1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. İnsanların Sevk ve İdaresinde Ahlak ve Yetenek
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsanların Sevk ve İdaresinde Ahlak ve Yetenek

A+A-

     Bir gün cömert ve misafirperver dost, siyasi yetenekleri hayli gelişkin olan dostuna sorar. “ Misafirden rahatsız olmadığımı ve kapımın ardına kadar tüm ibadullaha açık olduğunu biliyorsun. Ama o kadar zorlanıyorum ki artık şahsi ve ailevi işlerimi yapamaz hale geliyorum. Çoluk çocuğumu eğitemez, idare edemez ve ilgilenemez hale geliyorum. Bana bu durumda ne önerirsin, nasıl yapsam” der. Akıllı dost: “ Sen, sana gelen misafirlerin fakir olanlarına bir miktar borç para ver, zengin olanlarından da borç para iste. Fakir olan borcunu ödememek veya ödeyememek için bir daha kapını çalmaz. Zengin olan da büyük ihtimal sana borç vermemek için kapını çalmaz. Böylece hiç kimseyi itelemeden, onları incitmeden ve kalplerini kırmadan uzun uzun kendinden uzaklaştırmış olursun."

     Buna da insanların usulünce sevk ve idaresi denir. Diğer bir adı da siyaset.  

     Yüce Allah Kuran’ı Kerimde insanların sevk ve idaresi için inanan kullarına istişareyi, danışmayı, bilgi teatisini, akli dayanışmayı, liyakat ehlinin öne geçirilmesini, güçlü yeteneklerin yardımlaşmasını ve ortaklaşmasını emreder. Meşveret ehli olun der. Ortak sorunlarınızı ortaklaşarak ve sorumluluklarınızı paylaşarak yoluna koyun der. Peygamberimiz Hz Muhammed(sav) Allah’ın son elçisi olarak insanları sevk ve idare ederken bu emri uygular, emaneti ehline verir, liyakati, ehliyeti gözetler, ehli hal ve akti tayin eder, Şura Meclisini kurar, danışman atar, sahabelerinden konseyler oluşturur, konsensüsleri  harekete geçirir. Ondan sonraki tarih dönemlerinde de kitap ve sünnet orjinli bu siyaset tarzı orijinal Müslümanlar tarafından daima esas alınır, uygulamaya konulur ve geleceği belirler. Bu gün de asıl olan bu olmalıdır.

     Müslüman siyaset ve politikası, ister kendi nefsi olsun , ister ailesi, köyü, kenti veya şehri olsun; ya da beldesi, ülkesi ve devleti olsun sevk ve idare bu emre bina edilmeli. Aksi takdirde fitnenin, fesadın, kaosun ve bozgunun önüne geçilemez. Ahlakçı filozof Sokrates şunu der: “ Filozof siyaseti belirlemeli ve siyasetçi filozof olmalı.” Bunun İslam’daki karşılığı şudur:  Alim siyaseti belirlemeli, siyasetçi alim olmalı. Daha güncel bir ifadeyle aydın siyaseti belirlemeli ve  siyasetçi aydın olmalı. Yoksa baltayı delinin eline vermek, çocukların eline oynasınlar diye ustura tutuşturmak, ata et, ite ot vermek, düğün evini bellemeden kaşığı alıp koşmak gibi bir mizah ortaya çıkar. Hani halk arasında bir deyim var: Kedi evde olmayınca fare, benim ismim Abdurrahman der. Din de, felsefe de siyaset böyle tanımlandığı gibi Tasavvufta da böyledir. İlmi olmayan, usulü, yöntemi bilmeyen ve yola koyulan sofi, şeytanın maskarası olur. Her şey daima böyle. Liyakat, ehliyet, yetenek ve yeterliliği esas yapmak, işi ehline vermek, işi ehline sormak ve işleri böylelikle yoluna koymak gerekmektedir. Yoksa iş çığırığından çıkar, halk içerisinde güven, erozyona uğrar, kavgalar başlar, menfi rekabet alıp başını götürür, toplumun irtibat noktaları zayıflar. Gelen paşam, giden ağam olur. Parası olan konuşur, silahı olan susturur, hilesi, yalanı, dolanı olan başa geçer ve her gelen, gideni aratır.

     Konu yerel seçimler olunca da bu böyledir. Zira halkın sevk ve idaresi, kamu hizmeti, kamu hukuku söz konusudur. İllerin, ilçelerin, beldelerin kaldığı yerden sevk ve idaresine, ıslahına, inşasına, imarına, kalkındırılmasına, geliştirilmesine, çevre düzenine, periyodik temizliğine ve estetiğine, havasına, suyuna, yoluna, planına ve yaşanılır bir mekan olmasına şartlanmak gerekmektedir. Bunun mesuliyeti ve vebali çok büyüktür. Bu öyle ağır bir yüktür ki, bunun altından ancak Allah’tan korkanlar ve halktan utananlar kalkabilir. Aksi takdirde milli iktisab ve servet, batan geminin mallarına dönüşür. Kemirgen fareler buğday ambarına üşüşür. Herkes birbirini hırsızlıkla suçlar. Birbirine karşı elinden geleni ardına koymaz, ağzına gelen kelimeyi dili saklamaz.

     Eğer bir şehirde herkes belediye bütçesine göz dikerse ve belediyenin hasılatından ne kadar kapabilirim diyecekse, imar, iskan planı tüccarlar tarafından ifsat olacaksa, yapılaşmada yeşillik ve ağaçlık katledilecekse, yapılan binalarda fazladan katlar yükselecekse, demirinden, betonundan çalınacaksa, caddeler ve yollar daraltılacaksa, parklara ve otoparklara şehir planlamasında yer ayrılmayacaksa, şehrin, caddenin, sokağın, çevrenin temizliğinden acze düşülecekse, içme suyu güvenle içilmeyecekse,  temiz bir hava solunamayacaksa, toplumsal yaşamda, kültüre, estetiğe, sanata, zanaata, ziraate, işe, emeğe, beceriye ve istihdama teşvik ve kolaylık sağlanmayacaksa, halkın refahına, huzuruna, mutluluğuna ve onuruna değer biçilmeyecekse, kısacası hizmet eksenli bir belediyecilik ispat edilmeyecekse, bu durum zaten herhangi bir belediye yönetiminin ecelini de beraberinde getiriyor demektir.

     Ne şarkılar, ne türküler, ne halaylar, ne karnavallar, ne sloganlar, ne reklamlar ve ne de suni tedbirler artık o belediye yönetimini bir daha başa getirmeye yetmez. Hangi partiden bir yönetim olacaksa olsun bu böyledir. Nasreddin Hoca’nın dediği gibi ,parası olan düdüğü çalar. Ehliyeti, salahiyeti, liyakati ve imkanları olan, projeler üreten ve gerçekleştiren insanların sevk ve idaresinde öne geçer ve önde olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.