1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. İSLAM’A GÖRE İZZET VE ZİLLET
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

İSLAM’A GÖRE İZZET VE ZİLLET

A+A-

 

“Müminleri bırakıp da kâfirleri veli/dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah’a aittir.” (Nisâ, 139)

İzzet: “Sözlükte “güçlü ve üstün olmak, galip gelmek, saygın olmak” gibi manalara gelen “izz” kökünden isimdir. İzzet, bu anlamları yanında bir kimsenin başkaları karşısında bedensel, psikolojik, ekonomik, sosyal statü vb. yönlerden güçlü, etkin ve saygın olması, baskı altına alınamaz bir konumda bulunması durumunu da ifade eder. İzzet, “acizlik, alçaklık” manasındaki zilletin karşıtı olarak kullanılır.” (T.D.V.İslam Ansiklopedisi İzzet Md.)

Zillet: “Sözlükte ‘zayıf, aciz ve itibarsız olmak, yenik düşüp boyun eğmek, manasına gelen “züll” kökünden üreme isimdir. Bedenen, ruhen, psikolojik, ekonomik, statü, mevki ve makam, bilgi, görgü, kültür vb yönlerden zayıflık ve etkisizlik halidir. İzzetin zıddıdır.” (Ragıb el İsfehani)

Gerçek güç, mutlak hâkimiyet, sonsuz kudret, yani tümüyle izzet mutlak manada Allah(cc)’a aittir. Kullardan da ancak Allah(cc)’ın kendilerine izzet bahşettiği kimseler izzetli olabilirler. Hele hele Allah(cc)’ın izzeti dışında izzet arayışında olanlar; mutlak manada O’nun izzetini/hâkimiyetini tanımayanlar veya muğayyir davrananlar, tümüyle zillet üzere olanlardır.

Müminler, Âlemlerin yegâne Rabbi olan Allah(cc)’a iman eder ve O’nun buyurmuş olduğu hayat nizamını düstur edinirler. Tüm duyuların kapıları den’i ve dünyevi aldanmalara kapalı, sadece hakka açıktır. Nefsin, iblisin dünyalık heva ve heveslerin cümlesinden Malikul Mülk olan Allah’a sığınır, O’na dayanır, O’na güvenir ve sadece O’na bağlanırlar. Zira “izzet tümüyle O’na aittir”.

Kur-an’da izzet, müminler hakkında son derece teşvik vasıf olarak emir buyrulurken; münafıklar da dâhil olmak üzere tüm inkâr ehli için ise tam tersi olan “zillet” kavramını kullanır ve şiddetle yerilir. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Diyorlar ki; “Eğer Medine ye dönersek, daha üstün (izzet sahibi-aziz) olan, daha alçak (zillet sahibi-zelil) olanı oradan mutlaka çıkaracaktır. İzzet(üstünlük) ancak Allah’a, O’nun peygamberine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.” (Münafikun, 8)

Evet, münafıklar bunu bilmezler. Sadece münafıklar değil, ehli küfür tümüyle bunu bilmez. Şayet azıcık dahi bilmiş olsalardı, muhakkak Rabbine döner, her türlü seyyiatlarından dolayı nedamet duyar ve mutlak manada izzet sahibi olan yüce Rabbe iman ederlerdi. Ama münafıklar dâhil tümüyle küffar ehli izzeti maalesef zillette ararlar. İzzeti her türlü dünyevi, şehevi, hevai, nefsanî, geçici süfliliklerde ararlar.

Gerçek manada muizz olan (izzet veren, bahşeden) Âlemlerin Rabbi olan Allah(cc)’tır. Ama başka kim ve ne olursu olsun, bu anlamda ancak ve ancak muzill(zelillik) verirler. Yandaşlarını, tebaasını kendileri gibi zillete duçar ederler.

İzzet, insandan kibirlenmeyi, gururlanmayı, kinlenmeyi, inatlaşmayı uzaklaştırır. İzzet sahibi birisi; gerçek izzetin Allah(cc)’tan olduğunun bilincindedir. Mütevazı, halim, selim, muti, müşfik, muhlis… bir hal üzere olur. Aksi halde insan azgınlaşır, kibirlik, gururluk, harislik, inatlık, iddialarına kapılır. Bu durumda insan tefrikanın, ayrımcılığın, garabetin, bağnazlığın kaynağı haline gelir. Hakk nezdinde alçalır, zelil düşer! Nefsi, heva ve hevesleri, saplantı ve sapkınlıkları onu zillet deryasında şaşkın ve kararsız bırakır! O tür insan(lar)ın insan(lığ)a zarar ve ziyandan başka hiçbir dokunması kalmaz.

