1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. İSİMLENDİRME DEMOKRASİ VE SÖMÜRGECİLİK
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

İSİMLENDİRME DEMOKRASİ VE SÖMÜRGECİLİK

A+A-

 

Bir şeyi isimlendiren kimse o şeyi tanımlama, tanımladığına müdahale etme, o şey üzerinde hak ve tasarruf sahibi olma iddiasını da getirir. İslam coğrafyasının önemli bir kısmını oluşturan bölgeye “Ortadoğu” isimlendirmesini yapan Avrupa’dır. Avrupalılar, ne acıdır ki isimlendirdikleri bu bölge üzerinde son kaç asırdır sömürü ve tahakküm çarklarını işletmektedir.

“ORTADOĞU” isimlendirmesi, Müslümanlarca reddedilmesi gereken bir kavramdır. Zira bu isimlendirme; Avrupa merkez alınarak yapılmıştır. Uzakdoğu, Yakın Doğu isimlendirmeleri de keza Avrupalı emperyalist düşünce ve emellerle yapılmış ve uzun süre sömürgeleştirilmiştir.

Sömürgeci Avrupa zihniyeti, kendilerini daima merkez; diğer yer ve beldeleri taşra olarak değerlendirirler. Sadece toprak olarak değil; insana dair bakış açıları da aynı zihniyetin izlerini taşır. Kendilerince Avrupa insanı, insanların efendisi, en değerlisidir. Diğer insanlar, toplumlar Avrupalılara yaptıkları hizmeti oranında değer taşırlar. Başta Müslümanlar olmak üzere kendi dışındaki toplumlar, medeniyetten yoksun, barbar halkların oluşturduğu ikinci sınıf insanlardır.

Avrupalıların, yaşamakta olduğumuz beldemize/yurdumuza/toprağımıza verdiği ismi kabul ederek; onların tasarruf hakkını da kabullenmiş olmaktayız. Onların, bu beldeleri ve haliyle bu insanları isimlendirmesi, kendi değer yargılarınca bizleri bir yerlere konumlandırması, onların bizlere dair bakış açısı ve değerlendirme biçimleri; ister istemez buraları sömürgeleştirmektedir. Hâlihazırda Dünyanın birçok yerinde Avrupa tarafından yapılmış olan isimlendirmelerle beraber, buralarda yaşattıkları kaosların, vahşetlerin izlerini hala görmekteyiz.

İsim, İslami açıdan da çok büyük önem taşımaktadır. “İSMİ İLE MÜSEMMA” deyimi asla içi boş bir deyim değildir. Ebeveynin çocuklarına güzel isim kurmaları; çocuklarının ebeveyn üzerindeki en önemli haklarındandır. Rabbimiz de müminler için en güzel ismi emir buyurmaktadır. Kendisi, iman edenlere “MÜSLÜMAN” ismini vermesi ve kendisine Müslümanlar olarak kulluk etmemizi istemesinde, ismin önemine işaret vardır.

Tarih boyunca bütün cahiliyelerde olduğu gibi, Avrupa zihniyeti, hakka isyan ve insanlığa ihanet zihniyetidir. Âlemlerin Rabbine karşı tuğyanı, insanlara zulüm ve haksızlıklar etmeleri, sınıfsal kategorileşmelere gitmeleri, bu ihanetin göstergelerindendir. Bu gün batı zihninin ürünleri olan liberalizm, Marksizm, laisizm vb… izimlerin, cahili felsefi ve fikri akımların, yeryüzüne tasallut eden zulüm sistemlerinin/devlet aygıtlarının bir çıban gibi yeryüzüne yayılması, emperyalist emellerinin sürekli diri kalması; küresel hayatı çekilmez hale getirmiş bulunmaktadır.

Başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar, medeniyetlerini kan üzerine kurup geliştirmişlerdir. İngiltere’nin zamanında “güneş batmayan ülke” olarak isimlendirilmesi, dünya çapında kurdukları sömürgelerden kaynaklanmaktadır. Avustralya’dan Hindistan’a, Afrika’dan Amerika kıtasına kadar işgal edip sömürdükleri bölgelerde nice zulümler uygulayıp, katliamlar işlemişlerdir. Keza Fransızlar, Almanlar, İspanyollar, Portekizliler, Hollandalılar, İtalyanlar gibi Avrupa halkları da sömürgeler edinip, cinayetlere, katliamlara imza atmışlardır.

Avrupalıların, Coğrafi keşifler adı altında 15. Yüzyılda başlattıkları sömürü çarkı, birçok yerde hala devam etmektedir. Çok kısa olarak birkaç örnek vermek istiyorum:

İngilizler: Sadece Hindistan’da 15.y.y.da başlayan ve 20. Y.y.da da devam eden soygun, sömürü ve katliamlarında 20 milyon civarında insan katledilmiştir. Hintli Prof. Dr. Patnaik’in yaptığı araştırmalarına göre 1765-1938 yılları arasında Hindistan’da yapılan yağmanın parasal değeri 45 trilyon dolar civarındadır. (Gerçek Hayat, Aralık, 2018) Bu sömürü süresince milyonlarca insan açlıktan can vermiştir.

Fransa: Afrika da ve Ortadoğu da asırlarca süren onlarca sömürge edinmişlerdi. Sadece Cezayir deki sömürü çarklarının 1945-1962 Yılları arasındaki katliamlarında 1.5 milyon civarında mazlum Müslüman katledilip, üç milyona yakın Müslüman tutsak edilmiştir.

İtalya: Libya, Tunus, Etiyopya(Habeşistan), Somali’de sömürgecilikte ahbaplarına göre geç kalmışlığın ezilmişlik ve öfkesini de taşıyarak; tespit edilememiş nice katliamlar işlemişlerdir. Dünya da ilk kez onlar atom bombasını Etiyopya da kullanmışlar. Başkentte günlerce çocuk-kadın demeden sivilleri katletmişlerdir. Libya da ise ayrı bir trajedi bırakmışladır. Şimdilik bu kadar…

Ne yazık ki Ortadoğu olarak isimlendirdikleri İslam coğrafyasında günümüzde ki bölünmelerin, zihinsel parçalanmışlıkların, etniksel, mezhepsel, cemaatsel yobazlıkların bir türlü dinmemesi; bir türlü bitmeyen çatışmaların, savaşların devam etmesinin temelinde bu isimlendirme ve cehalet yatmaktadır. Yani, bu İsimlendirmenin kabul edilmesi, başka bir açıdan Müslümanların cehalet ve dünyevileşmelerinden kaynaklanmaktadır. Müslüman halkların, uzun süre Avrupalının sömürgesi altında olması, günümüzde de onların oyuncağı haline gelmesi, hayatının her alanında onların ölçülerinin geçerli/cari hale gelmesi süreci, beraberinde Müslümanların inanç ve kişiliklerini de yitirmesini getirmiştir.

Başkaları tarafından isimlendirilmesinin kabul edilmesi, onların hayata dair ölçülerinin yanı sıra, onlardan gelecek emirlerinin kabulünü de getirir. Hâlihazırda bu olumsuzlukları maalesef iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Şu noktalar, an itibariyle çok acı gerçeklerimizin bir kısmı;

-İslami ahlakın halkımız (ümmet çapında) içinde gün geçtikçe zayıflaması,

-Akrabalık hukukunun sürekli erozyona uğraması, nerdeyse kaybolması,

-Haram-helal sınırlarının dikkate alınmaması, aleni olarak çiğnenir hale gelmesi,

-Eğitimin-öğretimin Avrupa ölçüleri çerçevesinde şekillenerek, laikleşmesi/sekülerleşmesi,

-Aile kavramının giderek çözülmesi, hayâ ve namus kavramlarının yok olmaya yüz tutması,

-Faizin, zinanın, alkolün, uyuşturucu ve kumarın sorunsuz bir şekilde yayılması,

-Sorumsuzluk ve başıboşluğun giderek yeni nesil içinde cezp edici hale gelmesi,

-Nihilist bir düşünce akımının toplum içerisinde giderek kabul görmesi,

-Fuhşun suç olmaktan çıkması, bireysel özgürlüğün, toplumsal hayatı altüst etmesi ve nihayetinde sekülerizmin hayatın ana dayanağı haline gelmesi ve daha sayabileceğimiz nice olumsuzluklar...

Elbette daha nice cahili-çağdaş-modern kabuller toplumumuzun içinde yaygınlık göstermektedir. Tüm bunların bir tek tedavisi vardır ki; bu da Rabbimizin insanlar için göndermiş olduğu yasaya, gerçeklere/İslami hayat kıstaslarına/düzenine dönüş yapmaktır.

Rabbani gerçeklere sırt çeviren ve hatta bu gerçeklere karşı Firavun misali kuşanan günümüz Avrupa’sının hayat felsefesi, bütün insanlığı karanlık bir mahzene doğru sürüklemektedir. Küresel çapta sorunlar olmaya yüz tutan sağlık, ekonomi, sosyal hayat, laik/seküler eğitim, psikolojik travmalar, kültürel yozlaşmalar beraberinde; ailevi, doğal, çevresel türdeki felaketler, bütün bir insanlığı ciddi manada tehdit etmektedir.

Bütün bu çıkmazlardan çıkabilmenin, insan olarak gerçek manada fıtrata/özümüze dönebilmenin tek çaresi; Peygamberler silsilesinin yol göstericiliğinde somutlaşan “LAİLAHE” kavramını hayatımızın temeline yerleştirmektir. Bilahare yürek diyarlarımızda Allah(cc)’tan başkasına kulluğun her türlüsünü; bilinçle, azimle ve kocaman bir “LAİLAHE” ile yerle yeksan etmektir. Daha sonra da ferdi ve toplumsal hayatımızın her noktasında ve safhasında “İLLALLAH” bilincini istisnasız bir şekilde cari kılmaktır. Ancak bu şekilde salah bir toplum olabilir, ferdi ve toplumsal/ümmet kişiliğimizi kazanabilir ve cahiliyyenin her türlüsünden beri; cahillerin de her türlü tehlikesinden ve şerrinden emin olabiliriz.

Rabbimden, bizleri isimlendirdiği şekilde ve buyurduğu kıstaslar üzerine yaşamayı müyesser kılmasını diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.