1. YAZARLAR

  2. Yıldız RAMAZANOĞLU

  3. İslam Dünyasının Sineması
Yıldız RAMAZANOĞLU

Yıldız RAMAZANOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam Dünyasının Sineması

A+A-

     Günümüzde toplumların birbirlerinin hakikatine eğilmelerinde önemli bir araç sinema.

     Sinema yoluyla farklı kültürlere, değerlere, inanç birikimine nüfuz edebilmek görece de olsa mümkün olabiliyor. Hatta günümüzün okumaktan kaçınan insanı için eğlence ile bilgilenmenin bir arada yaşandığı sinema atmosferi başka halkları tanımak için bulunmaz fırsat.

     Geçtiğimiz günlerde İstanbul’dan sessiz sedasız Gelişen Ülkeler Film Festivali geçti. D - 8 kuruluşu genel sekreteri Dipo Alam’ın önerisiyle gerçekleşen, genel yönetmenliğini İhsan Kabil’in üstlendiği festivalin ana başlığı çok manidar: "Çok Uzak Çok Yakın". Gerçekten de coğrafya olarak çok uzaklardaki kardeş ülkelerin kültürel dokularını işleyen filmleri görüp, güncel sorunlarını dile getiren yapımları görünce ne kadar yakın olduğumuzu hissedebiliyoruz.

     Türkiye ile birlikte Endonezya, Pakistan, İran, Bangladeş, Malezya, Mısır, Nijerya olmak üzere 8 ülkenin filmlerinin yanısıra Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na üye 10 ülkeden de (Afganistan, Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, Türkiye) sinematografik değeri yüksek filmler seçilmiş. Ülkelerin politik, toplumsal tarihleri, efsanevi geçmişleri üzerine önemli yapıtlar vardı.

     Elbette hepsini seyretmek mümkün değildi ama genelde yola çıkmanın İslam dünyasının sanatsal kültürü içinde önemli bir yer tuttuğunu görmek mümkün. Yol metaforu fizikî anlamda olduğu kadar iç dünyanın labirentleri içinde gidilen kıvrımlı oylumlu manevi yollara da vurgu yapıyor.

     Keşif: Örtüyü Kaldırmak (2008) filmi Pakistanlı yönetmen Aişe İ. Xan’ın gelenekle modernlik arasında sıkışmış Müslüman iki gencin savrulmalarını anlattığı bir yapım. Dinî değerlerden uzaklaşmanın ardından tekrar maneviyata dönme ihtiyacı ortaya çıkınca, tasavvufun en hurafe kapısından içeri girmeye çalışan bir gencin sapmalarla dolu hikâyesi. İranlı yönetmen Mûcteba Raeî’nin Hidalou’ya Yolculuk (2005) filmi çevresindeki herkesi günahkârlıkla suçlayan dindar bir üniversite profesörünün arayışı. Karşılaştığı gizemli bir kadın mürşit vasıtasıyla kendi nefsinin derinliklerine doğru çıktığı yolculuğu, evini terk ederek mistik bir arayışa girişini anlatıyor ki burada da olağanüstülüklerin bir toplumu nasıl kuşatabildiğini görüyoruz. Oldukça didaktik bir söylemi olan filmde Doğu toplumlarının olağan dışılıklara olan zaafına dair ipuçları var. Gerçi modern hurafeler de az değil bu dünyada.

     Bir Nehrin Adı (2002) adlı filmin Bengladeşli yönetmeni Anup Sinğ de olağanüstülüklerle donatılmış bir filme imza atmış. Pakistan’dan ayrılıp ülkelerine doğru yola çıkan mültecilerin uzun yolculuğunu içsel bir arayışa çeviren filmde mitolojik unsurlarla edebi metinler fazlasıyla iç içe kullanılmış. Yalın filmleri tercih eden benim gibi izleyiciler için karmaşık, detaylarda boğulmuş ana yola çıkmakta zorlanan bir filme dönüşmüş. Burada ağdalı ağulu zihinsel yoğunluğu görmek mümkün.

     Tacik yönetmen Bahtiyar Kudaynazarov’un 1991’de çektiği Kardeş ise en beğendiğim yol filmi oldu. Sadece müzikleri dinlemek için bile bir kez daha izlemeye değer doğrusu. Kasabada yaşayan 18 yaşlarındaki Faruk’un annelerinin vefatı yüzünden artık bakamaz hale geldiği kardeşi Azamet’i şehirde hispanik sevgilisiyle yaşayan babasına götürüp bırakma yolculuğu. Tacikistan kırsalı şöleni bir bakıma. Filmdeki meczup, bana Türk filmlerinin manasız delisinden çok Zeki Bulduk’un Müstesna Deliler Albümü kitabındaki irfani boyutu olan delileri hatırlattı. İslam kültüründeki deli ile veli arasındaki o ince çizgi sinemamıza bir uçtan bir uca yansıyor demek ki.

     Ahlakî gücümüzü görebileceğimiz birçok film vardı ki bu değerler bunalımı yaşayan, diğergamlığı, vefayı, dostluğu, sadakati yitirme noktasına gelen dünya için önemli bir kazanım.

     Melekçik Mutluluk Getirir (1992) filminde mesela, yönetmen Usman Saparov’un din büyüklerinin II. Dünya Savaşı sonrasının yoksulluğu içinde biraz da savaşın müsebbibi bir toplumun parçası olarak görülmeye başlanan bir Alman çocuğu nasıl koruduklarını anlatan sahneler değerli. Çünkü biz Türk filmlerinde maalesef olumlu ve yüce gönüllü din adamı profilleriyle karşılaşamadık bir türlü. Daima cahil ve olumsuz yansıtıldılar zavallı bir yaklaşımla.   

     Endonezyalı yönetmen Riri Riza’nın 2008 yapımı Gökkuşağı Savaşçıları’nda ücra bir adanın uzak bir köyünde yaşayan on öğrenci ve büyük insanî idealleri olan iki öğretmenin yoksullukla mücadelesi anlatılıyor. Yeterli yiyeceğe, barınağa, imkânlara sahip olamayan çocukların dostluk, inanç ve umutla kurdukları sıcak dayanışma ortamı, küçük oyuncuların doğallığı görülmeye değer.

     Üzerine konuşulacak birçok film var. İslam dünyasının sağlam damarı olan ahlakî gücü görmek, modern ve gelenek arasındaki geçişkenliklere tanık olmak, savaşların yol açtığı parçalanmalara değmek önemliydi. İzlediğim diğer filmleri başka zaman konuşmak üzere..  

     Atiq Rahimî’nin Afgan filmi Yeryüzü ve Küller’in (2004) şarkısıyla bitirelim: “Kalbim paramparça / Yabancı kalbini kırdığında yapacak bir şey yoktur / Dosta ise neden kalbimi kırıyorsun demek ne kadar zor.”

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.