1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. İSMİ VAR CİSMİ YOK
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

İSMİ VAR CİSMİ YOK

A+A-

 

Yeryüzü yaratıldı yaratılalı, neler yaşadı neler. Ne afetler gördü, ne olaylar yaşadı, ne savaşlar oldu, ne zulümler, ne zaferler, ne musibetler, ne ihanetler ve daha neler neler. Onca yaşanmışlığın ardından ve biz ahir zaman ümmeti, tüm bu yaşanmışlıkların mirasçısı olduk, hazıra konduk, mirasyedi olduk.

124 bin peygamber ve onca Salih insanlar. Bütün bunları bize peygamberler, kutsal kitaplar, Salih kullar, yeryüzünde kalıntıları kalmış olan medeniyet izleri…

Tüm bunlar, geçmişin izlerini ve ibretlerini taşırlar. Bunlar sadece bir hikâyeden ibaret değiller. Ya da sadece birer senaryo hiç değiller. Hele hele turistik gezi yapılacak beldeler hiç değiller. Tüm bunlar, geçmişin dersleri ile geleceğe hazırlık imkânı sunan nimetlerdir.

Heyhat ki bunca gelmiş geçmiş değer, birikim, ilim, bilgi, gereğince değerlendirilmediğinde, kıymeti bilinmediğinde, verilecek hesabı zorlaştırır, biriken borcu kabartır, mahcubiyeti arttırır, sorguyu zorlaştırır. Bunlar sadece ve sadece hafızalarda kalarak yaşayamazlar. Mekinler ve mekânlar, ebedi bir ruh dünyasında yaşamaya devam ederler.

Bu Mekinlerin adları, onlardan sonra birilerinin üzerinde kaldığında, o isimler, o isimlerin gerektirdiği iradenin hiç olmazsa bu çağdaki yansımalarını görmek isterler. Görmediklerinde, işte o zaman yer ve gök, o mekân ve Mekin için ağlarlar. Hâlbuki bakın, Ebu Cehil ölmedi, Ebu Leheb kıtalar dolaşıyor. Ancak maatteessüf; Kitabın kendisine indiği Muhammed(sav) ismini taşıyan Muhammed’ler kitabı ihmal ediyor. Eline baltayı alıp putları teker teker yere seren İbrahim’e karşılık, İbrahimler puta hizmet ediyor. Saraydaki kadının gayrimeşru teklifine karşılık iffetiyle yanaşmayan Yusuf’ların yanında şimdi iffetinden eser kalmayan Yusuflar türedi. Karşısında olan inatçı kavmine karşı, peygamberlik görevini azim ve gayretle yerine getirmeye çalışan Nuh’ların yanında şimdi Nuh deyip peygamber demeyen Nuhlar var. Rabbinin vermiş olduğu o kadar ağır hastalıklara karşı eşsiz bir sabır ve metanet örneği gösteren Eyüp’lerin yanında şimdi, neden bu sıkıntılar beni buldu diye isyan eden Eyüpler var artık.

İlmin kapısı olan Ali’nin yanında şimdiki Aliler, ilmin fersah fersah uzağında. Hayası aleme timsal olan Osman’ın aksine Osmanlar hayasızlık girdabında boğulmuş vaziyette. Adaletiyle nam salmış Ömer’in yanında Ömerler adaleti yer ile yeksan etmişler. Peygamberden(sav) verilen haberi ‘o demişse doğrudur’ diyen Ebubekir Sıddık’ların aksine Ebubekirler hiçbir kutsala inanmamaya ayak diretiyor. Peygamberin(sav) en büyük destekçisi olan, O’nun en zor zamanlarında yanında olan, O’nu teselli eden Haticeler yok artık. Firavun saraylarında yaşamasına rağmen mümin olan, mümin kalan Asiye’ler yok artık. Fatımalar vardı, peygamber kızı, müşriklerin eziyetinden sonra babasının yüzünü, üstünü, başını silen, müşrikleri tehdit eden Fatımalar. Hasanlar, Hüseyinler vardı, peygamber torunları, namazda olan dedelerinin sırtına çıkan, dedelerinin öpmeye kıyamadığı torunları. Şimdi Hasan ve Hüseyinler var Peygamberden habersiz, peygamber sevgisiz.

Bir zamanlar; Peygamberin sahabeleri vardı, O güldüğünde gülen, O ağladığında ağlayan. “Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah!” (Anam, babam sana feda olsun ya Resulallah) diyerek O’nun sevgisinin üstüne sevgi tanımayan, O’nun yüzüne doyasıya bakamayan, O’nun yanından bir an bile olsun ayrılmak istemeyen. Kocası, iki oğlu, kardeşi ve babası Uhud’da şehit olmuş, bunların şehit oldukları kendisine haber verildiğinde: “Resûlullah (as) ne yapıyor, nasıldır?” diye soran, Ona: ” Allah’a hamd olsun, Allah Resûlü iyidir.” Dediklerinde, “O’nu bana gösteriniz de, bir göreyim.” Peygamberimiz (as)’i görünce: “Sen sağ olduktan sonra, hiçbir musibet bize zarar vermez!” diyen Sümeyrâ’lar vardı. Peygamber(sav) vefat ettikten sonra, ezan okuduğunda ‘Eşhedu enne muhammedun resulullah’a geldiğinde ağlamaktan hıçkırıklara boğulan Bilaller vardı. Müşrikler tarafından öldüresiye dövülen, hatta ailesi ve kabilesince öleceği zannedilen, kendine gelip gözünü açtığında öncelikle Peygamberimizin hâlini soran, ilk aklına gelen, acıları ve açlığı değil Resûlullah olan Ebubekirler vardı.

Ve şimdi adlarımız kaldı ama ruhlarımız söndü. Şeklimiz, şemailimiz aynı ama içimiz kof. Adımız sanımız Abdullah ama Allah’a gereği gibi Abd değiliz. Muhammedin(sav) ashabı, İsa’nın(as) havarileri, Musa’nın(as) Harun’u vardı. Onlar gereğini yaptılar, belki bazen yalnız bıraktılar, ihmal ettiler, hatta ihanet edenler de oldu, ancak bağrındaki peygamberi canlarından, cananlarından daha çok sevdiler. Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Ve şimdi bizler varız ve bir zaman sonra biz de çekip gideceğiz darı bekaya. Geride nasıl bir iz bırakacağımız önemli. Kayalarda yürüyüp iz bırakanların yanında çölde yürüyüp iz bırakamazsak işte o zaman ne izimiz kalır ne ismimiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum