1. YAZARLAR

  2. Mücahit Bilici

  3. İSLAM VE ATEİZM Kutsallık Yere Düşünce
Mücahit Bilici

Mücahit Bilici

Yazarın Tüm Yazıları >

İSLAM VE ATEİZM Kutsallık Yere Düşünce

A+A-

 

 

 İslama ne gerek vardı? İslamın, ait olduğunu iddia ettiği İbrahimî geleneğe katkısı nedir? Bu soruya cevap aradığımızda karşımıza tevhidin restorasyonu çıkıyor.

 

Tevhid, anlamı pek açılmamış bir kavramdır. Allah’ın bir olması olarak anlaşılması bence önemini kavramak için yeterli değildir. Tevhidi şöyle anlayabiliriz: Yeryüzünde hiçbir şeyin Tanrı’ya ait kutsallığa sahip olmaması. Kutsallığın yerin yüzünden tabir caizse sürülmesi demektir. İslamın Tanrısı yeni değildir. İslamın yeniliği Allah dışında peygamber, kitap, totem, mabed, sınıf veya şahsiyetlerin hiçbirine kutsallık atfetmemesidir. Şu halde İslamın yaptığı şey kutsallığı yerin yüzünden süpürmek, tek ve müteal bir Tanrı olarak Allah’ta cem etmektir. Kutsallık, erişilemez olana aittir. Kutsallık yere düştüğünde, yerde birşeye kutsallık verildiğinde o şeyin tanrılaşması kaçınılmazdır.

İslamın öncelikli ve kurucu ötekisinin Hıristiyanlar, Yahudiler ve hatta ateistler olmaması ilginçtir. İslamın düşmanları müşrikler idi. Müşrik, Allah’a inanan ama kutsalı yere düşürmüş insan demektir. Allah’ı hariç tutarsak İslam geldiği topluma bir ateizm olarak gelmiştir. Bir putkiran yani bir kutsal yıkıcısıdır. Amaç kutsallığı yerin yüzünden ve varlığın içinden söküp çıkarmak ve yukarıya taşımaktır. İbrahim’in eksilterek ve eleyerek ulaştığı herşeyin üstündelik halini (ve bina ettiği aşkınlığı), Muhammed temizleyerek ve arındırarak aslına döndürmüştür. Kutsallığın toplandığı bu aşkın ve soyut varlık Allah’tır. Tevhid nokta-i nazarında İslama en yakın din ateizmdir. Yeryüzüne etkileri itibariyle kutsalı yerin yüzünden çıkartan iki inanç sistemi bunlardır.

Allah’ın aşkın ve dolayısı ile soyut olmasının da bazı sonuçları vardır: Sevginin teslimiyetine veya cemaatin malikiyetine yaslanabilen tanrı anlayışlarının aksine İslamın tanrısı soyut ve evrenseldir. Başka bir ifadeyle somut (görülebilir ve dokunulabilir) olmadığı gibi bize özgü ve bize ait (milli veya kabilesel) bir tanrı da değildir.

Peki kutsalın yer yüzüne düşmesinin ne tür bir sakıncası vardır? Kutsal yere düştüğünde ona sahip olanlar olmayanlar üzerinde hakimiyet kurarlar. Varlığın mahlukiyet (kutsal olmamak) noktasındaki eşitliğini en sağlam şekilde temin eden iki dini perspektif bu yüzden İslam ve ateizmdir. Kutsalı kainatın içinden tahliye etmek suretiyle insanlar arasında ve insanla eşya arasında bir malikiyet, hakimiyet hiyerarşisinin oluşmasına engel olunuyor.

İslamdaki pozitif tevhid ve ateizmdeki negatif tevhid arasındaki yakınlık bizi şu ilginç soruya götürüyor: Yanlış bir şeye de olsa inanmak mı iyidir, yoksa yanlış olmasın diye hiçbirşeye inanmamak mı? İnanmanın kendisi kendi başına bir değer midir? Yanlışa inanmak mı doğruya inanmamak mı tevhide daha yakındır?

 

 

           

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.