1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. İstişari Ahlaki Akıl ve Toplumsal Değişim
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

İstişari Ahlaki Akıl ve Toplumsal Değişim

A+A-

“Rabb'lerinin çağrısına gelirler, namaz kılarlar. Onların işleri aralarında danışma (İstişare) iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.” (Şura suresi/38)

Akıl bilginin elde edilmesinde başat roldedir. Bilginin iyi-kötü değer üzerinden inşa edilmesi için de akl mefkuresinin ahlaki değerler ile beslenmesi gerekliliği bağlayıcı bir ilkedir. Ahlaki aklı ilkesel bir değere yükseltmiş olan toplumlar, değişimlerini insanlığın faydasına, öncü bir değer olarak sürdürebilir kılacaklardır. Bu ilkesel değere öncülük edenler, ahlaki aklı toplumsal bir değişim için etkin kılmazlarsa, gelişim sağlanamaz ve toplumsal problemler büyüyerek devam eder.

 Her bireyin, her toplumun, her medeniyetin kendine has oluşturmuş olduğu bir akıl disiplini vardır. Bu disiplin biçiminde, varolan toplumsal problem ve gelişmelere kendi ilkesel değerleri çizgisinde çözümler geliştirirler. Bu bağlamda, akıl hem bireye hem de topluma çok yönlü bir katkı sağlar, bu aynı zamanda eksi, artı değeri de belirler. Oluşturulan akıl, ahlaki değerler üzerinden inşa edilmişse doğru yöne bir hareketlenme yaşanır. Yok nefsi değerler üzerinden bir yol yürüme var ise bu da kuşkusuz ziyan yönünde bir gerilemeyi yaşatacaktır.

"Bir millet nefislerini (kendini) değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd suresi/11)

Ayeti Kerime de olması gereken bize açık bir beyan ile verilmiştir. Akıl, ahlaki değerler ile nefsi terbiye edip toplumsal bir değişime doğru hareket ederse, varolan hal iyiye doğru renk alacaktır. Bunun için de, hareket-bereket düsturu ile her daim hareket halinde olunması gerekmektedir.  

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Ali İmran suresi/104)

İslam medeniyetinin aklı, vahiy üzerine inşa edilmiş istişare merkezli bir akıldır. Bu akıl Resulullah’ın sünnetinde disiplinize edilmiştir. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen bir Peygamberin gölgesinde toplumsal değişime yol almakla mükellefiz.  Kötülüğe karşı durmak, iyiliği güçlü kılmak için Peygamberce bir duruş ile sorumluyuzdur.

İnsanoğlu karşılaştığı sorunlar karşısında edinmiş olduğu istişari akıl ile çözümler belirler. Bu çözümlerin fayda ve değer yüklü olması için doğru yerden çözüm getirilmesi gerekir.

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya suresi/10)

Kendi öz değerleri üzerinden sorunlarına yapıcı eleştiri geliştiremeyen toplumlar bir şekilde başka toplulukların kontrolüne girmeye mahkumdurlar. Çünkü bilgiye ulaşarak gelişen toplumlar başka toplumlar üzerinde bir hakimiyet alanı oluşturmakta zorlanmayacaklardır. Kimi maddi, kimi manevi alan da sağlamış olduğu gelişim ile kendi değerlerine nüfuz alanları yaratmaktadır. Durgun ve edilgen olan toplumlarda bunların buldukları ve yaptıkları ile yetinmek, tahakkümleri ile yaşamak mecburiyetinde kalırlar. Ta ki, nefislerinde olanı değiştirmek için Allah’a doğru hareket edip ahlaki akıl değerlerini toplumsal değişimin dinamiği kılıncaya kadar. İşte o zaman, Resulullah yeniden aramızda olacak ve yeniden nefsin şeytani güçlerini def edip, Rahmani güçlerin eşliğinde Müslümanca yaşamı güçlü ve öncü kılacağız.

Onun için bilginin elde edilmesi kadar, nasıl değerlendirildiği de büyük bir öneme haizdir. İlerleme kat etmiş olan teknoloji ile bilgiye ulaşma kolaylaşmıştır. Bu ulaşma kolaylığı, anlama ve idrak için aklı daha fazla yormaya mecbur etmektedir. Bilginin değerlendirilmesinde öncelikli olan akıl, iyi ve ya kötü, eksi ve ya artı yönde bir şekilde kullanılacaktır. Bizim için farz olan, ahlaki aklı toplumsal perspektifte çözüm üretici, sorgulayıcı, katılımcı, etkin ve gelişimci bir öncülük ile değerli kılabilmektir.

