1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Irak hesabına mükâtebe
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Ahmet Varol
Yazarın Tüm Yazıları >

Irak hesabına mükâtebe

A+A-

Bugün Irak ile ABD arasında kabul edilen ve onaylamanın son aşamasına gelmiş olan anlaşma, genel mahiyetine baktığınızda bir “mükâtebe anlaşması”na benziyor. Eskiden köleler, özgürlüklerine kavuşmak için efendilerine belli bir süre içinde belirlenen miktarda para temin etmek veya iş yapmak ya da çıkar sağlamak üzere anlaşma yaparlardı; buna da “mükâtebe” adı verilirdi. “Bu ayıp mıdır? Bir köle başka türlü özgürlüğüne kavuşma imkânı bulamayacaksa böyle bir anlaşma yapması tabii değil midir?” diyebilirsiniz. Mümkündür, ama teşhisi doğru koymak ve ortaya çıkan durumu olduğundan farklı yansıtmamak gerekir. Biz de kimin adına, kimin hukukuyla mükâtebe yapıldığı ve bu mükâtebenin gerçek anlamda bir özgürlüğü garanti edip etmediği üzerinde durmak istiyoruz.
Bu anlaşmayla her şeyden önce eşkıyanın hak sahibi haline getirilmesi söz konusudur. Çünkü ABD Irak işgaliyle bu ülkenin ve halkının özgürlüğünü gasp etmiş, geçerli yoldan hak sahibi olmamış, korsanlıkla Irak üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Bir tarafta işte bu korsanlığa karşı mücadele sürüyor ve bu mücadeleyi sürdürenler korsanların kurduğu saltanatın meşru olmadığını, bu saltanata meşruiyet kazandırılmaması gerektiğini haykırıyorlar. Anlaşma ise korsanları hak sahibi haline getiriyor ve onların kurduğu saltanata meşruiyet kazandırıyor. Zaten sorunun temelinde de bu var. Yani prensipte haksızlık ediliyor. Ayrıntıya dair ve özellikle vitrine çıkarılan hususlar ise göz boyamadır. Bunlar üzerinde de ayrıca duracağız inşallah.
Iraklı gazetecilerden Ahmed el-Muhtar, aljazeera.net’in sorularına verdiği cevapta güzel bir tespitte bulunmuştu. “Bu anlaşma, bir kimsenin kendine ait olmayanı hak etmeyene hediye etmesidir” diyordu. Yani birileri mükâtebe yapıyor ama başkasının malını ve hukukunu, gerçekte hak sahibi olmayan korsanlara verme taahhüdüyle. Burada gerçekte hakları ve özgürlüğü gasp edilen Irak halkıdır. Irak hükümeti, bu halkın geleceğini rehin vererek korsanların askerlerini çekmeleri üzere anlaşma yapıyor. “Irak hükümeti de zaten bu halkı temsilen anlaşmayı onaylıyor” diyebilirsiniz. Ama birçok siyasetçi, basın mensubu, akademisyen Irak halkının anlaşmanın içeriği hakkında doğru bir şekilde bilgilendirilmediğini ve şu an kendi adına nasıl bir anlaşmaya imza atıldığını bilmediğini dile getirdi. Irak halkı, vitrine yansıtılan göz boyama amaçlı süslerle yanıltılıyor.
Konunun maslahat cihetiyle ilgili olmasa da Ahmed el-Muhtar’ın hakları gasp edilenlerin duygularını yansıtan şu cümlesini de aktarmak istiyorum: “Bizim yurdumuzu yıkan, şehirlerimizi kabristana çeviren, evlatlarımızı öldüren işgalcilerle kim ne hakla anlaşma yapıyor?”
Bu anlaşma her şeyden önce meşru olmayan bir işgali meşrulaştırma gibi ilkeye dair bir hata üzerine bina edilmektedir. İçeriğe baktığınızda da olumsuz yanlarının olumlu yanlarından fazla olduğunu görürsünüz. Bu durumda ilkelilik açısından reddedilmesi gereken bir anlaşmadır. Çünkü olumlu içerikleri olsa bile herhangi bir menfaate feda edilemeyecek bir ilkenin çiğnenmesine sebep olmaktadır. Celbi maslahat - defi mazarrat cihetinden yaklaştığınız zaman mazarrat tarafının fazla olması sebebiyle reddedilmesi gerekir. Hukuk açısından bakıldığında da, birilerinin kendilerine ait olmayan hakları hak etmeyenlere vermeleri üzere bina edilmesi sebebiyle reddedilmesi gerekir. Dolayısıyla anlaşmaya “küçük bir zafer” olarak bakılması son derece isabetsizdir.
Ayrıca daha sonra ele alacağımız ve ayrıntıya dair hususlardan da anlaşılacağı üzere bu “mükâtebe” özgürlüğü garanti etmiyor. Askeri şiddete dair bazı sınırlamalar getiriyor, ama anlaşmanın ekonomik işbirliğiyle ilgili maddeleri Irak’ın yıllarca Amerika’ya çalışmasını gerektirecek niteliktedir ve konunun bu ciheti üzerinde pek durulmuyor. Buradan anlaşılacağı üzere kabul edilen mükâtebe anlaşmasıyla köle sadece dayak yemekten kurtulmuş olacak, ama efendisine çalışmaya devam etme zorunluluğu kalkmış olmayacaktır. Üstelik dayak yemekten kurtulması da efendisine çalışma taahhüdünü tam olarak yerine getirme şartına bağlanmaktadır. Zaten ABD’nin aslında direniş karşısında daha fazla dayanamayacağını anlaması sonucu gerçekleştirmeye mecbur olduğu çekilme işlemi öncesinde böyle bir anlaşmanın kabul edilmesi için son derece ısrarlı davranmasının, baskı uygulamasının amacı da hesaplarını sağlama almaktır.
Kısacası ABD’nin amacı düşmeden önce inmek ve kendini sağlama almaktır. Anlaşmayı kabul edenler de düşmemesi için ona inme imkânı sağlıyorlar. Üstelik inmesini bir lütuf sayarak karşılığında önemli çıkarlar taahhüt ediyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar