1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. İŞBİRLİKÇİ KÜRT VE ÖZGÜR KÜRT
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İŞBİRLİKÇİ KÜRT VE ÖZGÜR KÜRT

A+A-

Kürt milletinin kendi iç dinamikleriyle dünya siyaset arenasında söz hakkına sahip olabilmesi, onu diğer etkin uluslar gibi yetkin bir konuma yükselterek merkezi bir rol üstlenme işlevselliğine sahip kılacaktır. Çünkü Kürtler, dünyanın dört önemli jeopolitik güç oluşumunun; yani, Arap dünyası, NATO, Sovyet bloğu ve Orta Asya bloğu’nun temsil edildiği toprakların yerli temsilcileri olan tek etnik gruptur. Mezopotamya’nın kalbi olan Kürdistan topraklarının üç büyük sömürgeci devletin tekelinde olması ise, politik alanda Kürtleri atıl bir derekeye düşürmüştür.

                   Afrika ve Orta Doğu uluslarının yirminci yüzyıl boyunca coğrafyalarını istila eden işgal güçlerine karşı vermiş oldukları onurlu direniş, Kürdistan mıntıkasını da etkileyerek evrensel bir ruha dönüşmüştür. Kürdistan, diğer sömürge topraklarına oranla çok daha vahşi yöntemlerle ve uzun soluklu bir zaman sürecine yayılarak gasp edilmiştir. Çoğu sömürge toprakları, siyasi ve ekonomik açıdan sömürülmeye elverişli bir hale getirilirken; Kürdistan toprakları, siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal bakımdan kolonileştirilerek yok oluşun eşiğine doğru sürüklenmiştir. Tüm bu olup bitmeler karşısında Kürt halkı var oluşuna bir mana katma amacıyla nice başkaldırılara imza atarak, onurlu bir direniş silsilesi oluşturmuştur. Maddi ve manevi her türlü olanağın seferber edilerek girişilen bu ayaklanmalar, ırk merkezli bir temel üzerine kurulan faşist güçler tarafından sert bir şekilde bastırılarak, işbirlikçi Kürt denilen geniş ölçekli bir sınıfın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu sınıf, yüz kızartıcı nitelikte olan bu eyleme, kendi düşünüş ve duyuş perspektiflerinden hareketle kılıflar uydurarak korkaklıkları gizlemeye çalışmışlardır. Sömürücülerinin ısrarla vurguladıkları toprak bütünlüğüne halel gelmemesi için, hümanist ayaklara yatarak tüm insanların kardeşçe beraber yaşamaları gerektiğinin altını çizen işbirlikçi güruh, kendi akıllarının kurbanı haline gelerek halkının çektiği ıstırapları katmerli bir şekle bürümüşlerdir.

                   Asırlardır yaşadıkları ve içli dışlı oldukları toprakları dost görünümlü düşmanları tarafından cebren ele geçirilen Kürt milleti, ya herhangi bir maddi çıkar gözetmelerinden, ya da bilinç yanılsamalarından ötürü doğrudan ya da dolaylı olarak, işgalci pozisyonundaki kuvvetlerle işbirliğine girişmişlerdir. Bu işbirliğine karşın, Kürt halkının bir ulus olarak ayakta kalabilmesi için, tüm imkânlarını seferber eden ve gelebilecek her türlü zorluğa sebat eden milli hareketlenmeler de var olagelmiştir. Bu milli yapılanmalar, halkının hürleşmesi noktasında sadece sömürgeci devlet mekanizmalarıyla değil, aynı zamanda tiranlarıyla sıkı bir bağları olan ve yerel bir nitelik taşıyan işbirlikçilerle de hem sözel bazda, hem de eylemsel bazda çatışmaya girişmiştir. Sosyal platformda kindar bir toplumun zeminini daimi bir hüviyete bürüyerek şüphe ve korkunun tasallutunu boyunlara geçiren sadist nitelikli oligarşik düzenler ve onların türevleri konumunda olan her türlü fırka, zümre, kurum ve şahıslar Kürt ruhunda ikircikli ve yapay bir benlik vücuda getirerek hastalıklı bir bünye yaratmışlardır. İç çelişkilerin sıkça yaşandığı ve yaşatıldığı Kürdistan mıntıkasında güç istencine duyulan arzu ise, bu toprakların azami ölçüde kana doymasına yol açarak gergin bir atmosferin oluşmasına neden olmuştur.

                   İstilacı devlet yapılanmaları, sömürgeleştirdikleri yerlerdeki çıkarlarını uzun soluklu olarak devam ettirebilmek için, sömürge halkından kolluk kuvvetleri oluşturarak, meydana gelebilecek her türlü isyanvari davranışa karşı denetim ve kontrol mekanizmasını tekellerine geçirmişlerdir.  Sömürgecileriyle birkaç kuruş karşılığında dirsek teması kurmaktan çekinmeyen bu öbek, Kürdistan’da önce Hamidiye Alayları, daha sonra da Köy Koruculuğu şeklinde isim değiştirmesine karşın muhtevasını hiçbir zaman değiştirmemiştir. İşgal güçleriyle direkt temas kurmaları itibarıyla doğrudan bir işbirliği içerisinde bulunan Koruculuk sisteminin aktörleri, hem zihnen hem de ruhen birer Kürt olmaktan uzaklaşıp hizmetini yaptığı milletin sadık birer kölesi haline gelmişlerdir. Onlar artık kendi toplumuna değil, hizmetinde çalıştığı topluma bağlıdırlar ve kendilerini geçmişle ilişkilendirmeye çalışanlara karşı nefret hissiyle yaklaşmaktadırlar. Korucular gibi avcılarıyla aracısız bağ kuran diğer kesimler ise, Kürtlükleri adına hiçbir değere sahip olmayan burjuvaziler ve müzik sanatçılarıdır. Sömürge metropollerinde şirketler, fabrikalar, süpermarketler açarak ağını genişleten; ama anayurdundaki baskılara nötr kalan iş adamları ve ara sıra birkaç kelime Kürtçe konuşup, bir iki Kürtçe parça söyleyen sanatçı türedileri asli unsurlarından tamamen soyutlanarak kendilerine yabancılaşmışlardır. Lüks bir hayat yaşama ve kariyer yapma adına halkının çektiği ıstıraplara gözlerini yuman bu elitist fırkaların bilinç havzası ise, düşmanlarını taklit etmeye eğilimli bir seyir izler.

