1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. İslam ve İnşa/Arş.Gör. Erkan Baysal
İslam ve İnşa/Arş.Gör. Erkan Baysal

İslam ve İnşa/Arş.Gör. Erkan Baysal

A+A-

         Dünya tarihi boyunca birey, toplum ve milletleri derinden etkileyen, insanlığın önüne yeni yol haritaları koyan ve yeni ufuklar çizen büyük medeniyetler ortaya çıkmıştır. Bunların başında Antik Yunan medeniyeti, İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti gelmektedir. Bu üç medeniyet, Allah, âlem ve insan kavramlarını yeniden yorumlamış ve onların arasındaki ilişkiyi yeniden tanzim etmişlerdir. Bağımsız bir medeniyet olarak bunu yapmaları zorunluluk arz etmekteydi. Nitekim bir medeniyeti diğerinden ayıran onun söz konusu kavramlar ve onların aralarındaki ilişki hakkındaki tasavvurudur. Çünkü Allah, insan ve âlem, varlık sahasının neredeyse tüm katmanlarını ifade etmektedir. Bunlara dair bir yorum ve tasavvur, varlığın tamamını kapsamaktadır.

Gerek Hz. Peygamber’in yirmi üç senelik nübüvvet süreci gerekse Kur’an’a bakıldığı zaman İslam’ın insana ilişkin en ciddi projesinin “inşa” olduğu anlaşılmaktadır. İslam’ın akide, ahlak ve hukuk alanında vazettiği hükümler, mümin bir şahıs ve imana dayalı bir toplum inşa etmeyi amaçlamaktadır. Farklı zaman ve zeminlerde inen vahiy, Hz. Rasulullah’ı tüm yönleri ile inşa ettiği gibi Hz. Rasulullah da sahabeyi inşa etmek ve insanlığın önüne yeni bir model nesil çıkarmak için azami gayret sarf etmiştir. “Beni rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel yaptı”hadisi ve “Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik” (Bakara, 151) ayeti söz konusu inşaya işaret etmektedir. Allah, vahiy eşliğinde Hz. Peygamberi,  Hz. Peygamber de sahabesini aklî, ahlâkî ve âmeli açıdan inşa etmiştir.

Bir din ve medeniyet olarak İslam’ı, Antik Yunan ile modern Batı medeniyetlerinden ayıran birçok husus vardır. Bu hususların başında ise İslam’ın Allah merkezli bir din ve dünya tasavvuru olmasıdır. İslam’a göre hayatın her alanı ilahi iradeyle ilişkilendirilerek açıklanmaktadır. Mutlak olarak bilen, yaratan, takdir eden, yaşatan, öldüren, yükselten, alçaltan, her türlü tasarrufta bulunan veya buna izin veren Allah’tır. Ancak diğer iki uygarlıkta ise Allah, âlemdeki olay ve olguları açıklamada ilk hareket ettirici ve mekanik bir araç konumundadır. Bu yüzden onlarda ilahi irade ekseninde oluşmuş bir ahlak veya hukuk düzeni yoktur. Nitekim bu iki uygarlığın Tanrı tasavvuru, böyle bir müdahaleye ya imkân tanımamakta ya da ona sınırlı bir alan tahsis etmektedir.

İslam, Allah merkezli dünya tasavvurunu yeni bir insan modelini ve imana dayalı bir toplumu inşa ederek somut hale getirmektedir. Vahyin bir defada inmesi yerine yirmi üç senede zaman, zemin ve olaylara bağlı olarak nazil olmasının temel nedeni budur. Yüce Allah tarafından nazil olan her sure muhatap kitlenin bir eksikliğini giderme; aklî, ahlâki ve ruhi bakımlardan bir tarafını olgunlaştırmaktaydı. İbn Mes’ûd’un şu sözleri; "Resulullah (s.a.v) onlara Kur'ân-ı Kerim'den on âyeti kerime öğretirdi. Onlar ise bu âyet-i kerimelerde amel ile ilgili hususları öğrenmedikçe bir başka on âyet-i kerimeye geçmezlerdi. Böylelikle Hz. Peygamber, bizlere hem Kur'ân-ı Kerim'i ve hem de onunla amel etmeyi birlikte öğretirdi" bu meyandadır. Bu açıdan sahabe nesli İslam’ın ete kemiğe bürünmüş ve somutlaşmış halini ifade etmektedir. Bu yüzden Karafî; “Peygamber Efendimiz'in sahabeden başka hiçbir mûcizesi olmasaydı, sahabe, Allah Resûlü'nün nübüvvetine delil olarak yeterdi" söylemektedir.

İslam düşünce ve medeniyeti, tarihi süreç içerisinde İslam’ın bu projesine uygun ilimler vazetmiştir. İslam tarihi boyunca Müslüman âlim ve bilim adamları tarafından vazedilen her İslâmî ilim, İslam’ın inşa etmeye çalıştığı model şahıs tipolojisinin bir eksikliğini giderme ve onu farklı açılardan tamamlamayı çalışmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse İslam felsefesi varlık, Allah, bilgi ve değer hakkındaki en tümel ve genel kavramları belirlemeye; dil bilimleri, dil-düşünce arasındaki ilişkiyi ve nasları sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını sağlamaya; kelam, İslam akidesini rasyonel bir zeminde temellendirme ve ona yönelik kuşkuları bertaraf etmeye; tasavvuf, bireyin ahlâkî ve dini duygularını güçlendirmeye; fıkıh, birey, toplum ve devleti ilgilendiren konularda ilahi hükmü anlamayı veya yeni hükümler vazetmeye; usul ilimleri, temel itikadi ve fıkhi ilkeler ile tikel olaylar arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışmaktadır.

İslam Dünyası ve Müslüman toplumunun yüz yüze kaldığı en temel sorunlardan birisi de gerek birey gerekse toplum olarak İslam’ın inşa edici yönünün ihmal edilmesidir. İslam’ın Allah, insan ve âlem hakkındaki tasavvuru bilinmeden imana dayalı sağlıklı bir neslin ortaya çıkması mümkün değildir. İslam tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar ırkçılık, putlaştırma, yozlaşma, bozulma, fitne, fesat, ideolojik bağnazlık, güvensizlik, nefret, kutuplaşma ve cehaletin en temel nedenlerinden birisi de İslam ve vahyin gözetiminde inşanın ihmal edilmiş olmasıdır.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.