1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. İNSANIN ÖZGÜRLÜK MACERASI
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSANIN ÖZGÜRLÜK MACERASI

A+A-

 

Yeryüzünde yaşayanlar içerisinde kendisine irade, akıl ve düşünme yetisi verilen tek canlı türü insandır. Hayatta kalmak için beslenme ve barınma ihtiyaçlarını aklı ile karşılamıştır. Akıl, irade ve düşünme yeteneği sonucu yeryüzünü imar eden insan, kendisini hemcinslerinden korumak ve kollamak için çeşitli yol ve yöntemler bulma arayışına yönelmiştir. Güçlülerin zayıfları ezme, yok etme anlayışına karşı insanlar bir araya gelerek çeşitli organizasyonlar kurmuşlardır. Bu organizasyonlar içerisinde en etkili ve sürekli olanı devlet dediğimiz organizasyondur. Devlet, çeşitli insan topluluklarının belli bir toprak parçası üzerinde siyasal bir düşünce doğrultusunda oluşturdukları en etkili ve en yaygın kurumsal yapıdır. Bu kurumsal yapıya (devlete vatandaşlık bağıyla) bağlı insanların haklarını koruyan ve düzenleyen çeşitli kurallar mevcuttur. Bu kurallar vasıtasıyla insanlar güven ve huzur içerisinde yaşamlarını sürdürürler. Devlet, topluma hizmet etmekle görevli bir kurumlar sistemidir. İdeal bir düzende, bu kurumların idarecileri halka hizmet etmek, onlara uygun bir ortamda özgürce yaşayabilecekleri, hayatlarını güven ve huzur içerisinde sürdürebilecekleri bir ortam yaratmakla yükümlüdürler. Görevleri halka hizmet etmektir; hükmetmek asla olmamalıdır.

İnsan, doğuştan ve eşit bir biçimde değişik haklara sahiptir. Sahip oldukları bu hakları belirleyen değişik yazılı belgeler her dönemde farklı içeriklerle hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. Modern çağda insan haklarını güvence altına alan ulusal ve uluslararası alanda insanı her alanda koruyan ve kollayan en cihanşümul belge, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”dir. Başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yiyecek, barınma, evlenme, mal ve mülk edinme; çalışma, din, vicdan, düşünce özgürlüğü gibi haklar, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin temellerini oluşturur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kabul eden ülkelerde tüm insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip oldukları herkesin, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, herhangi farklı bir statü gözetilmeksizin tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde yararlanacaklarını da kabul etmiş olurlar. Küreselleşen dünyada, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, sözleşme tarafı ülkelerin bir iç sorunu olmaktan çıkmış, tüm insanlığın ortak bir sorunu haline gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle paralel olarak küresel anlamda tüm insanlığı etkileyen çatışma, savaş, göç, ekonomik krizler vb sorunlar insanlığın ortak sorunu haline gelmiştir. Bir yandan bu kaotik ortamdan gelişerek palazlanan azınlık bir yönetici sınıf, diğer yandan açlık ve sefalet içerisinde hayatta kalmaya çalışan güçsüz ve ezilen bir çoğunluk görüyoruz. Tarih boyunca neden savaşların olduğunu ve bu gezegenin güzelliklerinin yanında kötülüklerle de dolu bir sahne olduğunu herkes düşünmüş, sebebini sorgulamıştır. Aslında cevap basittir. İnsan, gücü ele geçirip hükmetmek ister. Çünkü böylece daha fazlasına sahip olacaktır. Hâlbuki hiçbir kişinin, diğer bir kişiye hükmetmeye hakkı yoktur. Bu durumda hükmedilen kişi köledir. Köleliğin temel tanımı budur. Bu durumda, hükmeden kişi veya kişilere de “efendi” denir. Gücü elinde bulunduranlar, güçsüz olanlara haksızlık eder. Tarih, buna defalarca kez şahit olmuştur. Devletler milletlere, şirketler çalışanlara, güçlüler güçsüzlere… Fakat bir kişi veya topluluk, diğer bir kişi veya topluluğun insafına bırakılamaz. İnsanın insana tahakkümü adil değildir. İşte bu gerçek, 1789’daki Fransız ihtilalini besleyen ana motivasyondu. Fransa’daki monarşinin yıkılmasından sonra, sıra diğer krallara gelmişti. Bu süreç birinci dünya savaşına kadar devam etti. Dönemin krallıkları birer birer yıkılıp tarih sahnesinden çekildi.

İkinci dünya savaşından sonra oluşturulan yenidünya düzeninde insan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda devrim niteliğinde yeni adımlar atıldı. Bu düzende insan haklarının korunmasında sorumluluk öncelikle devletlere ait olmakla birlikte, bu görev medyadan, sivil toplum örgütlerine kadar tüm kuruluş ve bireylerin de işbirliğini gerektirecek kadar geniş bir alanı kapsayacak şekilde yeniden ele alınarak uygulamaya konuldu.

İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerinin her ülkenin kabul etmesi ve uygulaması gereken evrensel değerler olduğu halde, çoğu yerde bu kurallar maalesef tam anlamıyla uygulanamamaktadır. Bir ülkede insan hakları ihlalleri yaşanıyorsa o ülkenin ekonomisi ve siyasal yapısının da sancılı olduğunu görmekteyiz. İnsan hakları ihlalleri konusunda tarih boyunca insanların en çok maruz kaldıkları, en fazla eziyet çektikleri konuların başında düşünce ve düşündüğünü ifade edememe sorunu gelmektedir. Düşünce özgürlüğü insanlıkla beraber ortaya çıkmış bir sorun olup günümüzde de artarak devam etmektedir. Özgürlük, serbestlik, kimseye bağlı olmamak, dilediğince her şeyi dile getirmek vb sözcüklerle ifade edilen bu kavram Sümer’in çivi yazılı tabletlerinde ‘amargi ‘(anaya dönüş) sözcüğünden başladığı söylenebilmektedir.

Roma da ise özgürlük kavramı “ Roma yurttaşı ‘özgürdür’ zira yasalarla korunur. Köle ‘özgür’ değildir zira Roma yurttaşlığına sahip değildir” şeklinde algılanmaktadır.

İnsanı tanımak için özgürlüğü iyi anlamak gerekmektedir. Özgürlük aradığı için insan, hayvandan ayrılmaktadır. Özgürlüğün temellerinden biri de bilgidir. Tutsaklıklardan kurtuldukça insanın özgürlüğü artmakta, işbirliği ve toplumsallık eğilimi, insan olmanın zeminidir. İnsanın özü özgürlüğü aramaktır. Özgürlük; Doğanın ve toplumun nesnel yasalarına egemen olma, serbestlik, herhangi bir kısıtlamaya ve zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme ya da davranma, herhangi bir koşula bağlı olmama, her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi olarak tanımlanmıştır. [Türk Dili, Toplum Bilim Sözlüğü, O.Hançerlioğlu]

İnsanlar doğaüstü varlıklar değildir. İnsanlar toplum üstü varlıklar da değildir. İnsanlar; doğa yasalarını da, içinde yaşadıkları toplum yasalarını da dışlayamazlar, insanlar bu yasaları tanıyıp, ne olduklarını ve nasıl işlediklerini öğrendikçe bu yasaları alt edebilirler ve böylece özgürleşebilirler. İnsanlar genel çekim yasasını ortadan kaldıramazlar, ama hava devinimi bularak genel çekimi alt ederler ve göklere yükselebilen uçaklar yaparlar. Bilim ve tekniğin günümüze kadar gelen ve süren gelişmeleri bunun sayısız örneklerini yansıtmaktadır.

Fransız devriminde yazılan İnsan ve yurttaş hakları bildirgesinin 4. maddesi; insanın özgürlüğünü: “Başkasına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir’’ diye tanımlamış ve bu tanım hemen bütün demokratik ülkelerin Anayasasında yer almıştır. Özgürlüğün özgür düşünmek anlamına geldiği ve özgür düşüncenin önündeki en büyük engellerin doğmalar, bağnazlıklar ve önyargılar olduğunun çağlar boyunca karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Bu engelleri aşmanın tek yolunun bilimsel düşünebilme becerisi eşliğinde aydınlanmak, düşünmek, akıl etmek, sorgulamak, kınayıcının kınamasından korkmadan gerçeğin peşine düşmek ve gerçek bilgiyi bulmaktır. Bunun sonucu olarak kendini insanların özgürleşmesine adamak olduğu benimseyişiyle, tüm insanların barış ve mutluluğunu istemek ve bunun içinde çalışmak gerektiğini biliyoruz. Özgür düşünebilmek, günümüzde her insanın, çağdaş kişinin özgürlüğünün ön koşuludur. Günümüzde özgür insan, özgürce düşünebilen ve kanaatlerini özgürce ifade edebilen insandır. Özgürleşme süreci farkında olma sürecidir. Farkında olmak ise bireyin tarihsel ve toplumsal süreç içinde gelen bilgilerin gerçekle uyumu ve neyi nasıl yaptığının farkına varabilmesidir. Birey bunu tamamlayınca aklı tutsaklıktan kurtulur ve kendini yönetebilir. Düşünme özgürlüğü aynı zamanda bir eylemdir. Özgür düşünme eylemidir. Her türlü dogmadan, bağnazlıktan, boş inançlardan, önyargılardan, olumsuz tutkulardan ve kanıksanmış görüşlerden kurtarılmış bir yetkinliği tanımlar. Belirli görüş veya düşünceyi, ya da geleneksel inanç sisteminin ilkelerini körü körüne benimsemeyi reddederek, bunları sorgulayabilen kişilerin, bu eylemleri sonucunda “özgür düşünceli” olabileceklerdir. Özgür düşünceli bireyleri korumak ve haklarını gözetmek devletlerin birinci görevi olmalıdır. İnsan hakları bağlamında özgür düşünmek, düşündüklerini hiçbir engelle karşılaşmadan diledikleri gibi ifade etmek en önemli konuların başında gelmelidir. Ulusal ve uluslararası bağlamda tüm dünya yurttaşlarının bu haklardan yararlanmaları en öncelikli mesele olarak ele alınmalıdır. Aksi takdirde ideal toplum inşasını gerçekleştirmek mümkün olamayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.