1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. İran’daki Bilimsel Hareketin Fikri Arka Planı
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

İran’daki Bilimsel Hareketin Fikri Arka Planı

A+A-

Birkaç gün önce, nükleer enerjinin üretimi için gerekli olan nükleer yakıt üretimi çalışmalarının tamamlandığı ve başarıyla sonuçlandığı, İran İslam Cumhuriyeti'nin en  yetkili organlarınca resmen açıklanmıştı. Böylece nükleer enerjinin ve nükleer tesislerin tüm halkaları tamamlanmış oldu. İran, artık nükleer teknolojiye sahip bir ülke.

 

İran kendini, dost ve müttefik ülkelere nükleer teknolojiyi ihraca ve dost ülkelerde nükleer tesis kurmaya hazırlıyor.

 

Kısa bir süre önce de uzaya uydu göndererek uzay teknolojisi alanında iddialı olduğunu dünya kamu oyuna duyurmuştu. Uzaya uydu gönderecek kadar uzay teknolojisine ve tam teşekküllü nükleer tesislere sahip olan ülke sayısının onu geçmediği dikkate alınırsa, İran'ın bazı alanlarda yarışı ilkler arasında götürdüğü bir gerçek.

 

İran; savunma sanayi, tıp, nano teknoloji ve kök hücre alanlarında da dünya bilim çevrelerinin dikkatini çeken önemli gelişmelere imza atıyor ve bu alanlardaki çalışmalarını kesintisiz sürdürmeye devam ediyor.

 

Hiçbir siyasi, sosyal, ekonomik, askeri ve bilimsel hareket fikri bir arka plan olmadan şekillenmez, açığa çıkmaz. Bu türden hareketlerin dayandığı düşünsel bir arka plan vardır.

 

Bu yazıda İran İslam Cumhuriyetindeki bilimsel hareketin fikri arka planı   üzerinde durulacak. Bu fikri arka plan bilinmeden İran'daki bilimsel gelişmelerin menşei ve yönü konusunda sağlıklı değerlendirmeler yapılamaz.

 

1979'daki İran İslam devrimini müteakip günlerde, İslamcılar bu işi başaramaz ve yürütemez şeklindeki dış ve iç söylemlere karşılık İmam Humeyni, “ma mitevanim” yani biz yapabiliriz, biz güç yetirebiliriz anlamında çok kısa bir cümle dile getirmişti. Bu öz cümle, o günden bu güne İmam'ın “Büyük şeytan Amerika” veya “Amerika hiç bir halt işleyemez” şeklindeki siyasal alana ilişkin meşhur sözleri gibi akademik alanda ve yönetim kademelerinde tekrarlanan, unutulmayan ve kendisiyle amel edilen bir slogan oldu.

 

Savaşın bitmesi ve savaştan bir yıl sonra İmam'ın vefatını müteakiben rehberliğe Ayetullah Hamaneyi'nin seçilmesiyle yeni bir dönem başladı. Ayetullah Hamaneyi, gençlik yıllarından beri, bilimsel hareketi önemseyen, bilimsel hareketin İslami hareketteki yeri ve önemi üzerinde duran bir tezi savunuyordu.

 

Sekiz yıllık savaş sonrası, savaşın yaralarını sarmaya ve kalkınmaya ağırlık verildiği için bilimsel gelişmelere yeterince eğilme imkanı olmadı. Ancak savaştan sekiz dokuz yıl sonra bilimsel çalışmalar ciddi anlamda öncelenmeye başlandı. Dolayısıyla on-on iki yıldır devam eden bilimsel bir hareketten söz edilebilir. Bu hareketin fikri arka planını oluşturan ve pratikte de harekete yön veren, Rehberiyet makamındaki Ayetullah Hamaneyi'dir.

 

İran İslam Cumhuriyeti'nin temel stratejilerini belirleme yetkisine sahip olan ve tüm silahlı güçlerin baş komutanı sıfatını taşıyan İnkılab Rehberi'nin bilimsel harekete ilişkin görüşlerinin kısa bir özetini yapmanın veya konuya ilişkin görüşlerinin anahtar cümlelerini aktarmanın, İran'daki bilimsel hareketin fikri arka planı hakkında yeterince aydınlatıcı olacağı kanısındayım.

 

-Ülkenin bilimsel ve teknolojik açıdan ilerlemesi, en temel ve esaslı meseleler kapsamındadır.

 

-İlim ve teknolojinin, maddi getirilerinin yanında İslami değerler ve dünya görüşünün tervicinde de yararlı araçlar olarak kullanılması gerekir.

-Dünyaya egemen olan sistemin istikbar olduğu, istikbarın da bilim ve teknoloji gücünü beşeriyet aleyhine kullanarak dünya üzerinde egemenlik kurduğu bir gerçektir.

 

-Tarih boyunca ilim ve bilim, milletler arasında el  değiştirmiştir ancak hiç bir millet bilimi son asırlardaki gibi sömürgecilik aracı yapmamıştır. Bilimin Batının eline geçmesinden sonra Batı, bilimi dünya üzerinde siyasi ve ekonomik sömürü aracı olarak kullanmıştır.