İslam, insan fıtratını anlamlı kılan vahiy merkezli bir yaşam reçetesidir. Bu reçetenin ilk uygulayıcısı olan Peygamberimiz (s.a.v.) vahyin terbiyesinde aklı ve bilgiyi her daim değerli kılmıştır. Resulullah bilgiye ulaşma ve kullanma yollarını her daim açık ve aktif tutmuştur. İnsanı sadece aklın özgürlüğü ile durgunlaştırmamış, vahyin sonsuzluğunda hakikat ufkuna hareket ettirmiştir. Çünkü beşerin en büyük çıkmazlarından biri, kendini aklın özgürlüğüne esir ederek kısırlaştırmasıdır. Yaratıcıdan bi haber şekilde var olmaya çabalayan akıl, sadece kendini çıkmaz bir labirente mahkum etmekle kalmayıp, toplumu da ifsada sürüklemektedir. Akıl, aşkın olan ile kalp ile de irtibatlı olduğunda ahlaki değerler ile kendini tezyin etmiş olacaktır.

Ahlaki akıl benmerkezcilikten çıkıp, toplum merkezli bir farkındalık ile bir bilinç yaratmalıdır. Kendi eylemselliklerini vahiy ve sünnet süzgecinde ilkesel bir bağlayıcılık ile bilinç yüklü bir özgürlüğe kanatlandırmalıdır.  

İnsan, davranışlarıyla başkalarının yaşam kalitesini etkileme özelliğine sahiptir. Yardım edebileceği gibi zarar da verebilir. Bu nedenle belli prensipler olmalı, bağlayıcı ahlaki göstergeler görünür kılınmalıdır. Toplumun var olan durumdan kötüye gidebildiği realitesi de her daim göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, evrensel ve ya yerel hukuk kurallarının yanında toplumsal ahlaki normlarda değerli ve güçlü kılınmalıdır. Ahlaki prensipleri soyut ve edilgen bırakan toplumlar, acziyet içerisinde anlaşmazlıklar yumağında geçmişin güzellikleri ile kendilerini avutmaktan başka bir şey yapamazlar.

İçtimai yaşamda envaı çeşit düşünceler, gruplar, dinler, mezhepler ve güç kümeleri bulunmaktadır. Ortak iyi olduğu gibi, aynı olay kimilerinde övgü kimilerinde kınanma sebebidir. Bu da toplumsal uzlaşıda ciddi bir karmaşayı görünür kılmaktadır. Onun için aynı coğrafya ve mekanda paydaş olanlar, ahlaki bir adil sistem ile teamül ve ilkeler sistemini şeffaflık içerisinde tercih eden kılmalıdırlar.     

 Bir arada yaşamanın asgari düzeyi olarak, ahlaki akıl değerlerimizi içselleştirmeli ve aleyhimize olan durumlarda bile korumayı izzeti nefis kabul etmeliyiz. Bizden dediğimiz insanları korumak için gösterdiğimiz refleksi, farklı düşünen ve inanan insan için de hak ve hakkaniyet üzere göstermekle mükellefiz.

Mahatma GANDİ der ki; “Bir şeye inanıp onu hayatında yaşamamak sahtekarca davranmaktır”.

“Hakkı söylemek ne ömrü kısaltır, ne de rızkı azaltır”. (Hadisi Şerif)

Bu değerleri toplumsal ahlaki prensipler kılmak için ayırt edebilme ve hakkaniyet üzere bir duruşun tarafı olmak gerekir. Etkin ve duruş sahibi bir aklı toplumsal bilincin merkezine yerleştirmek gerekir. İslam da biat bile şarta bağlıdır ama bakıyoruz ki, kitleler sürü halinde akıllarını kiraya verme yarışındalar. Biat bile şartsız değilken, itaat asla aklını kiraya vermek değildir. Eleştiri illa yıkıcı, yakıcı olmak zorunda değildir, ikaz ve yapıcı eleştiri ile de yanlışa müdahale edilebilir. Eleştiri, insaf sınırlarını bilmelidir, eleştiriye alan tanınarak herkesin kendini ifade etme hakkı ile toplumsal katılım rahatlatılmalıdır.

Tek tip düşünce ve kişiliği dayatan her sistem ve toplumsal hareket, hiç şüpheniz olmasın ki münafık kişilikler üretme sistemi olmaktan öteye geçemeyecektir.

