1. YAZARLAR

  2. Markar ESAYAN

  3. İstemezseniz kafalar karışmaz
Markar ESAYAN

Markar ESAYAN

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

İstemezseniz kafalar karışmaz

A+A-

Dink, Zirve ve Ergenekon davalarındaki tahliyeler kafaları karıştırmışa benziyor. Bu çok normal çünkü kafaların karışması zaten istenmiş gibi. Normal olmayan, kafaların bu kadar karışmaya meyilli olması. Hatta 17-25 Aralık'ın bir darbe olduğunu düşünen kesimlerde bile bir endişedir gidiyor. Bir yandan 'Darbelerle yüzleşme süreci tersine sarar mı' korkusu, bir yandan da Zirve katillerinin, Erhan Tuncel'in ve Veli Küçük'ün tahliyesinin vicdanları rahatsız etmesi insanları kıskaca almış gibi. İkincisinin çoğumuzu etkileyen insani ve haklı bir tarafı var.

Sıkça kullanıyorum; 'Yaşanmış olan yaşanmamış sayılamaz' diye bir söz var. Toplum 2007'den sonra başlayan süreci yaşadı ve yargı ama böyle ama şöyle 'üstünlerin hukuku'na son verdi. Bu bilinç geri alınamaz. Bu tesbiti de 'yeniden yargılama' konusu gündeme geldiğinden beri yapıyorum. Sanırım, bizim sadece CHP kanalında değil, genel olarak halkla kurduğumuz ilişkide bir sorun var. Halkın nereye çeksen oraya gidecek bir 'sürü' olduğunu, bu tavrı eleştiren kesimler bile içselleştirmiş durumda. O süreç yaşandı ve kendi meşruiyetini yarattı, bu konuda panik yapmaya gerek yok.

Çoğumuz, Ergenekon operasyonları başladığında, Türkiye'de ilk defa kudretli paşalara dokunuluyor olmasından ötürü kendimizi çok iyi hissettik. Bu operasyonları yapan savcı ve polislere yakınlık duyduk. Bu son derece normal, genel bir eğilimdi. Görevden alındığında 'Teşekkürler Savcı Öz' başlıklı bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Kanaat notumuzu bu savcılardan, polislerden yana olumlu kullanmaya eğilimliydik. Çünkü Türkiye'de bu çapta ilk kez yaşanan, özlemini çektiğimiz bir durumdu bu.

Şimdi ise elimizde paralel yapı ile ilgili çok ciddi ve yeni veriler var. Yeniden yargılamanın gerekli olduğunu veya bu davaların siyasi bir amaç ve kadrolaşma için kullanılmış olabileceğini söylediğinizde yine aynı araçsallaştırma ile karşılaşıyorsunuz. Savcıları, hâkimleri şikâyet etmek üzere Avrupa'ya çıkarma yapan CHP, bugün bu mağduriyeti de AK Parti'nin kaldırmasının çelişkisini yaşamakta. Çünkü paralel yapının yedeğine çekilmiş durumda ve seçimlerde oy toplamak için onlardan aldığı kasetlerden başka halka anlatabileceği bir şey yok. Öyle ki Kılıçdaroğlu, miting konuşmalarını kasetlerle dolduramayınca 'Biz iktidar olunca sokaktaki herkes birbirine selam verecek' türünden vaatler sıralıyor. Siyasetsizlik ve ilkesizlik, CHP'yi bu davaları koruma ve tahliyelere karşı çıkma pozisyonuna kadar getirdi.

Öncelikle, bu tahliyeler beraat değil ve safahatın sonuçlanmasından sonra birçoğunun cezaevine dönmesi oldukça muhtemel.

Dink Davası başta olmak üzere bu davalar gerçeği kamufle etmek için kullanıldı ve sakız gibi uzatıldı. Bu kadar yüksek dayanışma içindeki paralel yapının Dink cinayetinde ihmal ve kastı bulunan kendi üyelerini korumamış olması akla hiç yakın gelmiyor. Yedi aydır gerekçeli kararını yazamamış bir Ergenekon mahkemesi var. Haliyle insan soruyor: 'Yedi aydır gerekçeli kararını yazamayan bir mahkeme hangi gerekçelerle davayı hükme bağladı?' Yoksa geciktirmenin başka siyasal bir amacı mı vardı?

Bakan Bekir Bozdağ, Zirve Davası ile ilgili üç hususa dikkat çekiyor. İlki, 'Dava son duruşmada karara bağlanabilirdi çünkü 5 yıl düzenlemesi yasalaşmak üzereydi' diyor. İkinci olarak, 'Davanın Ergenekon'la ilişkisi nedeniyle, orada hüküm verilmiş olduğundan tahliye kararı verilmeyebilirdi' diyor. Şüpheli son durum ise, mahkemenin sanıkları hiçbir adli kontrol içermeden re'sen tahliye etmesi... Bakan'dan sanıklar hakkındaki adli kontrol kararının savcının itirazı ile çıktığını öğreniyoruz.

Gelelim Diyarbakır'daki KCK davasına... Beş yıllık tutukluluk sürelerini dolduran müvekkilleri için mahkemeye başvuran avukatların tahliye talebi reddedildi. Gerekçe ne biliyor musunuz? 'Sanıklar dağa çıkabilir'.

Zirve'de boğaz keserken suçüstü yapılan sanıklar re'sen ve adli kontrol kararı bile verilmeden salınıyorken, Diyarbakır'da Kürt siyasiler 'dağa çıkabilirler' gibi, mahkemenin yetkisinde olmayan, üstelik ayrımcı, afaki bir nedenle tutuklu kalabiliyor. Ama Erhan Tuncel, kanun Resmi Gazete'de yayımlandıktan 75 dakika sonra başvurusu bile olmadan kapının önüne konuyor. Balyoz gibi 365 sanıklı devasa bir dava iki yılda bitirilirken, 28 Şubat Davası sündürülürken, bu davalar on yıla doğru gidiyor.

Peki tüm bu tabloda, biz neyi tartışıyoruz? Meclis'in Avrupa standartlarında ve tüm vatandaşlar için bir güvence olacak bir kanun çıkarmasını ve AYM'nin bu ihlallere dikkat çekmesini... Neden, çünkü tüm bunlar 17 Aralık darbe sürecinde kritik bir yere oturuyor. Ve evet, bir de kafamız karışık tabii...

Kafaların karışmasına gerek yok. Paralel yapı 17-25 Aralık sürecinde hükümete karşı gayrımeşru bir siyasi mücadeleye girmiş, bu davaları da hunharca suiistimal ediyor.

İstemezseniz kafanız da karışmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.