1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İslam`ın üç boyutu
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam`ın üç boyutu

A+A-

Aktüel dünyada Müslümanlar iki ana tasavvura sahip bulunuyorlar: “Resmi İslam ve Sivil İslam.”

 Anlaşılabilir sebeplerle birbirinden hayli farklı bu iki tasavvur, onları değişik siyasi ve toplumsal projelere yöneltebilmektedir.

      Din ve İslam konularında yeterli bilgilere sahip bulunan insanlar, İslamiyet`in mesajının özü itibariyle salt “resmi” veya salt “sivil” olarak tanımlanamayacağını, mahiyetiyle dinin Allah`tan gelen bir vahy olduğunu, korunmuş (masum) bir Peygamber tarafından tebliğ edildiğini ve kendi içinde bir bütünlük ve tutarlılık içinde insanı muhatap aldığını bilir. Şu var ki insanlar tarihte ve objelerin dünyasında bu dinden hayatları için bir anlam haritası çıkarmaya çalışırlarken, onun bir boyutunu özellikle öne çıkarırlar O halde her türlü kavramsallaştırma sonuçta tartışılabilir. Beşeri bir okuma, bir tefsir ve bir çıkarımdır.

      İslami akımların farklı eğilim ve okuma biçimleri üzerinde durduğumuzda, “Kültürel İslam”, “Sosyal İslam” ve “Siyasal İslam” olmak üzere üç ayrı temel bakış açısı çıkmaktadır karşımıza. Bu böyledir, çünkü Müslümanlar üç ayrı alanda bir var oluş çabası içindedirler. Bunlar da kültürel, sosyal ve siyasal alanlardır. Vurgulamak lazım gelir ki, bir din olarak İslamiyet`in kültüre, sosyal alana veya siyasete nispet edilmesi sadece ifade (retorik) düzeyinde bir tanımlamadır. Nasıl İslamiyet`in Allah`tan gelen bir vahy ve Allah`ın koruması altında bir Peygamber tarafından tebliğ edilmesi dolayısıyla salt bir düşünce olarak tanımlanması mümkün değilse ve bundan dolayı “İslam düşüncesi” demek aslında yanlış olup doğru ifadenin “Müslüman`ın düşüncesi” demek ise, bunun gibi her türlü salt beşeri faaliyetin kendisi şekli ve sonuçları mutlak anlamda İslamiyet`in hakikatine nispet edilemez. Çünkü İslamiyet kendi başına referansları, yönelimleri ve amaçları olan tutarlı bir bütündür.

      Elbette söz konusu olan her üç beşeri etkinlikle (kültür, toplum, siyaset) ilgili bu dinin önermeleri bulunmaktadır. İşte İslamiyet`le kendini bağlı hisseden insanın, bir aktör olarak beşeri faaliyetlerden birine önem ve ağırlık veriyor olması, onun bu üç kategoriden biriyle anılmasına sebep olabilmektedir. Aksi düşünüldüğünde bir dini bütün kendine özgü hüviyetiyle tek bir düzeye indirgemiş olabiliriz. Bazı dinlerin salt manevi ve teolojik/metafizik özellikleri o dinlerin temel ve belirgin karakteristikleri durumunda olduklarından bu dinleri tek bir düzeyle sınırlandırmak daha doğrusu belirgin karakteristikleriyle anmak doğrudur.

      Ama İslamiyet gibi bir din hem dünya, hem ahiret, hem bireysel hem toplumsal düzeylere hayatın doğasının gerektiği kadar yer ve önem veriyorsa, bu durumda İslam dini salt tek bir düzeyle sınırlı tutulamaz. Eğer İslamiyet salt teoloji ve ruhaniyet olsaydı, Batılı anlamda sadece bir din, salt dünya hayatıyla ilgili olsaydı, o zaman da salt seküler bir dünya görüşü olurdu. Ancak dünya ve ahiret, madde ve anlam, ruh ve beden, akıl ve iman bu dinin genel perspektifi içinde belirli bir yere ve öneme sahiptirler. İnanç (akaid), ibadet, ahlak, muamelat ve ukubatın İslam fıkıh literatürünün ana ve biri diğerini izleyen kategorileri olarak yer almış olması bunun somut göstergesidir. Buna ayrıca tarihsel olarak zihni ve entelektüel faaliyetimizin alanını teşkil eden Kelam`ın -buna İslam felsefesini mukayeseli dinler ve mezhepler tarihini de ekleyebiliriz- ruhi ve enfüsi hayatımızın gerçekliğini konu alan Tasavvuf`un ve bireysel ve sosyal hayatın normatif ilişki biçimlerini konu alan Fıkıh`ın en belirgin İslami ilimler arasında yer almış olması gerçeğini de ilave edebiliriz. Bu ilimler bize gösteriyor ki insanın üç temel (zihni, ruhi ve bedeni/sosyal) gerçeklik düzeyi var ve Müslümanlar tarihte daima bu üç temel düzeyin mahiyeti, tezahürü ve sorunlarıyla yakından meşgul olmuşlardır.

       Batılı medya ve İslamiyet’i küresel düzeyde ötekileştirmek isteyen güçler, kendilerinin ürettiği  “Siyasal İslam”ı hem İslamiyet’in bütününe ve ruhuna indirgediler hem bundan “terörizm, fanatizm, fundamenatlizm, anakronizm vb. şeytanlaştırıcı” imajlar türettiler. Sevindirici olan şu ki, bu kavramsallaştırma ve imaj üretimini Müslümanların ezici çoğunluğu benimsemedi. Onlar sadece kendilerini “Müslüman” olarak tanımlamakla yetindiler. Doğrusu da bu!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.