. Ama lazımı-lüzumu yoktur. Rabbimiz buyuruyor ki;

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar (Allah katında) diridirler, fakat siz hissedemezsiniz.” (Bakara 154)

Şahadet, İslam’a aittir. İçeriğini, kapsamını hülasa her şeyini de İslam’dan alacaktır, almalıdır! Rabbimiz, aziz kitabında kendi yolunda ölümü/öldürülmesini şehitliğin yegâne şartı olarak koşmaktadır. Çünkü İslam, hayatın her alanına hükmetmek, cehaletin her türlüsüne ve hayata tahakküm etmesine son vermek üzere nazil olmuştur. Haliyle her türlü cehalete karşı ve ilahi nizam uğruna canını verenler şehitlerdir. Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet olunur:

Efendimize: “Ya Resulallah! Adamın birisi kahramanlık için, birisi hamiyet ve ırkçılık için, birisi de riya ve gösteriş için savaşır. Bunların hangisi Allah yolundadır?” diye sorulunca, Efendimiz cevaben cevap buyururlar: “Kim ki (başka hiçbir şey için değil, yalnızca) Allah’ın kelimesinin en yüce olması için savaşırsa, işte o Allah yolundadır.” (Ebu Davud)

Evet, Rabbimizin kendilerine “ölüler demeyin” diye buyurduğu aziz şehitler, sadece Allah yolunda canından geçenlerdir. Allah(cc)’ın vahyetmiş buyurduğu aziz dinin kural ve kaidelerini, inanç esaslarını hayatının temel vazgeçilmezleri bilen, Rabbine karşı kulluğundan zafiyet göstermeyen; ibadeti, ahlaki erdemleri, sıdk ve teslimiyeti hayat düsturu olarak yaşayan ve bu uğurda Rabbine yürüyen şehittir.

Yine Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!” (Mirkat, 1/332)

Hayatı boyunca Kur-an’dan bihaber olarak İslam ve takvadan uzak bir hayat sürdüren, İslami kıstasları hayat dışı bırakan kimseye herhangi bir şekilde ölüm vaki olunca, kendisine şehit demek ya İslam ile dalga geçmektir veya kuru bir cehaletten kaynaklıdır.

Hükümranlık Allah(cc)’a aittir. Beşer tarafından bu hükümranlığa tecavüz ile büyük bir tuğyanın, zulüm ve cehaletin vukuu olmaktadır. Gerek günümüzde olsun ve gerekse insanlık tarihi boyunca olsun, bu hükümranlığa yapılan tecavüzler, tarifi imkânsız zulüm, işkence ve katliamlara yol açmaktadır/açmıştır. Hele de bu tuğyanlar/beşeri yapı ve ideolojiler uğrunda savaşmak, bu uğurda can vermek şahadetten ziyade kötü bir yok oluş/zillet/hüsran demektir!

Bütün şehitleri rahmet ile yâd ediyoruz. Rabbim bizleri şahadeti buyurduğu veçhile anlayan, inanan ve bu minval üzere yaşayanlardan eylesin! Selam ve dua ile.

 

BİR ŞEHİD DOĞDU LALEZARIMA

Bir Şehid doğdu bu gün, Şahadet Lalezarıma!

Aşk ile gülücükler dağıtıyordu, gül rengi dudaklarından!

Aşkın meltemleri esiyordu, ışıldayan bakışlarıyla beraber.

Hakka adanmış olan o tertemiz yüreğinden!

Bir muhabbet akıyordu Hakka sevdalı yüreklere!

Bir sevda yayılıyordu itminana ermiş yüreğinden!

Hüzün içinde bekleyen, hasret yüklü yaralı yüreklere!

 

Bir Şehid doğdu bu gün, Şahadet Lalezarıma!

Dünyanın şa’şasına kanmadan, aldırmadan, aldanmadan!

Bir diriliş edasıyla ve maşukuna koşarcasına.

Yüzünde muhabbet esintileriyle beraber.

Yüreğinde ki Rabbine tam bir teslimiyet ve sadakatle;

“Bizler senden geldik ve tekrar sana dönücüleriz!”

Ahval ve ef’alini bir yekûn edercesine, yürüdü Rabbine!

 

Bir Şehid doğdu bu gün, Şahadet Lalezarıma!

Doğan güneşle beraber ışıklar saçıyordu, karanlıklar üstüne.

Ermişti ereceği menziline, sevdalı nağmelerle.

Tükenmişti tümüyle hasret ile gam, Rabbe yönelmiş yüreğinden!

Öldürmüştü derununda ölümü, bu ölümlü dünyadan!

Yudumlayarak dudaklarından yüreğine şahadet şerbetini!

Benden selam diyordu muvahhitlere, Hamd makamından!

 

Bir Şehid doğdu bu gün, Şahadet Lalezarıma!

Aşk ile aslına dönüşünü gerçekleştirmişti mertçe, yiğitçe!

Teslim etmişti emanetini emanet sahibine ve huzur içinde.

İtminan makamındaydı artık, kulluğun saadet tepelerinde!

Emredildiği veçhile elveda etmişti mahzun kardeşlerine!

Kendinden önce aşk ile elveda diyenlerin izinden!

Rabbine LEBBEYK deyişinin teslimiyet ve huzuru içinde.

 

Bir Şehid doğdu bu gün, Şahadet Lalezarıma!

Yol arkadaşlığına başlamıştı, Şehidi Şuheda Hamza ile!

Kanatlanıp uçmaktaydı Rabbine doğru, Cafer-i Tayyar gibi!

Bir Uhud yiğidi gibi, bir Bedir yiğidi gibi!

Rabbine verdiği ahdini mümince yerine getirmişliğinin,

Rabbe teslim olmuşluğunun semeresini almışçasına!

Rahmet önderine bağlılığının mührünü basmıştı,

Son nefesi ile beraber, itminana ermiş yüreğine!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.