                    Zihniyet noktasında, Kürdistan topraklarının soykırıma ve asimilasyona maruz kaldığını ifade edip, Kürt halkının anayasal yurttaşlık temelinde siyasi, sosyal ve kültürel haklarına kavuşması gerektiğinin altını çizen sol ve İslami fraksiyonlu Kürt yapılanmaları ise, milli birlik ve beraberlik çerçevesinde faaliyet yürüttüklerinden dolayı, dolaylı yoldan sömürge düşünüş biçimine destek vermektedirler. Sömürülen halkı sömürücüsüyle beraber yeni bir yaşam projesi etrafında bir arada tutmaya çalışıp, var olan zulmün daimi bir şekilde devam etmesini sağlayan ümmet bekçileri(!) ve enternasyonalizm korucuları(!) halkların parçalanmasının bu iki kutsal kavramı sulandıracağını ısrarla dile getirip reel politikadan kaçmaktadırlar. İdeolojik bakış tarzının ütopik kavramlarıyla sanal bir cennet tasarımı oluşturan modern çağın Don Kişotları, kaş yapayım derken göz yararak bütüncül bir yıkıcılığın altına imza atarlar. Evrensel nitelikli basmakalıp sözlerle ve gönül okşayıcı tebessümlerle öğretilerinin hudutlarla sınırlandırılamayacağını izah etmelerine karşın kendileri istila devletlerinin çizmiş olduğu sınırlar dahilinde faaliyet yürütmekle beraber bu sınırları sorgulamayarak çifte standartçı bir metot izlemektedirler. Kürtlerin ideolojik kanadını temsil eden ve ciddi bir potansiyele sahip olan bu kesimin, ayrıca Kürtlere yapılan her türlü insanlık dışı muamelenin yegâne kaynağı olarak, devlet adlı tüzel varlığı gösterip, bu tüzel varlığı ayakta tutan ve gelişmesini sağlayan sömürücü halkları görmezlikten gelmesi illüzyonun varmış olduğu son kerteye delalettir.

            İçinden çıkılmaz bir hal alan ve adeta kangrenleşen bu girdaba, ülke içi bir sorun gözüyle değil de, bir coğrafyanın talan edilmesi sonucu sömürge bir toprağa dönüştürülmesi şeklinde bakan farklı keyfiyetteki hareketler ve şahıslar “Özgür Kürt” açılımını en iyi ifade eden taraflar olarak, Kürt halkı nezdinde haklı olarak apayrı bir yere sahiptirler. En asgari talep olarak federatif bir yönetimi ön plana çıkaran bu anlayışın temsilcileri, Kürtlerin makul bir beyni aşamaya ulaşmaları halinde istemlerini en üst seviyeye ulaştırarak işgal altında olan üç parçanın birleştirileceği Bağımsız Büyük Kürdistan İmparatorluğuna geçişi mümkün hale getireceklerdir. Sömürgeci düzenlerin önlerine attıkları kırıntıları ellerinin tersiyle iterek yüce ruhlarını mükemmel tutkularla süslerler. Geçmişte, ateşe atılarak yakılan çocukları, evlere toplatılarak kurşuna dizilen yaşlıları ve kadınları, mitralyözlerle vücutları delik deşik edilen gençleri anımsayarak ayrılıkçı ve özgürlükçü bir zihniyetle hareket eden hür beyinli bağımsızlık taraftarları, sık sık öfke krizleri geçirerek insan oluşun taşıdığı ulvi minvale doğru hareketlenirler. Ayrıca sömürgecilerin, devasa boyuttaki araçlarla giriştiği nice katliamları zihinlerinin en önemli bölmesine kazıyarak, sömürülenin girişeceği her türlü şiddet içerikli eylemleri meşru bir çerçevede yasallaştırırlar.

                       Sömürge Kürdistan halkı, ya sömürücüleriyle birlikte yaşama, ya da sömürücülerinden kopma olmak üzere iki seçenekle karşı karşıyadır. Kendilerine her türlü zulmü reva gören istilacı kuvvetlerle onların uzantıları konumunda olan halkları nezdinde, ikinci sınıf insan konumuna indirgenip tatlı sözlerle kandırılan Kürt milleti, artık kendi ayakları üzerinde durmasını bilen ve kendi işini kendisinin  halledebileceği bilincine sahip bir zihin havzasına adım atabilmelidir. İdeolojisi ne olursa olsun, hakkını çiğneyen her türlü işgal gücüne karşı işbirliğini dışarsayan ve hakkını savunma cihetinde savaşımını son ana kadar devam ettirme şuuruna sahip uyanık bir neslin vücuda gelmesiyle, özgür Kürdistan’ın özgün bireyleri ortaya çıkacaktır.                             

  Azad SERHILDAN - www.ufkumuz.com

Önceki ve Sonraki Yazılar