 

-Batılılar, önemli bilim dallarını kendi inhisarlarında tutuyor, ancak söz konusu bilimde bir üst seviyeye çıktıklarında eskimiş olanı diğer ülkelere veriyor.

 

-Dünyaya egemen sistemin ve bilim ile teknoloji üzerindeki tahakkümün kırılabilmesi için bilimsel bir harekete ihtiyaç vardır. İran İslam Cumhuriyeti, değerler manzumesi bakımından Batının karşısındadır ve kendini siyasi olarak kanıtlamıştır. Ancak bu karşı duruşun devamı ve güçlenmesi için bilimsel ve teknolojik anlamda da güç sahibi olması ve kendini kanıtlaması gerekir. Sahip olduğu insani değerlerin öncülüğünü yapabilmesi için bu alanda başarılı olması, ileri düzeyde bilimsel ve teknolojik gelişmişlik imkanlarını toplumumuzun maddi hayatına yansıtması kaçınılmazdır. Milletimizi, ülkemizi ve değerlerimizi korumak için güçlü olmak zorundayız. Güç, zorbalık yapmak için değil, zorbalığı önlemek içindir.

 

-İran milletinin yetenekleri 150 yıl boyunca dondurulmuştur ancak millette var olan bu istidad, son on-on iki yıldan beri görünür bir şekilde tezahür etmiştir ama bu tarihi geri kalmışlığı telafi etmek için daha çok mesafenin alınması gerekiyor.

 

-Biz yalnızız. Kimse İslam nizamına ve İslam düşüncesine destek vermiyor. Geri kalmış bir ülke olan Çin, gelişmiş olan Sovyetler'in bilim ve teknolojik imkanlarının kendisine sunulmasıyla kalkındı. Nükleer enerji teknolojisini Sovyetler Çin'e verdi. Çinlilerin kendisi bu teknolojiyi elde etmedi. Sonra Sovyetlerle araları bozulunca, Sovyetler, aynı teknolojiyi Çin'in komşusu olan Hindistan'a verdi. Çin de Hindistan ile problemli olan Pakistan'a verdi aynı teknolojiyi. Kuzey Kore de aynı şekilde. Ama biz mazlum, yalnız ve Doğu ile Batı medeniyetleri tarafından kuşatılmış ve ambargo altında olduğumuz halde iken kendi insani gücümüzle nükleer teknolojiye ve diğer alanlardaki bilimsel gelişmelere ulaştık. Büyük işler başardık ama yeterli değil. Zirveye ya da zirvenin altlarına ulaşmak için daha çok yol var.

 

-Bilimsel ve teknolojik gelişmeler maddi kaynağa ihtiyaç duyuyor. Gerekli maddi kaynağı da yine bilim ve teknolojiden kazanmalıyız. Ülkenin ihtiyaçlarını bu yolla temin etmeye başladığımız ve petrol kuyularını kapattığımız gün, bizim için iyi bir gün olacaktır. Biz bugün çaresizlikten dolayı hazinelerimizi tüketiyoruz. Kaynaklarımızı bilim ve teknolojiden sağlayacağımız günü yakalamalıyız.

 

İran'daki bilimsel gelişmeler, böyle bir teorik alt yapıya dayanmaktadır. Ambargo altında sürdürülen sekiz yıllık savaş da bu düşünceleri alabildiğine destekledi ve tetikledi. İran'daki Müslümanlar, dünyaya meydan okumanın, kendi ayakları üzerinde durmayı zorunlu kıldığı gerçeğini yaşayarak öğrendiler. Bir medeniyet adına öteki medeniyetlerin karşısında durmanın, süper güç olmayı iktiza eteğinin bilinci içindedirler.

 

İran idealist bir ülkedir. Bir medeniyet adına idealleri vardır. Medeniyetler arası  ilişkilerde yeni bir çağ açmak istiyor. Bu büyük hedefe ulaşmak için sahip oldukları inanç gücünün bilim ve teknolojik güçle desteklenmesi gerektiği inancını taşıyor.

 

Bence İran, asırlarca İslam medeniyetinin öncülüğünü yapan Osmanlının düştüğü iki yanlıştan birine düşmemek için azami dikkat gösteriyor. Osmanlının çöküşünün en önemli iki temel nedeni, Batıdan önce bilimsel alanda gelişmeler sağlayacak imkanlara ve alt yapıya sahip olmasına rağmen bu alanı ilerlemeye kapatması ve siyasi-idari mekanizmasını dinamik bir yapıya kavuşturmamasıydı. İran, Osmanlının birinci yanlışını iyi tahlil ediyor ve doğru  adımlar atıyor. İkinci mesele ise, ayrı bir bahis konusudur.

 

İran'daki bilimsel gelişmeler, ideallerin beslediği fikri bir arka plandan neşet edip medeniyetler arası dengeleri değiştirmeye matuf  bir yöne sahiptir. Bu sebeple gelişmeleri sevinç ve kıvançla karşılayanlar kadar kaygı ve endişeyle izleyenler de vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.