1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. İslamcılık Üzerine Gözlemler
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

İslamcılık Üzerine Gözlemler

A+A-

     İslamcılık tartışmaları konusunda kafa karışıklığı sürüyor. Tartışmanın sağlıklı sürdürülmesindeki ilk zorluk sınırları kesin tanımlanmış ve tamamlanmış İslamcılık projesinin elimizde olmamasıdır. İlk dönem islamcılar için islam ülkelerini sömürgeden kurtarmak, ikinci dönem islamcılar için İslam devleti kurmak, üçüncü nesil islamcılar için bir arada barış içinde yaşama modelleri ön plandaydı. Bunlardan her biri zaman içinde dönüşmüştür ve bugün savunulanlar da ileride değişecektir. İslamcılık din değildir, din temelinden giderek çağdaş sorunların üstesinden nasıl gelineceğine dönük bir okuma,bir imkan arayışıdır. Doğası gereği tarihseldir, hataya açıktır ve değişime gebedir. İslamcılık tartışmalarını zorlaştıran ikinci etken, islamcılık tartışmasının din ve ideolojiden bağımsız olarak anlamlandırılamayacağı gerçeğidir. Sınırları belirlenmiş bir İslamcılık tanımı üzerinde yapılacak bir tartışma doğası gereği eksik bir tartışma olacaktır.

     Aslına bakılırsa İslamcılığın temel sorununun ne olduğunu Pakistanlı İslam düşünürü Fazlurrahman net bir biçimde ortaya koymuştur: "İslamı tarihin enkazından nasıl temizleyecek, onu sadece Müslümanlar arasında değil, topyekün dünyada canlı bir güç haline nasıl getireceğiz?" (Fazlurrahman, İslami yenilenme I, Ankara Okulu yayınları). Bu noktada İslamcıların temel sorunları, yaşanan ve sorunlu olan tarihin nasıl ve hangi yöntemlerle temizleneceği, sonrasında yeniden nasıl inşa edileceği ile İslamın dünyada nasıl güç haline getirileceği sorularıdır.

     İslam aydınlanma ve modernleşme dönemleriyle birlikte dünya sisteminde belirleyici bir aktör olmaktan uzaklaşmıştır. Dolayısıyla bu dönemde konuşan bütün aydınlar yenilgi psikolojisinin içinden konuşmaktadır. İlk sorun bu yenilmişlik psikolojisinin üstesinden gelmektir. Bu da fiili olarak İslamcılığı sömürgecilikle mücadele eden bir ideoloji haline getirmiştir. İslamcılar bütün enerjilerini geri kalmışlığın nedenlerini sorgulamaya ve çıkış yollarını aramaya harcamıştır. Daha sonra kurtuluşun İslam devleti etrafında olacağı düşüncesiyle siyasal islamın temelleri atılmıştır. Kuşkusuz bu düşüncenin oluşumunda modern ulus devletin gücü geniş ölçüde etkili olmuştur. Çağımızda ise dinin insanlığa ne sunacağı, insanlığın karşılaştığı sorunlara nasıl cevap vereceği ön plana çıkmıştır. O zaman islamın geleceğini belirleyecek soru şu olacaktır: "İslamın insanlığa sunduğu alternatif ve modern dünyaya cevabı nedir?" Bu soru cevaplanmadığı sürece İslamın etkin olması bir hayli zordur.

     Şurası açık ki, İslam, aydınlanma, akılcılık, bireycilik ve ulus devlet temelinde etkili olan modernizm sürecinde sonra dünyada siyasal ve askeri yönden kurucu bir aktör olma özelliğini kaybetti. İslamcı aydınların İslamın yenildiği bir zaman diliminin içinden bize seslenmeleri temel düşünceleri üzerinde belirleyici bir rol oynamıştır. Modern dönemdeki İslamcı hareketleri değerlendirirken bu özelliği gözden uzak tutmamak gerekir.

     Türkiye’de siyasal akımların tümü özellikle Cumhuriyet dönemindeki gelişimi, anlatısı ve dünyayı yorumlama ve siyaset yapma biçimi Kemalizm’le şu veya bu şekilde bağlantılıdır. Kemalist sisteme ilk ciddi eleştirilerden bir sosyalistlerden geldi. Dünyadaki yükselen sol hareketlere koşut olarak TİP etkinliğini artırması Kemalist sistemde sıkıntı yarattı. Ancak sosyalistlerin yarattığı rahatsızlık kolaylıkla terörize edilerek legal alanın dışına itildi ve etkisizleştirildi. Türkiye'de sosyalizmin iki temel handikabı oldu: 1- İşçi sınıfının olmadığı bir toplumsal zeminde sosyalizmi üretmek. 2- Toplumun çoğunluğunu oluşturan Sünni İslam yerine Alevilerle kurduğu ittifak.

     Sol-sosyalist hareketler toplumla diyalog kuracak sağlıklı bir dil üretemeyince sınıf temelinden çok din karşıtı tavrıyla ortaya çıktı ve zorunlu olarak üniversite ve aydınlarla sınırlı kaldı. Bunun doğal sonucu askeri elitizme yaslanmaktı ve yaslandı. Türk solu bu özelliğini halen büyük ölçüde sürdürmektedir.

     Dünyada ki yükselen sol hareketlerin etkisiyle Türkiye’de meydana gelen hareketlenme büyük toplumsal dönüşümlere kaynaklık edemedi. 70’li yılların başından başlayan ve İslam dünyasının diğer havzalarında yetişen fikir hareketlerinden tercümeler yoluyla beslenen İslamcılık hareketi ise doğan muhalefet boşluğundan iyi yaralandı. 1990'lardan itibaren başlayan RP'nin yükselişini Kemalistler hazmedemedi ve sert tepki gösterdiler. Ama kabul etmek gerekir ki, Kemalizmin fazla şansı yoktu, zamanın ruhuna uymayan paradigmasıyla sürgit etkili olması mümkün değildi. Bu yüzden refah Partisi karşısındaki bir sonraki dönemde yenilmek üzere olan son büyük direnişiydi 28 Şubat sürecinde yaşananlar.

     Zaman içinde siyasal paradigmasının keskin çizgilerle belirlenmemiş esnek yapısının sağladığı avantajı iyi kullandı İslamcılar ve her krizden değişerek ve güçlenerek çıktılar. Zaman içinde batı ve demokrasi karşıtlığından, demokrasi ve insan hakları taraftarlığına evrildiler. Böylece hem kendilerine yönelik eleştirileri atlattılar hem de kitleselleştiler. kemalist sisteme dönük ciddi eleştirilerden biri de Milli Görüş geleneğidir. Milli görüş bir yandan İslami geçmişe duyulan özlemlere ve Asr-ı Saadet bilincine, diğer taraftan İşçi partisinin başarılı olamadığı muhalefet boşluğunu doldurarak çekim merkezi oldu. Milli Görüş geleneğinin başarısı şunlara bağlıydı.

     1-Türkiye'de siyaset sınıflara değil değerlere dayalı yapılıyordu. Bu anlamda en geniş kapsamlı değerler sistemine onlar sahipti.

     2- Toplumun en büyük kitlesi Sünni kesimle ittifak yapmıştı.

     3- Aleviliğin tarihsel nedenlerle kuşku ile baktığı ve reddettiği Osmanlı geçmişini sahiplenmesi.

     4- kalkınmacı olması ve Batıya kafa tutması.

     1970' lerden itibaren ortaya çıkan ve 90'lardan sonra kendini iyiden iyiye hissettiren Kürt hareketi ve ekonomik sarsıntılar sağ ve sol siyasal partileri işlevsizleştirdi. Sol ve sağ yapılar toplumla bağlantısını zedeledi ve kirlendi. Ortaya çıkan siyasal ve toplumsal boşluğu İslamcılar doldurmakta zorlanmadı.

     Kemalist elitlerin İslamcıların siyasallaşarak iktidar taleplerine sert tepki göstermelerini anlayışla karşılamak gerekir. Bu hem Kemalistlerin devlet imkanları ve resmi araçları kullanarak gerçekleştirmek istedikleri secüler-modernleşme talebi kesintiye uğramasıyla, hem de devlet imkanlarını kullanarak siyasetten uzak tutmaya çalıştıkları toplum kesimlerinin aynı imkanları kendilerine karşı kullanmaları endişesinden kaynaklanmaktadır.

     Kemalist çevrelerin temel eleştirilerinden biri İslamcıların siyasal alandaki arayışlarına karşı dini siyasallaştırıyorlar eleştirisidir. Bir sorunun siyasallaşması mutlaka kötü bir duruma işaret etmez. İslamın siyasallaşması,Kürt sorununun siyasallaşması toplumsal alanda islam ve Kürt bağlamında bir soruna işaret ediyorsa bu sorunların siyaset diline tercüme edilmesi demokrasi açısından son derece anlamlıdır. Siyasallaşamayan veya siyasallaşma imkanı bulamayan düşüncelerin negatif siyasete, yani teröre yöneleceği açıktır. Bundan dolayı ben siyasallaşmayı bir tehlike olarak değil bir imkan olarak görmek gerekir.

     Kemalizm’in bütün baskılarına rağmen çeşitli şekillerde siyasal alanda var olmaya devam eden İslamcılar, siyasal alanda rakiplerinin bıraktığı boşluktan ve başarısızlıklardan yararlanarak belirli başarılar elde etmişlerdir. İslamcıların Özal,Erbakan ve Özellikle Erdoğan dönemlerindeki en önemli icraatları;

     1-Halkla devletin barışmasını sağlamak,

     2- Siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve yaşanan elit değişimi,

     3- Anadolu sermayesinin birikimini etkinleştirmek ve dünyaya açılımını sağlamak,

     4- Kemalizmin sitem üzerindeki kontrol gücünü kırmak.

     5- vesayet sistemini işlevsizleştirmek

     6- Kangren haline gelen Kürt sorunu hakkında çözüm sürecini başlatmak.

     7- Uzun süre ihmal edilen islam dünyasına eğilmek.

     8- Türkiye'yi sadece kendi içindeki sorunlarla boğuşan üçüncü dünya ülkesi olmaktan çıkarmak.

     9- Askeri vesayet sistemini geriletmek.

     Ancak tüm bu başarılara karşın hem ülke içindeki hem de dünya odakları karşısında sürekli sınava tabi tutulan ve başarısızlığa mahkum edilmeye çalışılan İslamcıların işinin kolay olmadığı/olamayacağı açık. Nitekim Batının bütün demokratik değerlerine karşın Mısır’daki askeri darbeyi desteklemesi ve ardından verilen idam kararlarına sessiz kalması durumu açıklamaktadır. Batı İslam ülkelerinin kendi iradelerine sahip çıkma imkanı belirince demokrasi konusundaki hassasiyetlerini kolaylıkla ihmal etmektedir.

     İslamcıların en önemli sorunu ideal olanla reel olan arasındaki uyumsuzluktur. Ne yazık ki, İslam dünyası siyasal, ekonomik ve kültürel anlamda paramparçadır. İslam ülkelerinde ordular dış değil iç düşmana karşı konumlandırılmış durumdadır. İslamcılar bir taraftan emperyalist ülkelerle, diğer yandan ülkelerini yönetmekte olan yerli elitlerle mücadele etmek zorundadır. Demokratik yöntemle iktidara gelen İslamcılar bir taraftan kendi ülkelerindeki laik-batıcı elitle, diğer yandan da dünya sistemini elinde tutan güçler arasında varlığını sürdürme sorunuyla karşı karşıyadır. Üstelik yerli laik-batıcı elitlerle dış güçler sürekli birbirini desteklediği bir ortamda İslamcıların işe daha da zorlaşmaktadır.

