1. YAZARLAR

  2. Necmettin KARASU

  3. ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -4-
Necmettin KARASU

Necmettin KARASU

1234
Yazarın Tüm Yazıları >

ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -4-

A+A-

 

ISTANBUL SÖZLEŞMESİ HEMEN FESH EDİLMELİDİR.

İstanbul Sözleşmesi, bir mağduriyeti gidermenin masumiyetine iliştirilmiş bir dinamittir. Bu dinamit, aileyi, ahlakı, cinsi ve cinsler arası fıtri ve helal olanı hedef almaktadır. Sözleşme, Erkeğin eşi olan kadını, erkekten kanunlarla korumayı metinleştirerek eşleri karşı karşıya getirmekte ve “aile içi şiddet” kavramı üzerinden, aileyi değersizleştirmektedir. Oysa, batı toplumlarında evlilik bağıyla bağlı olmayan erkeklerin uyguladığı şiddet, aile bağı ile bağlı olanlardan çok çok daha fazladır.

Bu sözleşme, eşcinsellerin “özgürlük ve onur” diye talep ettikleri sapkınlıkları, kadına şiddeti önleme maddeleri içerisine yazarak sözleşmeyi itibarsızlaştırmakta, şiddet sorununu çözmekten uzak bir hale getirmektedir.

Sözleşme, LGBTIQ+ ile tanımlanan ve her gün yeni bir harf eklenerek tanımı genişletilen, doğal olandan farklı, habis, hazzcı ve ahlaksızlıkla özdeş tanımları, bir hukuk normu haline getirmekte, bu anormalliklere koruma kalkanı oluşturarak adeta kötülüğü teşvik etmektedir.

“Kadına şiddeti önleme” tanımı, toplumsal çürüme ve ahlaksızlık olarak ifade ettiğimiz farklı “cinsel sapkınlık” serbestisine başlık haline getirilmektedir. Bir çok bilimsel araştırma eşcinsellikle ilgili aşağıdaki gerçeklere vurgu yapmaktadır:

Eşcinselliğin meşrulaştığı ve arttığı her yerde, aşağılanan ve ötekileştirilen kadın olmuştur. Zira, normalleştirilmeye çalışılan “yeni tür”, kadından rol çalmaktadır.

Eşcinselliğin çoğaldığı toplumlarda, alkol, uyuşturucu, toplumsal kurallara isyan, toplumsal kabullerin dışındaki her marjinal davranış artmaktadır. Bunlar ise, başta cinsel şiddet olmak üzere, her türlü şiddeti arttırmaktadır.

Eşcinselliğin çoğaldığı toplumlarda, yalnızlık, hırçınlık, öfkeli/saldırgan birey sayısı, intihara meyil artmaktadır. Bu haliyle sözleşmenin, toplumu “eşcinsellik” kavramına alıştırması, toplumu fahşaya alışkın hale getirmesi ve aile kurumunu itibarsızlaştırmasını hedef aldığı aşikardır. Ancak sözleşme, kadına şiddeti önlemekten uzaktır. Zira uygulandığı tarihten bu yana, kadına şiddet azalmamış artmıştır.

Aşağıdaki rapor, bunu açıkça ortaya koymaktadır ;

00002.jpg

Elbette, kadına yönelik her türlü ayrımcılık, aşağılama ve şiddete karşı durmak, hepimizin sorumluluğudur. Şiddeti önlemeye yönelik haklı ve doğru her kararın, kanun ve davranışın yanında oluruz/ olmalıyız. Ancak sapla samanın karıştırılarak bir bütün olarak sunulması ve bunun savunulmasını doğru ve haklı bulmayız.

Aşağıdaki istatistikte de görüleceği üzere, “gelişmis” olarak ifade edilen ve örnek gösterilen ülkelerde, aile olarak bağ kurmak yerine “birlikte yaşam” yada “partner” birlikteliklerle  ilişki kuranların işlediği cinayetler çok daha fazladır.

00001-001.jpg

Toplumumuzun ve bireylerimizin sorunlarını çözmek için elbette uluslar arası metinler, kanunlar ve ilkelerden istifade edilebilir. Ancak bunlar olduğu gibi kanunlaştırılmamalıdır. 

Değerlerimiz, değer yargılarımız, inançlarımız ve ortak iyilerimiz süzgeç olarak kullanılarak bu metinler ve kanunlar yerelleştirilmelidir. Ancak temelde, hukukçular, sosyal bilimciler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar, alimler, psikologlar ve hekimler, kadına ve tüm bireylere yönelik şiddeti önleme konusunda toplumsal değerlerimize uygun, başta kadın ve kızlarımız olmak üzere, her türlü şiddeti önlemeyi sağlayacak bir kanun hazırlama konusunda geç kalmadan bir çalışma yapmalı ve bunu başta hükümet olmak üzere, kamu oyu ile paylaşmalıdır. Aksi takdirde, “kadına şiddeti önleme” sözleşmesi diye, “eşcinselliğin ve cinselliğe dayalı her türlü sapıklığın serbest ve normal hale getirilmesi” sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesini, şerhsiz ve çekincesiz olarak kabul etmiş oluruz (bu gün olduğu gibi).

İstanbul Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin tüm eklerini, öncesini ve devamını ifsad hareketinin yasaları olarak görmekteyiz.

 

Unutulmamalıdır ki, LUT kavminin helak eden olgu, sadece eşcinsel sapkınlığın artması değil, LUT kavminin bu sapkınlığa yeterli ve gerekli tepkiyi göstermemesidir.

Ateş bize dokunmadan, kahhar olan üzerimize toplu bir bela yağdırmadan;

İstanbul Sözleşmesinin 80’inci maddesinde “her taraf istediği zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle bu sözleşmeyi feshedebilir” denmektedir.

Yukarıda mahzurlarıyla birlikte ifade edilen, dinimize, aile yapımıza, toplumsal ahlaka temel ahlaki değerlere savaş açmış olan ve esasen “toplumsal cinsiyet eşitliği, aynı cinsler arası sapkın seksüel yönelimi meşrulaştırma sözleşmesi” olan İSTANBUL SÖZLEŞMESI, 80. Madde işletilerek derhal iptal edilmelidir.

 

İstanbul Sözleşmesi’nin gölge kanunu olarak Türkiye aile hukukuna dahil edilen 6284 nolu kanun, İstanbul Sözleşmesi’nin gölgesinden çıkarılarak, yeniden düzenlenmeli “kadının beyanı” esas alınmamalı, haklının beyanı esas alınmalı ve ailelerin dağılmasının önüne geçilmelidir.

 

Hulasa, bu ifsad hareketinin tüm metinleri ve kanunları iptal edilerek, toplumumuzdan ve ailelerimizden uzak kılınmalıdır.

Konunun bir önceki yazısı için tıklayınız;

ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -1- Necmettin KARASU

         ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -2- Necmettin KARASU

         ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -3- Necmettin KARASU

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.