İzzeti Rabbinden bilen, O’na iman ederek sıdk üzere bağlanan kimse hangi konum, mevki ve makamda olursa olsun, sıdk üzere olur ve her yönüyle adalet, hakkaniyet, merhamet, şefkat gibi konularda hassas davranırlar. Hak ve hukukun savunucu, zulüm ve haksızlığın karşıtı olurlar.

İnsan, fıtrat olarak xalqan ve xulqan Allah(cc)’ın karar kıldığı bir kıvamda yaratılmıştır. Haliyle insan, yapı olarak tümüyle Rabbinin ölçüleriyle şekillenmiştir. O’nun takdir buyurduğu kabiliyet, yetenek ve haslet üzeredir. Her yönüyle Rabbinin koyduğu sınırlar dâhilindedir. Hayat pratiklerinde bu özeliklerini koruyarak yaşayanlar, özelliklerini ve dolayısıyla Rabbinin kendisine bahşetmiş buyurduğu güzellikleri/izzeti korumuş olurlar.

Teoride ve pratikte bu yaratılış özelliklerini değiştirme gafletinde olanlar ise her tülü, hal, tavır, davranış, sosyal statü, mevki, makam ve konumuyla zillete mahkûm olurlar. Çünkü kendilerine bahşedilen onca güzellikleri, hakikatleri tepmiş ve büyük saplantılara saplanmış olmaktadırlar. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle ferman buyurmaktadır: “Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağılısına çevirdik!” (Tin, 4-5)

İzzet, asla kişinin başka insanlara karşı kibirlik taslaması, onlardan kendisini üstün hissetmesi olarak telakki edilemez. Tabii ki tevazu diyerek tefrite kaçıp, kendisini zelil duruma da düşürmez. Tam tersine izzetin inanmış olduğu tevhid inancından, temsil ettiği yüce değerlerden kaynaklandığını bilinç ve şuurundadır.

İzzet ve zillet konusuna değinen ayetlerden Bakara Suresi, 257. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.

İnkâr edenlerin velileri ise sahte tanrılardır. Onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar….” Bakara 257)

Fert ve toplum olarak, kişisel ve kurumsal olarak velimizin Yüce Allah olmasını arzu ediyorsak! Zillete maruz kalmayarak İzzet üzere olmak ve kalmak istiyorsak; emredildiğimiz veçhile Rabbimize itaat etmek zorundayız. Aksi durumda sahte ilahlara, sahte tanrılara yöneliriz ki; alnımızdan zillet damgasını yemekten ve zulumata duçar olmaktan kurtulamayız.

Hazreti Ömer Şam’a girerken: Hazreti Ömer ve kölesi Medine’den fethedilen Şam’a gelirken sırayla deveye binerler. Ve Şam’ın girişinde deveye binme sırası kölededir.

Şam Fatihi ve İslam Ordusu Kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah, Halifeyi yürürken Şam’a girdiğini görünce Halifeye yaklaşarak şunları söyler:

“Ya halife! Niye böyle yapıyorsun! Bütün Şamlılar Müslümanların Halifesini görmek için toplandılar. Böyle yürüdüğünü görseler seni beğenmezler!”

Hazreti Ömer’in cevabı şöyle olur: “Ya Ebu Ubeyde! Senin bu sözün bu insanlar için çok zararlıdır! Zira bu şekilde insanlar; insanın şerefinin binite binmekte, süslü elbiseler giymekte sanacaklar! Şerefin, Müslüman olmakta ve ibadet yapmakta olduğunu anlamayacaklar! Biz, aşağı insanlardık. Allah, Müslüman yapmakla bizi şereflendirdi. Allahın bize verdiği bu şereften başka şeref ararsak, Rabbimiz bizi yine zelil eder. İzzet İslam’dadır. İslam’ın ahkâmına uyan aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, şerefi, saadeti başka yerde arayan zelil olur.”

Rabbimizin şu beyanıyla satırlarımıza son verelim: “Gevşemeyiniz! Üzülmeyiniz! Eğer gerçekten iman etmişler iseniz; muhakkak ki en üstünü sizlersiniz!” (Ali İmran 139) Rabbimizin bu beyanını gerçek anlamda anlamak, ona inanmak ve ona göre yaşamak dualarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.