1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. İsrail herkesin devleti!
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail herkesin devleti!

A+A-

Yılın son günleri içinde, üstelik bir dinî bayramın bitmesini bile beklemeden başlattığı saldırı İsrail’in bilinen siyaset anlayışını bir kez daha gündeme getirdi. Bu yaklaşım, kendi göreceli avantajlarını karşı tarafın ne yaşayacağını düşünmeden azamileştirmeye çalışan bir devlet tavrının göstergesi. Gazze saldırısı, zamanlama olarak gelecekteki muhtemel pazarlık gücünü artırma yanında, ilerde yapılamayabilecek olanın bugünden yapılmasını ifade ediyor. Belki de Obama yönetimindeki bir ABD’nin yeterince teşvik edici olmayacağı düşünülerek atılmış bir adım...

Ne var ki çatışmacı dış politika böylesine kuru ve soğuk bir mantıksallık içinde değerlendirilmeyi hak etmiyor. Çünkü yapılan iş düpedüz bir toplu cinayetten ibaret. Gazze’nin Hamas tarafından yönetiliyor olması değil, aslında Gazzelilerin Hamas’ı seçmeleri cezalandırılmış oluyor. Batı dünyasının yan gözle izlediği bu trajik durum, Doğudaki demokrasilerin ancak onaylanmış adayların seçimini sağladığında kabul gördüğünü göstermesi açısından epeyce öğretici. Hamas’ın saldırı öncesinde birkaç füze yollamış olması durumu kurtarmıyor. Çünkü İsrail saldırısının sivilleri korumayan bir ölçüsüzlük içerdiği açık... Ama daha da önemlisi Hamas’ın seçilmesi ile birlikte bütün bir halkın susuz bırakılma noktasına kadar zorlanmış olması, yani radikal denen unsurların radikal kalmaları için her şeyin yapılması.

Bu devlet tavrı bize hiç de yabancı değil... Bir toplumsal ve siyasal meseleyi terörle mücadele bağlamında tanımlamak, ardından da karşınızdaki cepheyi terörist kalması için zorlamak bilinen bir taktik. Türkiye bunu neredeyse 25 yıldır yapıyor. Söz konusu durum şiddet kullanan tarafı aklamıyor... Bugün PKK da Hamas da siyaseti normal kanallara sokacak gelişmelere razı değiller. Böyle bir değişimin şiddet kullanan örgütlerin iktidar yapısında kritik çözülmeler getirebileceğini onlar da biliyorlar ve kurumsallaşmış olan bu yapının askerî yeteneğini kaybetmek istemiyorlar.

Ancak asıl ilginç olan bu tür örgütlerin karşısında yer alan devletlerin de benzer bir zihniyete sahip olmaları. Aslında bu devletler kendi toplumlarından ürküyor, karşılarındaki düşmana kendini yeniden üretme imkânı tanımaları sayesinde bizzat kendi toplumlarındaki özgürlükçü açılımları engelliyorlar. Her gerçek çözüm alternatifi, bu devletlerin beslediği tehdit algılamasının kofluğunu ortaya çıkarma tehlikesi taşıyor. O nedenle de konuşmayı, siyaseti ön plana çıkaran çözüm alternatiflerine yaşama şansı tanınmıyor. Bugün eğer Türkiye’de bir PKK hâlâ varsa, bunun asıl sorumlusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir... Aynı şekilde Hamas’ı anlamlı bir siyasi güç haline getiren, Filistinlilerin siyaseti şiddet üzerinden aramalarını teşvik eden de İsrail’in kendisi.

Öte yandan mesele bu iki devletin suçlanmasıyla da çözülmüyor. Son Gazze saldırısının sonrasındaki resmî tepkisizliğe baktığımızda, ABD’den başlayıp Ortadoğu’daki Müslüman devletlere uzanan geniş bir yelpazede gerçek bir itirazın bulunmadığını fark ediyoruz. Kendi çıkarlarından başka hiçbir ölçüte bağlı olmayan ulus-devletler dünyasında, bir halkın yaşadıklarının fazla bir anlamı yok. Hamas’ın yenilgisi Arap dünyası içindeki iktidar paylaşımını da değiştirecek ve ulus-devletlerin hareket alanını genişletecek. Dolayısıyla Müslüman dünyası bugün ikili bir dil kullanmakta: Önde medyaya yansıyan timsah gözyaşları var... Arkada ise devletçi bir bakışın soğuk hesapları...

Asıl mesele ulus-devletlerin dış politika anlayışlarının, yani öteki toplumlara bakışının otoriter zihniyetten kurtulamamış olmasıdır. Bu bakış dünyayı milletlerin çatıştığı, sıfır toplamlı bir oyun alanı olarak tanımlıyor. Böylece tatmin edilmemiş toplumsal taleplerin şiddete meyletmesine yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda onların şiddete meyletmesini de istiyor. Çünkü söz konusu taleplere yanıt vermemek, ancak o taleplerin şiddete meylederek gayrı meşru konuma düşmeleri sayesinde mümkün. Dolayısıyla asıl mesele günümüzün ulus-devlet prototipinin demokrasiyi içselleştirmemiş olmasıdır. Liberal demokrasi, seçim sistematiğini demokratlık olarak sunduğu ölçüde, bu ulus-devletlerin istediğini otoriter zeminin yerleşmesinde tampon işlevi gördü. Liberal demokrasinin mekanizmalarının yeterli olmadığı noktada da, devletin bilinçli körlüğü günümüzün terör siyasetini doğurdu.

Şimdi hepimiz İsrail’i ahlaksız buluyoruz. Daha bir hafta önce ‘saldırı olmayacak’ mesajı veren bir devletin böyle bir ‘taktik’ izlemesini kınıyoruz. Ne var ki otoriter zihniyet ahlakı çıkarcı bir anlayış içinden algılar ve bu nedenle de ulus-devletin bizatihi kendisi ‘ahlaksızdır’. İsrail’i kınamak gerekiyor... Ama eğer kendi devletinize bakarken gözleriniz kapalıysa, bu kınamanın fazla bir anlamı olmuyor ve insanlar her ülkede ölmeye devam ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.