1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. İslam Dünyası ve Suriye
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam Dünyası ve Suriye

A+A-

     İslam dünyası, kendi sorunlarını çözebilecek kurumlara, karar mekanizmalarına ve caydırıcı güce sahip değildir. Bu sebeple iki İslam ülkesi arasında yaşanan sorunlara, bir İslam ülkesiyle gayri İslami bir ülke arasındaki problemlere ve bir İslam ülkesinin kendi içindeki kaosa erişilebilir ve uygulanabilir çözümler üretemiyor.

     Sekiz yıl süren İran-Irak savaşına İslam dünyası çözüm bulamadı. Savaşan bu iki ülke, savaşın devamının sonlarını getireceğini gördüklerinden kendileri savaşa son verdi.

     Irak, Kuveyt'i işgal ettiğinde İslam dünyası bu işgali geri alamadı. Amerika müdahale etti.

     İslam dünyası, İslam ülkeleriyle diğer ülkeler arasında yaşanan sorunlara netice alıcı müdahale edemiyor. Pakistan ile Hindistan arasındaki Keşmir, Filistin ile Siyonist rejim arasındaki Filistin, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki işgal, Çeçenistan ile Rusya, Bosna ile Sırbistan arasında yaşanan bütün bu sorunların hiç birine çözüm üreten ve ürettiği çözümü uygulayabilen bir irade ve mekanizma çıkaramadı.

     İslam dünyası, Saddam rejimi Şiaları kıyımdan geçirdiğinde ve Kürdlere karşı kimyasal silah kullandığında çözüm üretemedi. Hakeza  Suriye'deki üç yıllık iç savaşı durduramadı. Dört ülkeyi ilgilendiren Kürd sorununa çözüm üretemedi.

     Neden?

     Çünkü İslam ülkelerindeki rejimler farklı mahiyetlere sahip ve aralarında düşünsel, mektebi ve stratejik bir birlik yok. Toplamının elinde devasa imkanlar var. İnsan gücü, yer altı kaynakları, petrol gibi stratejik silah, ekonomik Pazar, jeo-stratejik olanaklar ve daha niceleri. Ne var ki, bu imkanları İslam dünyasının sorunlarını çözebilecek cihette organize edebilecek mektebi ve siyasi irade, icra edebilecek mekanizma yok. Her biri bir telden çalıyor.

     Yukarıda ifade edilen üç ayrı mahiyetteki problemlere karşı ortak bir yönelim geliştiremedikleri gibi birbirine zıt politikalar uyguladılar ve uyguluyorlar. Bu nedenle İslam İşbirliği Teşkilatı, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi İslam dünyasına ait teşekküllerin hiç biri bölgesel ve global sorunlarda belirleyici olamıyor. Çünkü bu teşkilatlara üye ülkeler arasında değerler manzumesi üzerinden oluşmuş düşünsel, mektebi ve siyasi bir birlik yok.

     Kendi sorunlarını çözemeyen İslam dünyası, sorunların çözümünü uluslar arası camiadan bekliyor. Uluslar arası camia da Amerika'dan ibarettir. Amerika harekete geçmeyene kadar hiçbir ülke ve teşkilat acil ameliyat gerektiren soruna neşter atamıyor. Amerika da hastanın aciliyetine, çektiği acılara göre değil, kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Çıkarı gerektirmediği zaman sorunun devamına, insanların kitleler halinde ölmesine seyirci kalıyor. Çıkarı gerektirdiği zaman da soruna kendi çıkarlarının temini cihetinde müdahale ediyor ve nice yeni sorunların tohumlarını ekiyor.

     Saddam, Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığında sessiz kalan Amerika, çıkarları gerektirdiğinde Saddam rejimini devirdi ama nasıl?

     İşgalden sonra sadece petrol bakanlığını korumaya aldı. Zira Irak petrollerini kontrol etmek için rejimi devirmişti. İşgalden sonra Irak'ta tam bir talan ve paymal-ı emval hareketi başladı. Irak'ın tüm serveti çalındı. Bilim adamları tek tek öldürüldü. İşkence, tecavüz, tahkir, tazyif ayyuka çıktı. Amerika, Baas rejiminin ana gövdesini korudu. Sonunda iç çatışma zeminini hazırlayarak büyük ölçüde çekildi. Şimdi Irak'ta her gün bombalar patlıyor, yüzlerce insan ölüyor ve bu haberler havadis-i adiye haline gelmiş bulunuyor.

     Irak'taki patlamaların arkasında büyük ölçüde Baasçılar yer almaktadır. Uzaktan kumandalı eylemleri kendileri, intihar eylemlerini de Yemen, Libya, Tunus, Fas, Cezayir ve Iraklı el-Kaide militanlarına yaptırıyorlar. El-Kaide de mezhep eksenli bu tür eylemler yapıyor ve iş karşılıklı mezhep kavgasına dönüşüyor.

     Öte yandan Kerkük bölgesinde yapılan eylemler ile ilgili Araplar, Türkmenler ve Kürdler birbirlerini suçluyor. Bu tür bombalama eylemlerinin bölgenin demografik yapısını değiştirmeyi amaçladığı kanaati hakim taraflarda. Herkes bir diğerini demografik yapıyı kendi lehine değiştirmek için yaptığını iddia ediyor.

     Irak'ta her gün insanlar can verirken Baasçılar da farklı siyasi parti ve teşekküller altında çalışmalarını sürdürüyor. Daha bir ay öncesinde yapılan yerel meclis seçimlerinde Baasçılar Musul, Ramadi ve Diyale'de çoğunluğu ele geçirdi.

