1. YAZARLAR

  2. Necmettin KARASU

  3. ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -2-
Necmettin KARASU

Necmettin KARASU

1234
Yazarın Tüm Yazıları >

ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -2-

A+A-

         İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SONRASI ÜLKEMİZDE GERÇEKLEŞENLER

 

Istanbul sözleşmesi sonrası, Milli eğitim ve YÖK de dahil olmak üzere, bir çok kamu kurum ve kuruluşu, eğitim müfredatlarına “Toplumsal cinsiyet eşitliği” içerikleri eklenmeye başladı.

Mecburi Eğitim’in 12 yıla çıkarılması, sözleşme’nin eğitim maddesinin talebi olarak ülkemizde uygulanmaktadır. 4+4+4 şeklinde uygulanmakta olan eğitim sistemi bile, İstanbul Sözleşmesinin denetim organı olan GREVIO raporunda; “evde ve din temelli eğitimin kız çocuklarının eş ve anne olarak geleneksel rollerini pekiştirebileceği ve bu nedenle kız çocukları üzerinde özellikle olumsuz etkileri olabileceği endişesini paylaşmaktadır deniyor. Yani sizin öz evladınızı dindar olarak yetiştirmeniz, bir endişe kaynağı olarak ifade edilmekte ve müeyyide istenmektedir. Ya da, kız çocuklarının, anneleri tarafından anneliğe hazırlanmaları, tehlike olarak ifade edilmektedir. Çünkü sözleşme aileye savaş açmaktadır. Sözleşmeye göre, anne, baba, evlat kavramları cinsiyet ayırımı anlamına gelmektedir.

Bankalar “toplumsal cinsiyet eşitliği”ne destek  adı altında LGBT renklerini görsellerinde kullanmaya ve personelleri arasında bu konuyu işlemeye ve sempatikleştirmeye yönelik eğitimler vermeye başladı.

Turkiyedeki bazı bankalar, bünyelerinde eşcinsel personel çalıştıran şirketlerin kredi faizlerini düşürmeyi taahhüt ederek eşcinselliği özendirmeye, görünür kılmaya,  bu sapkın fiili normalleştirmeye, hatta bir ödül olarak sunmaya başladı.

Eski Aile bakanı Fatma Şahin başkanlığındaki “Büyükşehir belediyeler birliği”, kendine bağlı belediyelere “Toplumsal cinsiyet eşitliği” eğitimlerini vermelerini ve bu konuda bilinc oluşturmalarına dair talimatlar verdi. İlk eğitimler, birlik bünyesinde verilmeye başlandı. Birliğe bağlı belediyeler, bu talimatlara uygun müfredatlar yayınlamaya ve kurum için eğitimler vermeye başladı. Böylece, mütedeyyin aile yapısının kanunlarla ilga edilmesinde en büyük pay sahibi olanlar, üstlenmiş oldukları görevlerinin gereklerini yerine getirmeye devam ettiklerini de ifade etmiş oldular.

Bir çok uluslar arası şirket, LGBTQ örgülerinin “ONUR YÜRÜYÜŞÜ” olarak ifade ettikleri miting ve yürüyüşlere destek metinleri yayınladı.

En büyük ulusal şirketler de, aynı şekilde Istanbul sözleşmesi’ne destek metinlerini tam sayfa basın bildirileriyle açıkladı.

Sosyal medya ve ekranlarda, özellikle “erkek erkeğe” evlilik törenleri bolca yer almaya başladı.

Çekincesiz olarak ülkemizde kabul edilen İstanbul sözleşmesini dayanak kabul eden LGBT örgütleri, hutbede eşcinselliğin haram olduğunu ifade eden ayeti okuyan Diyanet İşleri başkanına dava açtı. Oysa Diyanet İşleri anayasal ve resmi bir kurumdu ve başkan, Kur’andan bir ayet okuyarak görevini ifa etmişti.

Böylece sözleşmenin, devletin bir kurumunun başkanını, devlet mahkemelerinde mahkum edecek maddelerle birlikte kabul edildiği böylece algılanmış oldu. Sözleşme, uluslar arası bir sözleşme hükmünde olduğu için, hükümlerinin anayasa hükümlerinin üzerinde bir güce sahip olduğu da  fiili olarak görülmüş oldu.

Bu örnekten hareketle, İstanbul Sözleşmesi, dini hayatını Kur’ana göre şekillendiren ve eşcinselliği haram gören ve bunu ifade eden herkesi bu anlamda şiddet uygulayan birey olarak tanımlamaktadır. Bu ve benzeri maddeler ve uygulama esnasında karşılaşılan realiteler, İstanbul Sözleşmesi üzerinden ülke insanını kamplara ayırmış durumdadır.

devam edecek...

Konunun bir önceki yazısı için tıklayınız; ISTANBUL SÖZLEŞMESİNE DAİR -1-

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.