1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. İslamiyet ve Dil (Kürtçe eğitimi ve girişi
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

İslamiyet ve Dil (Kürtçe eğitimi ve girişi

A+A-

Bu bölümde, Kürtçe anadilde eğitim için, Kürt tarihindeki pratik uygulaması olan Ahmedî Hani’nin çalışmalarına kısaca değinmek ve Kürdistan’da anadilde eğitim ve öğretimi, hayatının ideali yapan Said Nursi’nin çalışmalarını belgeleriyle vermeye çalışacağız.

 

Burada anadil için referans olması maksadıyla, Kürtçenin Kurmanca lehçesi ile Ahmedi Xani’yi(ö:1707) anmak gerekiyor. Önemli eseri, Mem û Zin’in yanında Nûbihara Biçûkan(Küçüklerin İlkbaharı) ve Aqideya İmanê’yi(İnanç Kitapçığı) Kürt çocukları için Kürdistan Medreselerinde okutmak üzere yazmıştır.

Nûbihara Biçûkan, bir önsöz, 13 bölüm, 220 beyit ve yaklaşık 1000 Arapça kelime ile bunların Kürtçe karşılığından oluşan bir şiirsel sözlükten ibarettir. Önsözde:

Ne ji bo sahib rewacan             (Bu eser seçkin olanlar için değildir)

Belki ji bo biçukêd Kurmancan  (Belki küçük Kürt çocukları içindir)

Weki ji Qur’anê xilasbin            (Kur’anı bitirdikleri zaman onlar)

Lazime ê li sewadê çavnas bin  (Gözleri açılıp bilgi sahibi olmalıdırlar)”

           (Ahmedi Xani Külliyatı, Aqideya İmanê s.40 Kadri Yıldırım)

  Aqideya İmanê de, 70 Beyitten oluşuyor. Bu kitapta İslamın inanç esaslarını Suni Eş’ari ekol çerçevesinde işlemiştir… Nûbihar gibi Ahmedî Xani bu eserini de medreselerde okutulan ders kitapları arasına katmak için yazmıştır. Böylece Kur’anı bitiren Kürt çocuklarının Nubehar ile kendi anadillerinin temel sözcük ve terimleriyle tanışmaları, Aqideya İmanê ile de temel dini bilgileri yine kendi anadilleriyle öğrenmelerini amaçlamıştır.(bakınız Ahmedi Xani Külliyatı, Aqideya İmanê s.43 Kadri Yıldırım)

Sa Ehmed senake bi qevlê sehih  (Ey Ahmed, doğru sözlerle güzel şeyler bildir)

Li tewhidê Bari bi lefzê fesih         (Açık seçik sözlerle Allahın birliğini dile getir.)

Xwude yek e bêhevre û bê heval  (Allah birdir,yoldaşı ve arkadaşı yoktur)

Ne me’zuli ye ne mirin ne zeval    (Ne azl edilir, ne ölür, ne eksilip yok olur)

                (Ahmedi Xani Külliyatı, Aqideya İmanê s.177,180 Kadri Yıldırım)”

 

Kırdki(zazaki) Mevlid de bu lehçe için çok büyük önem arz ediyor. Ehmedi Xasê(1876-1951) tarafından 1892 yılında yazılmış, 1899’da da Diyarbakır’da resmi izinle basılmıştır. Parantez içindeki Türkçe tercüme şahsıma aittir. Aşağıda Linkini verdiğim “Zazaki.net” sitesinde, hem Ahmedi Xasê nin hem de Mevlidi hakkında, Kırdki Newepel gazatesinin editörü Roşan Lezgin tarfından yazılan makaleleriyle birlikte, Mevlidin Latincesinin tümüne de ulaşılabilir.

 

Ez bi bismillahî ibtida kena.                  (Ben Bismillah ile başlıyorum.)

Raziqê ‘aman û xasan pîya kena.           (Genel özel her şeyin Rezzak’ından istiyorum.)
Rebbî, hemd û şukrî ancax to rê bê.     (Rabbim, hamd ve şükür hepsi yalnız sanadır.)

Kîbr û medh û fexrî pêro to rê bê.         (Büyüklük, övgü ve ululuk hepsi sanadır.)

(http://www.zazaki.net/haber/ehmed-xas-93.htm)

 

Hasanê(Huseynê) Batê’nin(Ö:1491)  Kurmanci mevlidine değinmemiz lazım geldiği gibi, Mela Xalili Sêrti tarafından Kürtçe yazılan Nehcul Enam ve Şeyh Aburrahmani Aktepi tarafından yine Kürtçe yazılan Rewdetun Ne’im i de hatırlamak lazım. Eliyi Herirî ve Melayi Cizirî’yi de edebi Kürtçe eserleriyle unutmamak gerekiyor.

 

Şimdi de Said Nursi’nin(1878-1960), Kürdistan’da Fen ve Din İlimlerinin iç içe okutulacağı ve Arapça, Türkçe ve Kürtçe anadilde eğitim yapılacağı okul açma gayretine değineceğiz. Çünkü bütün ömrü boyunca büyük ideali olduğunu kendisi ifade ediyor. 1907 de İstanbul’a gidip Sultan Abdulhamid’e verdiği dilekçeyi önemi gereği aynısını aşağıya alacağız. Bu dilekçeyi aynı zamanda Şark ve Kürdistan gazetesinin 2 Aralık 1908 tarihli nüshasında da yayınlatmıştır. Tarihi bir hizmet ve belge olması ve o zamanki anlayışı tasvir etmesi bakımından aynını aşağıya alıyoruz. Yalnız anlaşılması için parantez içine bizim tarafımızdan günümüz kelimeleri konulmuştur:

 

“Kürdler Yine Muhtaçtır

Millet-i Osmaniye meyanında(Osmanlı milletleri arasında) mühim bir unsur(millet) teşkil eden Kürdistan ahalisinin ahvali (Kürdistan halkının durumu) hükümetçe malum(biliniyor) ise de, hizmet-i mukaddese-i ilmiyeye(kutsal ilim hizmetine) dair bazı metalibatı(istekleri) arz etmeye müsaade dilerim.

Şu  cihan-ı medeniyette (uygarlık dünyasında) ve şu asr-ı terakki ve  müsabakatta(ilerleme asrı ve rekabette), sair ihvan(diğer kardeşler) gibi yekâheng-i terakki (İlerlemeye ayak uydurma) olmak için himmet-i hükûmetle(Hükümetin gayreti ile) Kürdistan'ın kasaba ve kurasında(köylerinde) mekâtib(okullar) tesis ve inşa buyurulmuş olduğu ayn-ı şükranla meşhud (teşekküre layık şekilde görünüyor) ise de, bundan yalnız lisan-ı Türkîye aşina etfal (Türkçeyi bilen çocuklar)  istifade ediyor. Lisana aşina olmayan evlâd-ı ekrad (Türkçeye alışık olmayan Kürt çocukları) yalnız medaris-i ilmiyeyi maden-i kemalât (ilim medreselerini fazilet merkezleri) bilmeleri ve mekâtib muallimlerinin lisan-ı mahallîye adem-i vukufları cihetiyle(okul öğretmenlerinin yöresel dili bilmemeleri yönüyle)  maariften(gerekli bilgiden) mahrum kalmaktadır. Bu ise vahşeti, keşmekeşi(ilkelliği, karışıklığı); dolayısıyla garbın şematetini(batının kargaşasını) davet ediyor. Hem de ahalinin vahşet ve taklit hâl-i iptidasında (halkın ilkel ve ilk durum taklidinde) kalmaları cihetleriyle evham ve şükûkun tesiratına (kuruntu ve şüphelerin etkisine) hedef oluyor.

Eskiden beri her bir vecihle ekrad'ın madûnunda(her bir yönle Kürtlerin gerisinde ) bulunanlar, bugün onların hâl-i tevakkufta(durgunluk durumunda) kalmalarından istifade ediliyor. Bu ise ehl-i hamiyeti(gayretli, vatansever kimseleri) düşündürüyor. Ve bu üç nokta, Kürdler için müstakbelde (gelecekte) bir darbe-i müthişe(korkunç darbe) hazırlıyor gibi ehli-i basireti (öngörü sahiplerini)  dağdar etmiştir(yaralamıştır).

Bunun çaresi: numune-i imtisal (güzel örnek) ve sebebi-i teşvik ve terğib (şevk ve istek sebebi) olmak için, Kürdistan'ın nikat-ı muhtelifesinden(kürdistanın farklı merkezlerinde),

Biri Artuş aşairi (Artuş Aşiretleri) merkezi olan Beytüşşebab cihetinde (yönünde);

Diğeri Mutkan, Belkan, Sason vasatında (ortasında);

Biri  de Sipkan ve Haydaran vasatında(ortasında) olan nefs-i van'da (Van merkezde),

Medrese  nâm melufuyla (medrese alışık ismi ile) ulûm-u diniye ve fünun-u lâzıme(Din ilimleri ve gerekli Fen Bilimleri) ile beraber, hiç olmazsa ellişer talebe(öğrenci) bulunmak ve oraca medar-ı maişetleri hükûmet-i seniyyece tesvid edilmek (geçim kaynakları değerli hükümetçe ödenmek)  üzere üç dârü't-tâlim (üç öğretim yeri) tesis edilmelidir. Bazı medarisin dahi ihyası (medreselerinin dirilmesi) maddî ve manevî Kürdistan'ın hayat-ı istikbaliyesini (Kürdistan’ın gelecek hayatını) temin eden esbabı-ı mühimesindendir (önemli sebeplerindendir). Bununla maarifin temeli teessüs eder (Eğitim öğretimin temeli kurulur). Ve bu mebde-i teessüsten ittihat takarrür edecek, (bu ilk kuruluştan birlik çıkacak) ihtilâf-ı dâhilîden(iç karışıklıktan) dolayı mahıv olan(tükenen)  kuvve-i cesimeyi (büyük kuvveti) hükümetin eline vermekle harice sarf ettirmek(dışarıya harcamak) için hakkıyla müstahak-ı adalet ve kabil-i medeniyet (gerçekten adaleti hak etmiş ve uygarlığı kabule meyilli) oldukları gibi, cevher–i fıtriyelerini (yaradılıştan cevherlerini)göstereceklerdir.   Molla Said-i Meşhur 

Şark ve Kürdistan Gazetesi Sayı:1 ,   19 Teşrin-i sâni 1324 (02 Aralık 1908)

İçtimai Dersler s.507/Zehra Yayıncılık -Asarı Bediyye s.464/Elmas Neşriyat

(gazetekurd.net)

İçtimai Dersler ve Asarı Bediyye’de, Üstat Said Nursi, bu konuda o zamanki gazetelerde yayınlanan makaleleri olduğu gibi, Münazarat (Diyaloglar) ve İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi (İki Musibet Okulunun Diploması) eserlerinde de ayrıntılı bilgiler vardır. Zaptiye nazırı (Emniyet Genel Müdürü) Şefik Paşa, meclisi vükalâda(bakanlar kurulunda) bu müracaatın görüşüldüğünü söyler, fakat netice itibariyle Temmuz 1908 de ilan edilen II. Meşrutiyet olayları nedeniyle de netice çıkmamıştır.(Asarı Bediyye s.431, İçtimaî Dersler s.186)

Münazarat’ı, 1910 tarihinde yaz mevsiminde Kürt Aşiretleri arasında dolaşarak yazmıştır.  1950’lerde de gözden geçirerek bu Üniversiteyi Kürdistan da açma ile ilgili bölümünü olduğu gibi koruyarak yayınlatmıştır:

“Ey tabaka-i havâs(Üst tabaka, Yetkililer)! Biz, avam(halk tabakası) ve ehl-i medrese, sizden hakkımızı isteriz.

Sual: Ne istersin?

Cevap: Sözünüzü, fiiliniz(uygulamanız) tasdik etmek… Elhasıl(Kısaca): Vilâyât-ı şarkiye ve ulemasının istikbalini (Doğu illeri ve İlim adamlarının geleceğini) temin etmek istiyoruz. İttihad ve Terakki manasındaki hissemizi isteriz. Üzerinizde hafif, yanımızda çok azim (büyük) bir şey isteriz.

Sual: Maksadını müphem(kapalı) bırakma, ne istersin?

Cevap: Câmiü’l-Ezher’in (Mısırdaki Üniversitenin) kız kardeşi olan, “Medresetü’z-Zehrâ” namıyla darülfünunu mutazammın (Fenleri içine alan Üniversitenin) pek âli(yüksek) bir medresenin Bitlis’te ve iki refikasıyla (eşiyle) Bitlis’in iki cenahı(kanadı) olan Van ve Diyarbakır’da tesisini isteriz…

İkincisi: Fünun-u cedideyi(Modern fenleri), ulûm-u medaris (medrese ilmi ) ile mezc ve derc(karıştırma ve yerleştirme); ve lisân-ı Arabî vâcip(Arapça dili gerekli), Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak…

Üçüncü şart: Zülcenaheyn (iki kanatlı) ve Kürtlerin ve (sonraki nüsha, Türklerin) mûtemedi (güveniliri) olan Ekrad ulemasını (Kürt âlimlerini) veya istinas etmek(alışık olmak) için lisân-ı mahallîye aşina olanları(yöresel dil olan Kürtçeyi bilenleri) müderris(öğretmen) olarak intihap etmektir(seçmektir).

Dördüncüsü: Ekradın (Kürtlerin) istidatları ile istişare etmek (kabiliyetleri ile danışmak), onların sabavet ve besatetlerini (çocukluk ve sadeliklerini) nazara almaktır…”  [erisale.com, İlk Dönem Eserleri, Münazarat, s.67]

 

Görüldüğü gibi “Kürdi caiz” ifadesini, olsa da olur olmasa da olur diyenlerin ne kadar yüzeysel yorumladıkları ortaya çıkmış oluyor. Üstadın bizzat dilekçesinde Kürt çocuklarının Türkçeyi bilmemeleri ve Öğretmenlerinin de Kürtçeyi bilememeleri nedeniyle, okullardan yararlanmaları zorlaşmaktadır diye belirtmektedir. Üniversitesini sistemleştirdiği Münazarat’taki ilgili konuda da aşina, tanıdık ve alışık olunsun diye, ya Kürt öğretmen ders versin veya yöresel dil olan Kürtçeyi bilen öğretmenlerin seçilmesi gerektiğini anlatmakla, “Kürdi caiz” tabiriyle artık, milliyetçilik yapmaya başlayan, İttihat  ve Terakki Hükümetine ve de 1950 den sonra bu kitabını gözden geçirdiğine göre, milliyetçi ve laik bürokrasiyi ikna etmek üzere, insanî, vicdanî ve medenî olarak Kürtçenin eğitim ve öğretim dili olmasında bir sakıncası yoktur diye ifade etmektedir.

1913 tarihinde Sultan Reşat’a ve 1923 te de I. Millet Meclisine aynı şekilde Üniversitenin tesisi müracaatı olur. Birincisinde I. Dünya savaşı engel olur. İkincisinde ise medreseler kapanır sonuçsuz kalır. Talebeleri vasıtasıyla Bakanlar Kurulu ve Adnan Menderes Hükümetinde Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleriye de açar:

Heyet-i Vekileye ve  Tevfik İleri’ye arz ediyoruz ki:

Şark Üniversitesi hakkında çok kıymettar hizmetinizi Üstadımıza söyledik. O dedi:…  Esaretten Kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye (Milli Kurtuluş hareketi) hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu (üniversiteyi) takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar yirmi bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar yüz elli bin banknot vermeye karar verdiler. Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.” [erisale.com,  Emirdağ Lahikası - II, Mektup: 109]

Aynı amaç için, 1955’lerde iktidarda olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’e de bir mektup gönderir. Zaman Gazetesi bir ara Yassı Ada arşivlerine girmiş, bu mektubun aslının orda olduğunu haber yapmıştı.

“Reis-i Cumhura ve Başvekile,

Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki: … Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye (herkese açık üniversite) olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir darülfünun,  bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Ta ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat etmesin(bozmasın)…Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var… Mâdem elli beş sene bu meseleye bütün hayatını sarf etmiş ve bütün dekaikiyle(inceliğiyle) ve neticeleriyle tetkik etmiş (araştırmış)  bir adamın bu meselede reyini almak ve fikrini sormak lâzım gelirken, Amerika’da, Avrupa’da bu meseleye dair istişareye(danışmaya) kendinizi mecbur bildiğinizden, elbette benim de bu meselede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkâr olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz.   Said Nursî      [erisale.com,    Emirdağ Lahikası - II,  Mektup: 139]

 

Görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’e 80 küsur yaşında olduğu halde, Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanarak en yetkili makamlara sunarken, tekrar Üniversite düşüncesini dile getiriyor. Eğitim-öğretimi bütün Kürt coğrafyasına yayma düşüncesi bu günkü soruna çözüm için bir referans olabilir.

 “Ey sual soran mebuslar” ifadesini bu mektubunda, 1923 de Ankara’daki mebuslara, o zaman aynı meselede yaptığı müracaatının hatırasını anlattığı için kullanıyor. Demek ki, Said Nursi’ye göre 1923 te Kürtler, toplam 5 milyon civarındadır. 1927 deki nüfus sayımında Türkiye ise, 13 milyondur.

 

Said Nursi Batı Anadolu’da sürgün olarak, gözetim ve baskı altında İman hizmetini yaparken, Kürt Milletini ve Kürt Dili hususundaki düşüncelerini ifade etmesi bakımında önemli olduğunu düşündüğümüz 29.Mektubun Altıncı Meselesinin zeyli (Eki), inden bir kısmını aşağıya alıyoruz. Bu metnin dördüncü maddesinde Kürtlerin milyonlarca nüfusu olduğunu ve binler seneden beri milliyetlerini ve dilerini unutmadıklarını hatırlatarak,  eğer eskiden beri, yani Selçuklular ve Osmanlılardan beri, Türklerle gerçek vatandaş ve cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp ve dilini unutturursanız bu “usul-ü vahşiyane” vahşice bir yöntem olur diye ifade eder. İşte Yeni Said döneminden Isparta’nın Barla kasabasında, kendi tamir ettirdiği küçük bir mescitte, bir iki dostuyla ibadetlerini yaptıklarında, gizli Arapça Ezan okuyup, Arapça kamet getiriyorlarmış. O zaman tabi Ezan Türkçeleştirilmiş olduğundan, Türkçe kamet dayatılmaya çalışılıyor. Bu metnin dili çok serttir. Yumuşak ve itidalli ve müspet hareket eden üstad, burada adeta açmış ağzını, zulmü ve hunharlığı yüzlerine savuruyor. Evet, Üstad, müspet hareket etmiş, fakat izzetini de muhafaza etmiştir. Başının kesilmesini istemiş, fakat uysal koyun gibi boynunun çekilmesine de razı olmamıştır. Burada, rejimin dışladığı ve baskı altında tuttuğu, bütün toplum, düşünce ve etnik kesimleri koruyacak şekilde eleştirilerini yöneltiyor, sorular soruyor. Onun için bu bölümün adı, aynı zamanda “Es’ile-i Sitte= Altı Soru”dur. Türkçe kamet et”mesine zorlanmasının dairesini geniş tutarak, nedenlerini; (1)Yöntemsiz olarak hukuksuzluğun yapılması, (2)Laik sistemin Müslüman çoğunluğa baskısı, (3)Gerçeği saptıran âlimler(ulemâü’s-sû’) vasıtasıyla Hanefi mezhebine aykırı bir şekilde Hanefiliğin dayatılması, (4)farkı millet olan Kürtlerin inkar ve hakarete maruz bırakılışı, (5)Batı hayat tarzına muhalefet edenlerin cezalandırılması, (6) Bu uygulamayı yapanların dinini dünyaya satması veya dini idareleri için kullanması gibi, altı farklı yanlış anlayışın sonucu olduğunu ifade ediyor. Bir de gelecek tarihte, yanlış bilgilenmeleri sonucu bazı insanların kendisini sesiz kalmakla suçlayabileceğini, yanlış anlayabileceklerini de o zaman hissetmiştir. İşte bu yanlış anlamalara da kendi cevabıdır. Kendi ifadesiyle İnsaniyeti Kübra (Büyük İnsanlık) olan İslamiyet yerine Türkçülüğün dayatılmasına karşı haykırışıdır:

 

“İstikbalde gelecek nefret ve tahkirden(aşağılamadan) sakınmak için, şu mahrem(herkese söylenmeyen) zeyil(ek) yazılmıştır. Yani, “Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!” denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır.

