1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İnsanın yozlaşması
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsanın yozlaşması

A+A-

Varsayalım ki dinî referanslara müracaat etmeyen insanlar, bir başka tarihsel zamanda ve başka toplumlarda kabul görmüş değerleri keşfettiler, bunlar da insanın zaten doğasında ve özünde içkin olan değerler olduğunu göstermez mi?

 

İnsan tohumu doğasında olmayan değerler üretebilir mi? Tabii ki hayır. Şu var ki ‘insanî' olan her değer ‘iyi' değildir. Biyolojik materyalizminin iddia ettiklerinin aksine, değerlerin kaynağı genlerimiz değil, yaratıcı bir gücün bize armağan ettikleridir; özümüzde içkin bulunan iyi değerlerin bilincinde olmaklığımız bizi diğer yaratıklara göre ayrıcalıklı kılmaktadır.

Din hiçbir şekilde insanın vicdanını -ruhun kıstası olan adalet, doğruluk, güzellik ve iyilik duygusunu- ve nefsin kontrolünde olmadığı sürece hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırma gücüne sahip aklı küçümsemez. Aksine din, vicdan ve akıl sahiplerinin İlahi mesajı doğru anlayıp kendilerine mal edebileceğini söyler. Hatta insanın selim fıtrat ve selim akılla peygamber öğretisi olmadan da hakikati ve doğruluğu bulabileceği fikri, yüzyıllar önce ve ahlakın seküler olabileceğini iddia eden filozoflar ortaya çıkmadan İbn Tufeyl gibi İşrakiler (bkz. Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanı) ve kısmen hakikatin aşağıdan yukarıya doğru güçlü entelektüel çaba ve burhanla bulunabileceğini iddia eden Meşşailer tarafından savunulmuştu. Ancak hem İşrakiler hem Meşşailer, kişinin kendi fıtrî ve aklî çabasıyla ulaşabileceği hakikatin ya da yüksek ahlakî değerlerin peygamberlere gelen vahy ile aynı olduğunu söylüyorlardı. Eğer aklın elde ettiği hakikat din ile çatışıyorsa, ya aklın kullanımında bir hata vardır ya da nass doğru bir biçimde anlaşılmamıştır. Mutezile ve Meşşailerden farklı olarak diğerleri vicdanın ve aklın hakikati bulabileceğini kabul etmekle beraber bunun dinin öğretileri ve sabit hükümleriyle kritik edilmesi gerektiğini savunuyorlardı ki, Müslümanların düşünce hayatını, irfanını ve bilgi mirasını sekülerleşmeden koruyan bu hassasiyet olmuştur.

Modern zamanlara geldiğimizde varlığın gerçeğini ve ahlakî değerleri sekülerleştirme çabasında olanlar, değerlerin Allah'tan ve Hakikat'in Bilgisi'nden kopuk, bağımsız hatta zıt olabileceğini iddia etmektedirler ki bu sadece zihnin kendi ürettiği vehimden başka bir şey değildir. Nasıl vehim olmasın ki? Allah şayet ‘Hayy' olmasaydı biz ‘hayat sahibi', O ‘Alim' olmasaydı biz ‘bilgi sahibi' olabilir miydik?

Modern uygarlık ve bunu geriden besleyen felsefe tıpkı Karun gibi serveti, güç ve iktidarı kendi ‘bilgisi'ni, kendi gücü ve hünerini, kendi ‘ahlak telakkisi'ni kullanarak elde ettiğini, dolayısıyla servet ve iktidarı ve hayatın diğer alanlarını şekillendirecek değerlerin üreticisi de kendisi olabileceğini iddia etmektedir ki, bu insanın tarih boyunca Tanrı'ya karşı hiç eksik etmediği başkaldırısının modern versiyonudur.

İnsan zannediyor ki varlığı, bedeni ve değerleri temellük etmekle yücelecek veya özgürleşecek. Bu bir yanılgıdır. İnsan tür olarak, diğer varlıklara göre bizatihi ve kendisi dolayısıyla değil, özü (dünyevi tabiatında içkin İlahi tabiatı) dolayısıyla şeref sahibi ve mükerremdir. Varlık ağacının en olgun meyvesi olduğundan saygıdeğerdir, saygı gösterilmeye layıktır. Yücelik; bir bağış, potansiyel bir imkândır. İnsanlık ise ‘bir oluş ve olmaklık'tır. Bunu kısmen veya büsbütün kaybetme tehlikesi de vardır. İnsan, ‘beşer' konumuna düşerse, onu hayvanla paylaştığı dürtüleri harekete geçirir. Aristo yanılıyordu, “insan farklı bir hayvan türü” değildir; politika yapar olsa da eğer hayvanî özelliklerine indirgenmişse, ‘insan altı' konumda ve salt bir beşer, yani her birinde 3 milyar genin bulunduğu 100 trilyon hücreden ibaret biyo-kimyasal bir yaratık olarak davranış gösteriyor demektir. İnsanı ‘salt beşer' olmaktan kurtaran onun ebedi özüdür. Özüne yabancılaşırsa ilkelleşir. Belki de davranışları ‘yalan, başkasına kötülük, zulüm ve egoizm' olan insan, böylece ‘insan olmak'tan çıkar, salt beşeri bir ‘yaratıklar topluluğu'na dönüşmüş olur. Daha yakın örnekler var: İkinci büyük savaşta 57 milyon insanı öldürenler, 6 milyon Yahudi'yi ve Hiroşima ile Nagazaki'de 210 bin Japon'u yakıp yok edenler ve bugün İslam yurdunu cehenneme çevirenler ilk kabilesinden çok mu farklı? 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.