     İslamcı akımların kendi yapılarından ve toplumla olan sorunlu ilişkilerinden doğan sorunlar da,İslamcılığın geleceği hakkında belirleyici rol oynayacaktır. Modern İslamcı akımların bir kısmı tarihteki her şeye aşağılayıcı ve dışlayıcı bir dille yaklaşmaları sonucunda toplumla sağlıklı iletişim kurma imkanını tüketmektedirler.

     İslamcıları yaşadığı çağın düşünce akımlarıyla diyaloğa girmesi kaçınılmazdır. Müslüman entelektüeller dünyadan kopuk yaşamadıklarından zamanlarındaki ideolojik akımlardan çeşitli ölçülerde etkilenirler. Ali Şeriati sosyalizmden etkilendiği söylenir, ama son derece sert eleştiriler de yapar. Sosyalizme yaklaşan ve eleştiren görüşler 1960 lardan itibaren yükselen sol dalga ile ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Günümüzde Liberalizme yaklaşan ve eleştiren görüşlerde liberalizmin yükselişiyle ilgili olduğu açıktır.

     Doğası gereği bilgiye açık olan İslamın modern bilgiden soyutlanarak gettolaşması mümkün değildir. Ancak İslamla modern siyasal akımlar arasında kurulan sentezleme modelleri çok sorunlu bir duruşa işaret etmektedir. Sosyalist İslam, Liberal islam anlayışları islamla modernliği uzlaştırma çabaları olarak tanımlamak gerekir; daha açıkçası bu çabalarla İslam, liberalizm ve sosyalizme tercüme edilmek istenmektedir. Böylece İslamın kendi özgü kavramları giderek silikleşmekte sosyalizm ve liberalizmin kavramları başat hale gelmektedir. Öyle ki, İslamcılığın bazı varyantlarında öte dünya inancı giderek belirsizleşmekte, islam süratle dünyevileşmektedir Bu çabaların nasıl bire süreç izleyeceği, nereye evrileceği ve toplumda ne tür bir karşılık bulacağı İslam düşüncesi açısından merak konusudur.

     İslami hareketlerin önemli bir bölümü geleneksel olan ve modern olan arasındaki etkileşimde açmaza düşmektedir. İslamcı akımlar bir yandan geleneksel ulema ve dini anlayışı, dünya ile ilgisiz,öte dünyacı din söylemi üretmekle eleştirmekte, öte yandan tam tersine öte dünyayı ve ibadetleri önemsemeyen bunun yerine liberal veya sol değerleri öne çıkaran bir çizgiye savrulmaktadır.

     İslamcı akımların önemli bir açmazı da kültürel olan karşısında gösterdikleri tavırdır. Hem kültürel islamı kabul edilebilir bir düzlemde anlamak, hem de ondan üreyen siyasal eğilimleri suçlamak anlaşılabilir bir çelişki değildir. İşte Ak Parti tam da o kültürel müslümanlar tarafından geniş ölçüde desteklenen bir siyasal harekettir.

     Türkiye’deki sol-sosyalist hareketlerin temel özelliği toplumla sağlıklı iletişim kuracak dilden mahrum olmaları idi. Bugün benzer durum Anti-Kapitalist Müslümanlarda da yaşanmaktadır. Toplumun marjinal kesimleriyle kurulan ittifaklar ne sağlıklıdır ne de sonuç üretmeye adaydır. Bu hareketin nereye evrileceği merak konusudur.

     Anti-Kapitalist müslümanlardan cemaatlere kadar bütün hareketler İslamcı hareketler içinde değerlendirilebilir. İslamcı hareketlerin bir bölümünün kendini dışarı taşıyarak diğerlerini islama zarar veriyormuş gibi hareket etmeleri sadece inandırıcı olmaktan uzak değil, aynı zamanda gerçek de değildir. kendi dışındaki islami hareketleri islama zarar veriyorlar diye yorumlamak, kendine yer açmaktan başka bir anlam taşımaz.

     İslamcılığı sadece iktidar arayışında bulunan ideolojilere indirgeyip o noktadan eleştiri yapmak ise başlı başına sorundur. Ak partiyi bu noktada eleştirmek tutarlı değildir. Zira o yola çıkarken zaten böyle bir iddiası olmadığını söyleyerek çıktı. Ak Partiyi diri tutan yıllardır bazı konularda mağdur olan dindarların önünü açması ve onların dertlerini sahiplenmesi idi. Öyle görülüyor ki, İslami kökenden gelen ve bütün hatalarına karşın halkla başarılı bir diyalog kurmuş olan bu siyasal hareketin karşındaki çaresizlik ve kıskançlık sadece Ulusalcı-Kemalistleri değil, anti-kapitalist Müslümanları da etkiledi. Anti-Kapitalist Müslümanların kendilerini muhalif olarak adlandırıp yalnızca bunun üzerinden değerlendirmeleri, sadece muhalif olanın adil olduğu sonucuna götürür ki, bu son derece sağlıksız bir anlayıştır. Bu noktada Anti-Kapitalist Müslümanların siyasal partilerden hangisini desteklediği de merak konusu olmaya devam etmektedir. Bu noktada Türkiye’nin toplumsal dönüşümüne büyük katkı yapan ve vesayet rejimi kurumlarını önemli ölçüde işlevsizleştiren Ak Partiye eleştirel yaklaşıp, demokrasi ve hukuk devleti anlayışında onunla kıyaslanmayacak kadar geride olan, sol-sosyalist kesimlere yaklaşmak tutarsız ve bir o kadar da ilkesiz bir siyasal tavırdır.

     İslamcı hareketlerin oluşumunda İsrail –Yahudi değerlendirmelerinin özel bir yeri olduğu muhakkaktır. Bu anlamda İslamcılığın geniş ölçüde İsrail devletinin politikalarına karşı oluşan Yahudi karşıtlığından beslendiğine kuşku yok. Karşıtlığın Bati dünyasında söz konusu olan anti-semitizmle bir ilgisi yoktur. Karşıtlık hem Kur'an'da Yahudilerin Müslümanlara karşı şedit düşmanlığından, hem Kudüs'ün Yahudilerin işgali altında olmasından, hem de Yahudi örgütlerinin diğer ülkelerde gizli örgütlenmeler yoluyla iktidar üzerinde belirleyici ve denetleyici rol oynadığından dolayıdır.

     İslamcı hareketlerin bir bölümünün servet karşısındaki neredeyse inkara varan tutumları da bir diğer sorunlu alandır. İslamın en yüksek felsefe ve ilim geleneği oluşturduğu dönem zenginleşmenin olduğu dönemdir. Zenginleşmenin kendisi sorun alanı olarak görülemez. Servetin belli ellerde toplanması sorun olarak algılanmalı. Zenginliğin, maddi refahın olmadığı yerde sanat,bilim ve felsefenin üremesi mümkün değildir. Sosyal adaleti sağlama çabalarının servet düşmanlığına dönüştürülmesi sorunlu bir anlayıştır. Bugün genel çerçevesini kapitalizmin çizdiği ve insan nefsini kabartan bir dünyanın içinde yaşamak ve buna koşut olarak bu fikriyata muhalefet etmeye çalışmanın zorluğunu ve çelişkisini yaşamaktadır İslamcı akımlar ve genel olarak Müslümanlar. Sınırları ve ilişkileri başkaları tarafından belirlenmiş bir dünyada, belirleyici olan güç sahiplerine karşı mücadele etmek zor ama neden olmasın, Yusuf Mısır Firavununun sarayında yetişmişti. Her toplum içinde zulme karşı mutlaka bir adalet damarı da bulunur. İnsanın nefsine hitap eden kapitalizme direnmek zor, Ama Allah varsa imkan da vardır. İnsan servet ilişkisini serbest bırakmak da, yok etmekte İslami bir tutum değildir. İslam cinsellik,yemek, para kazanma gibi istekleri yok saymaz, tünden reddetmez; elde edilmesi için kurallar koyar ve bir meşruiyet sınırı çizer.

     İslamcılığın önemli sorunlarından biri de diğer İslamcı gruplarla olan sorunlu ilişkileridir. Guruplar arasındaki ideolojik farklılıklar ve bunun sonucunda oluşan çatışmalar, aynı dinin itikadı sınırlarını zorlayacak eleştirilere yol açmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Müslümanların ötekisi asla diğer müslüman gruplar değildir. Çünkü İslam her farklı coğrafyada farklı kimliklere bürünür. İslamın ötekisi küfür ve kafirler de değildir, zulümdür.

     Cemaatler diğer cemaatlere, İslamcılar diğer islamcılara, müslümanlar kendisi gibi düşünmeyen diğer müslümanlara karşı anlaşma zeminibulamıyorsa, bu inancın müslüman olmayan ötekine karşı ne cazibesi olacak? İslam da asıl olan tevhittir ama şu an bir şirk yaşanıyor cemaatler ve gruplar arasında. Bu İslam kardeşliğini tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Şunu kesinlikle unutmamak gerekir, dostluğu, kardeşliği, iyiliği, adaleti, kendi dostlarımız, mahallemiz,ailemiz,ülkemiz içinde oluşturamazsak büyük öğretiler peşinde koşmanın anlamı kalmıyor. İslam inancı oturup entelektüel geyik yapacağımız bir felsefe değil, yaşandıkça anlam kazanan bir praksistir.

     İslamcılığa yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı, İslamcılığı bir dönem uygulamasını baz alınarak yapılmaktadır. Oysa bu tutum sosyolojik olarak doğru değildir. İslam doğası gereği insan aklının ürettiği bir modelleme olduğu için doğası gereği hatalı,tarihsel ve yanılgıya açıktır. O zaman hangi dönemde,kim tarafından üretilen İslamcı anlayış temel alınarak değerlendirme yapılacaktır? Toplumlar canlı organizmalar olduğu için bir dönemde üretilen model,toplumsal koşulların değiştiği diğer bir dönem için yetersiz kalacaktır. C.Afgani islam milletlerinin bağımsız devletler kurarak kurtulacağını savunurken, M.Abduh siyasal mücadeleden çok eğitim seferberliğini başlatmanın daha uygun olacağını savunuyor. Cabiri liberal demokrasiyi savunurken laikliğe soğuk bakmaktadır. Gannuşi demokrasi tecrübesinin yeni imkanlar sunduğunu savunurken, M.Kutub demokrasiyi eleştiriyordu. Ali Şeriati modernizmle uzlaşmanın dinin sonu olacağını söylerken,Fazlurrahman "İslam ve Çağdaşlık "adlı eserinde modernleşememiş islamın öleceğini iddia eder. Benzer şekilde Medine Vesikası etrafında oluşan tartışmalar da dönemin siyasal şartlarıyla yakından ilgilidir. Ali Bulaç'ın gündeme taşıdığı Medine Vesikası/Çok Hukuklu Toplum Projesi tartışmaları ve bunu takip eden müzakerece siyaset ve katılım açılımları birbirinden farklı dini ve etnik toplulukların barış içinde bir arada nasıl yaşayabilecekleri sorusuna cevap araması, çok kültürlülük ve çoğulculuk tartışmalarına verilen İslami bir cevaptı. Tüm bu tartışmalar İslamcılığın tarihin bir döneminde modellenmiş,tamamlanmış bir proje değil, değişime ve dönüşüme açık esnek bir arayışın adı olduğunu göstermektedir.

     İslamcılık aynı dönemde farklılık gösterdiği gibi zaman içinde de farklılıklar gösterir. Pakistan'da aynı dönemlerde yaşayan Mevdudi ve Fazlurrahman birbirini şiddetle eleştirilerdi. Mısır, Türkiye, İran tecrübeleri de doğası gereği farklı olacaktır. Temel yanılgı bir ülkenin siyasal tecrübesini bütün ülkeler için geçerli bir örnek olarak modellemektir.

     İslamcılığın iflas ettiği tezinin bir dayanak noktası da 1990'lı yıllardan itibaren yoğunlaşan İslamın diğer ideolojilerle eklemleme veya sentezleme çabalarının yarattığı sonuçla ilgilidir. Sol İslam,sosyalist islam,liberal islam, demokratik islam ve anti-kapitalist müslümanlar böyledir. Çelişik olan bazı islami grupların islamcılık öldü söylemiyle başlattıkları bu hareketlerin O.Roy gibi islam araştırmacıları tarafından İslamcıların ölümüne referans gösterilmesi.

     İslamcılık Değerlendirilirken Göz Önünde Tutulacak İlkeler.

     1- Uzun bir süre İslamcılık muhafazakar -milliyetçi ideolojilerle iç içe girmesinden kaynaklanan fiili durum.

     2- İslamcılığın içinde yaşadığı toplumun tarihi,kültürü ve geleneksel dini anlayışlara yönelttiği eleştiriler.

     3- Bu yaslandığı klasik tarih ve din anlayışıyla hesaplaşan bir ideolojinin kendi tarihi ve toplumuyla buluşma arayışlarının yarattığı gerginlik.

     4- İslamcılığın Halifeliğinde kaldırılma sürecinde bir yenilgi ideolojisi olarak ortaya çıkması ve bunun yarattığı psikolojik çöküntü.

     5- Uzun süre Müslümanların güncel sorunlara yoğunlaşamamasının getirdiği toplumsal sorunlardan uzaklaşma tavrı.

     6- İslamcılık akımının başlangıçta güçten düşerek sömürgeleştirilen İslam ülkelerini sömürge durumundan kurtarmak isteyen bir yenilgi dönemi ideolojisi olmasının yarattığı travma.

     7- Yerli batıcı elitlerin İslam üzerine uyguladığı baskı.

     8- Kürt eksenindeki İslamcılık tartışmaları giderek yüzeyselleşmesi ve entelektüel derinlikten giderek uzaklaşması.

     İslamcılığın öldüğü tartışmaları aslında tanımlanan bir tür İslamcılığın başarısızlığı üzerine kurgulanan bir tez olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak İslamcılık bir taraftan son derece esnek ve üretken, diğer yandan dayandığı din var olmaya devam ettiği için kendini yenilemek özelliğine sahiptir. Bundan dolayı İslamcılığın öldüğü iddiası son derece acele ,ideolojik bir genellemedir. Öyle ki, İslamcılığın öldüğünü emek sermaye ve iktidar ilişkileri üzerinden analiz eden İhsan Eliaçık da bir başka islamcılık türünü dillendirmektedir.

     Öyle görülüyor ki, din ortadan kalkmadan dine dayalı ideolojik arayışlar da sona ermeyecektir. İslamcılık bitti tartışmasını yapabilmek için hangi tür islamcılığın gerçek olduğunu belirlemek gerekecektir. İslam dünyasındaki sorunlar devam ettikçe dine dayanan çözüm arayışları da devam edecektir. Bu ise İslamcılığı besleyen en önemli dinamiktir. islamcılığın her dönemde farklı önceliklerinin olacağı ve farklı yöntemler izleyeceği ise tartışmaya açık olmayan bir konudur.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.