BU YAKINLARDA  … Hususî ve gayr-ı resmî, kendim tamir ettiğim bir mâbedimde (küçük mescidimde) hususî bir iki kardeşimle hususî (özel) ibadetimde, gizli ezan ve kametimize müdahale edildi. “Niçin Arapça kamet ediyorsunuz ve gizli ezan okuyorsunuz?” denildi. Sükûtta(sesiz kalmada) sabrım tükendi. Kabil-i hitap(hitaba layık) olmayan öyle vicdansız alçaklara değil, belki milletin mukadderâtıyla (geleceğiyle) keyfî istibdatla(baskıyla) oynayan firavunmeşrep (firavun gibi baskıcı tavırlı) komitenin başlarına derim ki:…

 

Altı sualime cevap isterim.

BİRİNCİSİ: Dünyada hükümet süren, hükmeden her kavmin, hatta insan eti yiyen yamyamların, hatta vahşî, canavar bir çete reisinin bir usulü(yöntemi) var, bir düsturla(kuralla) hükmeder. Siz hangi usulle bu acip tecavüzü yapıyorsunuz? Kanununuzu ibraz ediniz(gösteriniz). Yoksa bazı alçak memurların keyiflerini kanun mu kabul ediyorsunuz?

(…)

DÖRDÜNCÜSÜ: İslamiyet’le eskiden beri imtizaç(kaynaşan) ve ittihad eden (birleşen), ciddî dindar ve dinine samimî hürmetkâr Türklük milliyetine, bütün bütün zıt bir surette,  Frenklik(Batıcılık) manasında  Türkçülük namıyla, tahrifdârâne(bozarak) ve bid’akârâne(dinin zararına değişiklikle) bir fetva ile “Türkçe kamet et” diye, benim gibi başka milletten olanlara teklif etmek hangi usulledir? Evet, hakikî Türklere pek hakikî dostane ve uhuvvetkârâne (kardeşçesine) münasebettar(ilgili) olduğum halde, böyle sizin gibi frenkmeşreplerin (batıya özenenlerin) Türkçülüğüyle hiçbir cihette münasebetim(bağlantım) yoktur. Nasıl bana teklif ediyorsunuz? Hangi kanunla? Eğer milyonlarla efradı(nüfusu) bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve lisanını(dilini) unutmayan  ve Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini onlara unutturduktan sonra, belki, bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz, bir nevi usul-ü vahşiyane (vahşi ve ilkel yöntem) olur. Yoksa sırf keyfîdir. Eşhasın (şahısların) keyfine tebaiyet edilmez(tabi olunmaz)  ve etmeyiz! [erisale.com    Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli]

 

Bu konuda yetkili ve etkili olan, Said Nursi bu paragrafta dediği gibi, Kürtler binlerce yıldır ayrı bir millettir ve ayrı bir dilleri vardır. Öyleyse gelin bu milleti, (Hucurat, 13) ayetinin emir ettiği gibi tanıyın ve (İbrahim.4) ayetinin de vurguladığı gibi Kürtçeye de eğitim dili olarak izin verin. En fazla başta bu büyük çilekeş olmak üzere, Kürt alim ve mutasavvıfların gayret ve çalışmasıyla dönüşen toplumun oylarıyla iktidara gelen şimdiki hükümet, Kürt milletinin tanınması ve Kürtçenin eğitim dili olması meselesini çözmelidir. Eğer seksen beş yıldır devam eden bu yanlışı düzeltirse, tarih nazarında kendisini ismi gibi aklamış olur.

 

ufkumuz.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.