     İşgalden bu yana Irak kaos içinde. Bir tür ucu açık iç savaş yaşanıyor. Bu iç savaş, Irak'ı üçe bölebilir. Üçe bölünmesi önemli değil; bu bölünme gerçekleşene kadar kaç insanın hayatını yitireceği önemlidir.

     İşte Amerika'nın Irak'a müdahalesinin neticesi budur. Afganistan'a yaptığı müdahalenin sonucu da Irak'tan pek farklı değil. Bu iki tecrübe, Amerika'nın Ortadoğu'ya müdahalelerinin ne tür sonuçlar vereceği konusunda önemli veriler sunuyor.

     Bu veriler ortadayken Amerika'nın Suriye'ye müdahalesinin daha iyi neticeler vereceğini iddia etmek inandırıcı değil. Öte yandan mevcut durumun devamına evet demek  de   mümkün değil. Birbirinden kötü iki alternatif arasında sıkışmış İslam dünyası; diğer meselelerde olduğu gibi.

     Amerika Suriye rejimini devirse, silahlı mücadele veren gruplar siyasal iktidarı paylaşma konusunda birbirleriyle amansız bir savaşa girişecekler. Suriye'de savaş ve kan durmayacak. Afganistan örneği, böyle bir sonuç çıkarmaya yetecek verileri bize sundu. Sovyetler'e karşı savaşan cihadi gruplar, Sovyetler çekildikten sonra grup çıkarlarını ülke ve millet çıkarları lehine feda edemedi, devlet adamı rolünü oynayamadı ve amansız bir iç savaşa yöneldi. İç savaşın sonunda Taliban büyük oranda başarı sağladı; onu da Amerika devirdi ve yine iç savaş devam etti.

     Suriye de bugünkü yapısıyla Afganistan'a çok benziyor. Rejimin yıkılmasından sonra Sünni Araplar, Nusayriler ve Kürdler arasında ve de teşekkül etmiş farklı silahlı hareketler arasında kıyasıya bir mücadelenin yaşanacağı kuvvetle muhtemeldir.

     Afganistan ve Irak'ın benzer akıbeti paylaşmış olmasının ve muhtemelen de Suriye'nin bu akıbeti paylaşacağının nedenlerini dikkate almak gerekiyor.

     Her üç ülkede de rejimler kendi halkları tarafından değil, dış güçler tarafından devriliyor. Her üç ülkede de farklı etnik ve dini yapıda olan halkların, rejimlerine karşı oluşturdukları ortak ve güçlü bir hareket yoktur. Eski rejimin yerine ikame edecekleri devletin ideolojisini ve yönetim tarzını belirlemiş ve halkın ekseriyetine kabullendirmiş bir hareketten söz etmek de mümkün değil. Hakeza üzerinde mutabakat sağladıkları güçlü ve karizmatik bir lider de yoktur. Münsecim bir hareket, karizmatik bir önder ve alternatif bir yönetim tarzının şekillenmediği, birbirine denk farklı silahlı ve silahsız grupların olduğu  ülkelerde rejimler dış müdahalelerle yıkıldığı zaman, inşa yerine kaos üretilir. Afganistan ve Irak bu hususu teyid eden iki önemli laboratuar hükmündedir. Neticesi kaos ve iç çatışma olmayan bir devrim, ancak o ülkenin kendi halkı arasından çıkacak organizeli bir hareket ile yapılırsa mümkün olabilmektedir. Ne var ki, Baas rejimlerinin yönetimi altında bu türden hareketlerin çıkması da imkansız gibi. Nefes alınamayan böyle rejimlerde öylesine devasa hareketlerin oluşması nasıl mümkün olabilir? Bu mümkün olmadığı için dış müdahaleye çare olarak bakılıyor ama bu dış müdahale İslam dünyası tarafından yapılabilseydi, çare olurdu. Amerika tarafından yapılan müdahalelerin iyi bir çare olmadığı biliniyor.

     Bazıları, Suriye'de silahlı grupların desteklenerek rejimin yıkılmasını savunuyor. Silahlı mücadele veren hareket tamamen yerli olsa ve münsecim bir hareket olsa, bu tezin doğruluğu kuvvetle savunulur ama her biri kendini gelecek devletin sahibi gören silahlı gruplar, alacakları destekle rejimi devirseler, ikame edecekleri yeni rejim üzerinde analaşamayacakları için Suriye'de kan yine durmayacak.

     Görüldüğü gibi Suriye ve benzeri ülkeler için "evet onaylıyoruz, işte en iyi çözüm bu" diyebileceğimiz bir alternatif maalesef yok. Takım tutar gibi savaş yanlısı olmak veya savaş karşıtı olmak, çözüme endeksli analitik yaklaşımlar değildir. Matlub olan çözümü üretemiyor olmamız, gerçekçi olmayan çözümlerin aktif savunucusu olmamızı gerektirmez. İki yanlıştan birini savunmak yerine İslam dünyasının içinde bulunduğu çaresizliğin nedenlerinden yola çıkarak çözüm arayışı içinde olmak daha isabetli olsa gerek.

     Fiili durum itibariyle kendi sorunlarını çözemeyen ve sonunda Amerika'dan yardım isteyen çaresiz bir İslam dünyasını tecrübe etmekteyiz. Afganistan ve Irak tecrübesini Suriye'de de yaşayacağız gibi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum