1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İslam korkusu
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam korkusu

A+A-

Müslümanların Batı dünyasının elindeki bazı toprakları fetih yoluyla zapt etmesi ile Batılıların Doğu’da bazı yerleri zapt etmesi askeri bakımdan birbirine benzer eylemler gibi görünse de, kültürel algılar itibariyle önemli farklılıklar arz eder. Emeviler İspanya’ya ve Sicilya’da, Osmanlılar Doğu Avrupa’yda hakimiyetler kurdular, yüzyıllarca kaldılar, kalıcı medeniyet eserleri inşa ettiler. Belki Bizans’ı fetheden Fatih Sultan Mehmed’in hedefinde Roma’yı da ele geçirmek vardı, bu onun ‘kızıl elması’ idi. Ama Bizans’ı fethederken bu şehrin “Muhakkak Konstantiniyye fethedilecektir, onu fethedecek kumandan ne mübarek kumandan, onu fethedecek asker ne mübarek askerdir” hadisi dışında özel olarak bir kutsiyeti yoktu; Hz Peygamber’in sözü etkileyici motivasyon rolü oynamıştı, ama bunun dışında Bizans siyasi ve askeri olarak ele geçirilmesi gereken bir yerdi.

Fetihlerin her zaman meşru ve saf niyetlerle, mesela Allah’ın ismini yüceltme, İslam’ın doğru mesajını habersiz kitlelere götürme gibi saiklerle yapıldığını düşünemeyiz. Ganimet, iktisadi zenginlik, cihan hakimiyeti düşüncesi, siyasi rekabet, askeri zorunluluklar gibi sebepler de önemli rol oynamıştır. Müslüman devletler, Müslümanların topraklarını da ‘fethetme’ gibi garabetlerin altına imza atmışlardır. Suriye ve Mısır seferi, Bağdat’ın fethi vs. gibi. Bunlar bir yere kadar anlaşılabilir sebeplerdir. Müslümanlar nereyi fethetmişlerse oraya kendi hakimiyetlerini kurmuşlardır, o yeri terk etmek zorunda kaldıklarında da –Endülüs’te ve Balkanlarda olduğu gibi- terk etmişlerdir, bunu da kabullenmişlerdir.

Ancak Avrupalıların Doğu’ya sefer düzenlerlerken öylesine güçlü dini motivasyonlar geliştirmişlerdir ki, aradan yüzyıllar geçse de, seferlerin meşruiyet çerçevesini inşa eden  motivasyonlar bugün de kılıf değiştirerek kültürel ana kodlar arasında yer almaya devam etmektedirler. Batılılar hiçbir zaman Kudüs’ün ve İstanbul’un Müslümanların elinde olmasını kabullenmiş değillerdir. Kudüs’ün merkezinde yer aldığı Filistin toprakları Yahudiler olduğu kadar Hıristiyanlar için de kutsaldır, Müslümanların bu toprakları ele geçirmesi kutsalın ihlali ve dini bir hakkın gasbı olarak telakki edilmiştir. Tanrının krallığının merkezi yeri, Mesih’in zamanın sonuna doğru ineceği yerler başkalarının elinde ve denetimindedir. Bu tarihin asli akışını geciktiren, kurtuluşu erteleyen talihsiz bir durumdur. Ve eğer tam bilincinde ise her Batılı Hıristiyan üzerine ağır sorumluluklar yükler. İstanbul da Kudüs kadar olmasa da Doğu Roma’nın, Bizans’ın başkenti idi, Müslümanlar geldi, bu kutsal şehri ele geçirdi.

Bilinçaltını kuvvetle besleyen bu algılar, Batı’nın Doğu üzerinde sefer düzenleme, buraları ele geçirme ve mümkünse üzerinde yaşayan insanları etnik arındırmaya tabi tutma, en azından birer tehdit unsuru olmaktan çıkaracak formda Hıristiyanlaştırma ya da Batılılaştırma düşüncesine meşruiyet zemini teşkil etmektedir. Hıristiyanlık ebedi hakikati vaz’ediyorsa, Hıristiyanlığın kendisi “doğru iman”, diğer bütün dinler “birer inanç” ise, bunlara karşı ‘kılıç’ kullanılır. İlginçtir, “Kilise kılıçtan nefret eder” düsturunca mesela Katolik imanına karşı suç işleyenler ateşe atılırken, Haçlı seferleri ve bugün de haçlı seferi olarak nitelendirilen –mesela Bush’un 2003 Irak işgali gibi- savaşlarda yine Bush gibi Batılı liderler ve onların destekçileri Müslümanlara karşı ‘kılıç kullanmak”tan imtina etmemişlerdir.

Tabii ki, Bush ve Evanjelikler Amerika’nın tamamını temsil etmezler, Ortadoğu’ya salt sömürü alanı, enerji kaynakları ve nakil hatları ile İsrail’in güvenliği açısından bakanlar da var. Hıristiyan Siyonistler, İslam düşmanlığı üzerinden yıkıcı bir politikayı takip ediyorlarsa da, Amerika’nın geliştirebildiği en hasmane proje “medeniyetler çatışması tezi”dir ki, bunun kalıcı bir motivasyon oluşturması güçtür. Zira Amerika’nın tarihi bilinçaltında veya kolektif hafızasında İslam henüz köklü olarak oturmuş bir korku objesi değildir. Belki zaman içinde “medeniyetler çatışması”, “İslam korkusu”na dönüşebilir, ama bugün İslam korkusu Avrupa’nın ruhunu derinden sarsmakta, Avrupa’yı  zehirlemektedir.

Denilecek ki, Avrupa’da laiklik, demokrasi, insan hakları ve seküler temelde gelişen AB  idealleriyle din belirleyici olmaktan çıkmıştır. Bu doğru olmakla beraber, yıkıcı rol oynayan nice kod ve kültürel unsurun hangi boyutlarda aslında dini olanın sekülerleşmiş formu olduğuna da dikkat etmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.