Her insan kendi olarak kabul edilmeli, inancıyla, fikriyle, kişiliğiyle kabul görmelidir. Asgari ortak paydalar korunmalı, azami dereceye yükseltmek için sağduyu, paydaşlık, iyilik, iletişim, empati ve saygınlık hedefi kesinlikle değerli kılınmalıdır. Müslümanlar olarak bu coğrafyada bu ahlaki aklı aksiyoner etkinlikte toplumsal ortak payda haline getirmek için nitelikli örneklikleri yaşamsal alanda görünür hale getirmeliyiz.  

“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir”. (Tirmizi, İman, 12)

Nefsin ve nimetlerin tuzaklarına karşı uyanık olmalı, vahyin terbiyesi ile inşa ettiğimiz “İstişari Ahlaki Akıl” ile toplumsal değişim frekanslarında yer edinebilmeliyiz. Taassup körlüğünde, asabiyet hoşgörüsüzlüğünde, ben zindanlarında kuru akıl çarpıklıklarına esir olmamalıyız. Her bireyin, her kavmin, her inancın kendi değerleri ile varolma hakkını özümsemeli ve bunların güzel bir yaşam için olması gerekenler olduğunu kabullenmeliyiz.

Hiç kimsenin hakkına girmemeli, kendi haklarımızı kısıtlamaya çalışanlara karşı da hakkı haykırmalıyız. İnanç olarak da, kavim olarak da haklarımız için sorumluluklarımızı ifa etmeliyiz. Yoksa toplumsal değişimde asla bir karşılığımız olmayacaktır. Toplumsal barış ve bir arada yaşamak için birbirimizi kabul ederek ortak paydalarımızı güzelleştirmek zorundayız. Birbirimizi yok sayarak, birbirimize üstünlük taslayarak, kendini seçilmiş ulus görerek birlikte yaşam olmaz. Üstünlük Allah’ın hükmüne en yakın duranda olur.

Doğru olan düşünce, bir başkası dediğimiz tarafından dile getirilince korkmamalı, tam tersine o toplumun bir paydaşı olduğu için memnuniyet duyulmalıdır. Her insan ve ya toplumsal hareketten sünnetullah gereği düşünceler doğar ve topluma mal olur. Bunların çarpık bir sürece girmemeleri için topluma aleni ve şeffaf bir şekilde kendilerini tanıtabilecekleri alanlar oluşturulmalıdır ve bu alanlar yasal zeminde de sağlamlaştırılmalıdır.

Bireylerin istişare ihtiyacı olduğu gibi, toplumsal hareket, cemaat ve yapılarında birbirleri ile istişare ihtiyacı olduğuna inanırım. Bu hem bir denetim vesilesi hem de taassup körlüğünden kurtulmanın bir vesilesi olur inşallah. Bir yerleşim yerinin, yakın illerin, ülkenin ve hatta ümmet içinde böyle bir istişare sisteminin oluşturulduğunu düşünelim, olması gereken bu değil mi? Müslüman hareket/cemaatleri düşünün, hangisinin hangisinden haberi var, toplumsal alanda hangisi hangisinin yanlışından etkilenmeden durabiliyor. O zaman bizler kanser bölgesine doğru yerden neşter vurmak için ortak doğruya/iyiye katkı sunmak ile mükellef olduğumuzu bilmeliyiz.

Temel zemini inşa edeceğimiz kavram ve ilkelerimiz bellidir.

 “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır.” (Nur suresi/42)

Akıbetin sahibi Allah’tır, yolun doğrusunu da, yolcunun doğrusunu da O bilir.

“Hakkı batıl ile örtmeyin ve sizce de bilinirken hakkı gizlemeyin.” (Bakara suresi/42)  

Doğru olanı yapmak için doğru kaynaktan beslenip, kaybetme pahasına nefsimize hoş geleni değil, ahlaki olanı beslemeliyiz. İslami sorumluluğumuz gereği kaybedecek birçok şeyimiz var iken hakkı seslendirmeli ve doğruyu yürütmek için zorlukları göğüslemeliyiz. Rahatımızı değil, sorumluluklarımızı hakkı ile eda etmenin yükümlülüklerini sağlamlaştırmalıyız. Tanımak ve istişare etme yürekliliğini değerlerimiz rehberliğinde temellendirmeliyiz. İnşallah bu temel üzere saadet ve adalet toplumuna doğru yol almaya başlarız.

Aqibetül xeyr.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.