1. HABERLER

  2. MAARİF

  3. İnsanın Rihlet Esnasında Karşılaştığı Haller (1)/Maarif
İnsanın Rihlet Esnasında Karşılaştığı Haller (1)/Maarif

İnsanın Rihlet Esnasında Karşılaştığı Haller (1)/Maarif

A+A-

 

 

İnsan ölüm halinde muhtelif durumlarla karşılaşıyor ve acayip sahnelere şahit oluyor ki, bunların her biri özel bir dikkat ve tefekkürü gerektiriyor. Burada rivayetlerde zikredilen bu hallerden bazılarına değineceğiz.

 

1-Mallarının ve ailesinin tecessümü: Dünyadan ayrılış eşiğinde artık yavaş yavaş perdeler insanın gözü önünden kenara çekiliyor ve insanın melekuti gözü devreye girerek o zamana kadar göremediği şeyleri görmeye başlıyor. Berzah ve basiret gözü cisimlerin temsili (berzah) gerçeğini görmeye muktedirdir. İnsanın bazen dünyaya teveccüh ettiği ve bazen de berzah alemi varlıklarına baktığı ölüm anında insan bedii sahneleri görebilmektedir. Hz. Ali (ra) Nehc’ul Belaga’nın 109. hutbesinde bu durumlardan bazılarına değinmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“… Kişi tanıdıkları arasında gözüyle bakar, kulağıyla işitir, akıl ve zekası yerindedir. Giden ömrünü ve zamanın götürdüklerini düşünmektedir. Topladığı malları hatırlamaktadır, isteklerinde helal ve haram gözetmemiş, bellisini de belirsizini de kabullenmiştir. Topladığı her şey kendisine bağlanmıştır. Onlardan ayrılmak üzere olduğunu görür, topladıkları, nimetlenecekleri ve keyiflenecekleri şeyler olarak geridekilere kalır. Rahatlığı başkasına kalmış, yükü sırtında kalmış ve onun rehini olmuştur. Ölüm anında kendisine aşikar olan işlerden dolayı pişmanlık duyarak ellerini ısırmaktadır. Hayattayken istediklerinden vazgeçer, başkalarının gıpta ve hasret ettiği şeylerin onların olmasını ister. Böylece ölüm bedeninde ilerlerken kulağı da dili gibi işlemez olur. Öyle ki, daha tanıdıkları arasında diliyle konuşamaz, kulağıyla işitemez olur. Göz ucuyla tekrar tekrar yüzlerine bakar, dillerinin kıpırdayışlarını görür, sözlerini duymaz. Ölüm iyice nüfuz edip yanaşmıştır. Böylece kulağı gibi gözü de alınmıştır artık. Ruh cesedinden çıkmış, cesedi kadavra haline gelmiştir. Herkes onunla oturmaktan vahşete kapılmakta ve ondan uzak durmaktadır….”

Böyle bir durumda ‘mal’, ‘amel’ ve ‘aile’, mana aleminde onun için mücessem olmakta ve onunla konuşmaktadır. Hz. Ali (ra), aynı konuya ilişkin şöyle buyuruyor:

“İnsanoğlu dünya hayatının son ve ahiret aleminin ilk gününe gelip dayandığında, dünya malı, evlatları ve amelleri onun gözü önünde mücessem olmakta, canlanmaktadır. Malına hitaben şöyle der: “Allah’a andolsun ki, ben sana karşı oldukça

tamahkar ve cimri idim, bu durumda benim payım nedir? Adamın malı cevaben, “Kefenin nisbetinde benden alabilirsin! Şeklinde olur.

Bunun üzerine evladına döner ve der ki: Allah’a andolsun ki, ben seni çok severdim ve her zaman destekçin oldum. Böyle bir durumda bana faydan ne olur?

Evlatları şöyle der: “Bizler de seni mezarına kadar götürecek, orada seni toprağa gömecek ve gizleyeceğiz.”

Bunun üzerine adam amellerine dönerek şöyle der: “Allah’a andolsun ki, ben sana karşı ilgisiz kaldım ve sen benim için oldukça pahalı ve ağırdın. Şimdi bu durumda ben senden nasıl faydalanabilirim?”

Ameli şu cevabı verir: “Ben, Allah u Taala’nın huzuruna çıkana kadar mezar ve kıyamet günü her zaman seninle birlikte olacağım….”

2) İmanın çalınması için şeytanın çabası:

Ölüm sarhoşluğu anında ölen kişinin karşı karşıya kaldığı hallerden biri de şeytanın insanı sapkınlığa uğratmak için en son gayret ve çabasıdır. Bir ömür boyunca insanın imanını elinden almak ve onu saptırmak için hiçbir çabadan çekinmeyen şeytan, şimdi ölüm anında kişinin imanlı olarak bu dünyadan gitmesi durumunda tüm çaba ve gayretinin heba olacağını bilmektedir. Bunun için de kişinin ömrünün son anında tüm gücünü kullanarak insanın imanını çalmaya çalışır. Elbette, insanın inanç alanına nüfuz edebilmek için şeytan’ın muhtelif yolları bulunuyor, bu yollar bir bir kapandığında artık şeytan’ın insana nüfuz edebilme imkanı da büsbütün ortadan kalkmış oluyor. Bu yollar bazen teorik özelliğe sahip olurken, insanın inanç ve görüş açısının bir parçası olabilmekte ve bazen ise pratik ve amelidir. Bazen de ruhi özelliklerdir. Bu yollar şöyle özetlenebilir:

a) İnançtaki her türlü zaaf ve sapkınlık, her türlü hurafe inanışlar, şeytan’ın insana nüfuz edebilmesini sağlayan yollarından biridir. Bunun için de insanın, şeytanın kesinlikle etkileyemeyeceği ve kendi nüfuzu altına alamayacağı, sağlam temellere dayalı bir inanç ve imana sahip olması gerekir.

b) Şeytanın nüfuz edebileceği ikinci yo,l kötü ve azarlanmış sıfat ve özelliklerdir. Kıskançlık, haset, mümine karşı su-i zan taşıma, kendini beğenmişlik, mağrurluk vs gibi kötü sıfatlardan her biri şeytan için bir basamaktır ve şeytanın insan varlığına nüfuz

edebileceği noktalardır. Bunun için de insan, bu kötü sıfatlardan kendini arındırması ve onların yerine beğenilmiş, güzel sıfatları yerleştirmesi ve şeytanın nüfuz yolunu kapatması gerekir.

c) Günah işlemek: Şeytanın insana musallat olmasına, insana nüfuz edebilmesine sebep olan üçüncü zayıf nokta günahtır; özellikle eğer insan o günah üzerinde ısrarcı olur ve günah işlemeyi alışkanlık haline getirirse. Bu durum, casusluk örgütlerinin bir kimsede zaaf bir nokta buldukları an, derhal insanın o zaaf yönünü kendi nüfuzları için kullanmasına, o noktadan nüfuz etmeye çalışmasına, yani insanın zaafını kendi çıkarı için şantaj olarak kullanmasına benzer.

d) Dünyaya ve onun ziynet ve güzelliklerine bağlılık: şeytanın nüfuz ettiği ve insanı sapkınlığa uğrattığı yollardan bir başkası da onun dünyaya aşırı bağlılığı ve ilgisidir. Şeytan insanın bu özelliğini, onu kendi kontrolü altına almak yönünde kullanmakta. Örneğin insan eğer evladına aşırı derecede sevgi besliyorsa ve ona bağlıysa şeytan insanın ölüm anında onun bu zaafından yararlanarak kafir olmasını ondan istemekte aksi takdirde evladını öldürmekle tehdit etmektedir.

Bu meseleyle ilgili çok sayıda rivayet ve hadis mevcuttur. Burada insanın ölüm sarhoşluğu anında şeytanın gösterdiği çabayla ilgili bir örnek vermek istiyoruz.

Bir rivayette şöyle nakledilmiştir:

-İnsanın ölüm anında ruh bedenden çıkıncaya kadar, İblis, kendi şeytanlarından birini, ölecek insanı küfre çekmek ve dininde kuşkuya düşürmek için görevlendirir. Bu durumda şeytan gerçek müminlere galebe çalamaz. Bunun için yakınlarınızdan birinin ölüm anında onun yanında bulunmasına, can verinceye kadar kelime-i şehadeteyni ona telkin etmeye ve tekrarlamasını sağlamaya çalışın.

Bir başka hadiste, ölen insana “Kelimat-ı Ferec”in de (kurtuluş sözcükleri), telkin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Elbette ölüm anında şeytanın vesveselerini engellemek için rivayetlerde diğer bir takım yollar daha zikredilmiştir ki, şimdilik bizim konumuzun dışında kalmaktadır.

Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, gerçi şeytan sağdan ve soldan olmak üzere tüm yönlerden ölen kişiye saldırmaktadır ama sadece zayıf imanlı kişiler üzerinde

başarılı olabilmekte ve imanı güçlü ve gerçek olanlar hakkında ise başarılı olamamaktadır.

♦  Ufkumuz maarif grubu tarafından tedvin edilmiştir.

 

 

 

                             

Etiketler : ,
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.