1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. İNSANI ÖNCELEME
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSANI ÖNCELEME

A+A-

 

İnsan deyip geçmemek gerekir. Böyle yapan var mı? Diyebiliriz ki nerdeyse büyük bir ekseriyetle. Çünkü şahit olduğumuz insan ilişkilerinin genel gerekçesi, insanı insan olarak dikkate almayan gerekçelerdir. Her ne kadar ilişkilerin aktif öznesi insan ise de temel gaye bakımından insanın ontolojik yapısı dikkate alınmıyor.

İnsanı öncelemek, insanı öncelikli hale getirmektir. Her şeyden önce insanı dikkate almak demektir. Bu durumu bireyselleşmeyle karıştırmamak gerekir. Bunun için de insanın sahip olduğu tasavvurun dikkate alınması gerekir. Tasavvur bir varoluş perspektifidir. Varoluş perspektifinde Allah vardır, insan vardır, hayat vardır, diğer varlıklar vardır. En önemlisi de bütün var olanların sahip olduğu anlam vardır.

İnsan, hayat ve ölüm; sınırlı bir zamanda iç içe geçmiş, içeriğini özne-nesne ilişkisi oluşturmuş sıkı bağlarla birbiriyle kenetlenmiştir. Bu kenetlenmiş ilişkide zamanın bir ucunda hayat ve bir ucunda da ölüm vardır. İki uçlu bu varoluş imkânı bir mıknatıs misalidir. İnsan, bu kısıtlı varoluş imkân zincirinde özne olarak en önemli konumun sahibidir. İnsanı öncelemek derken, insanın sahip olduğu öznelik vasfıyla öne çıkması ve bu şekilde edimlerde bulunmasıdır. İnsan edimleri bu iki uçlu varoluşun farkında olduğu kadar anlamlı olur.

İnsanın özne olma konumu, sahip olduğu akıl ve iradeden kaynaklanmaktadır. Allah insanı bu halde yaratacağını meleklere söylediği zaman, melekler bu işin sırrını anlamamışlardı. Çünkü aslında akıl ve irade ile birlikte insan tercihlerde bulunacaktı. Bundan kaçınmak mümkün değildi. Her tercih bir müdahale ve her müdahale de yeni bir durum demekti. Bunlar özne olarak yaratılan insanın hayatını oluşturuyordu. Böylece insan doğru veya yanlış olarak adlandırılacak bir eylemlilik üzere var olacaktı.

Melekler (melaike), yanlışlarla oluşacak kargaşaya gerek olmadığını ve kendilerinin en güzel şekilde Allah’ı tesbih ettikleri itirazında bulunsalar da bu itirazlarında haksız olduklarını sonradan anlayacaklar ve hakkı teslim edeceklerdi. Rabbimiz Teâlâ insanı akıllı ve iradeli olarak yaratarak, diğer varlıklar arasında öncelemiş oluyordu. İnsana akıl ve irade verilerek bütün yaratılmışlar arasından öncelikli bir konuma gelmesi, kategorik bir seviye anlamına geliyordu.

İnsan kategorik olarak bir seviyede olmasına rağmen, bu seviyenin bir garantisi yoktu. Bu seviyenin yatay ifadesi ilerleme ve gerileme; dikey ifadesi ise yükseliş ve düşüş şeklinde idi. İşte bu durum, insanın yapacağı tercihlere bağlı bir durumdu. İnsan özgür bir şekilde tercihlerde bulunarak bir yola düşüyordu. Bunun için de bütün bir varlık insanın istifadesine verilmişti.

Allah insanı diğer varlıklar içinden öncelikli bir konuma getirmişti. Bu öncelikli konum, özellikle insan ilişkileri söz konusu olduğu zaman, her an bir yok oluş tehlikesiyle yüz yüze geliyordu. Olması gereken insanın özgür yapısının muhafaza edilmesiydi. İnsan önce kendisini unuttu. Akıl ve iradesini yanlış kullandı ve yanlış tercihlerde bulundu. Bu yanlış tercihleriyle hem özel hayatı hem de sosyal hayatı fesada uğradı. Böylece Allah’ın kendisine vermiş olduğu imkânları yanlış kullandı ve özgürlüğünden oldu.

İnsan özgürlüğü, yaptığı zaman yolculuğunda, zamana takılmadan zamanı aşmak şeklinde devam eder. İnsanın zamanın içinde kalması, zamana takılması ve zamanı israf etmesi, özgürlüğünden olması demektir. Yani her ne ki insanın yaratılış amacının önüne geçip hakikate bir perde oluyorsa, o, insanın özgürlüğünü kısıtlıyor, perdeliyor demektir. Bu anlamda yanlış bir özgürlük anlayışı da özgürlük için bir imha silahına dönüşebilir. Onun için bütün edimlerde anlam ve amaç birliğine (tevhid) dikkat edilmesi önemli olmaktadır.

Bugün Müslüman ediminde anlam ve amaç birliğinden söz etmek mümkün değildir. Müslüman ilişkileri rayından çıkmış, insanın öncelenmesi yerine, birtakım seküler anlam ve amaçlar öncelik kazanmıştır. Bu da bireysel ve toplumsal işleyişte hakikatin yerine sahte olanın yer alması anlamına geliyor. Böylece hayatın temelini oluşturması gereken adalet, en önemli sorun olur. Bazı simgesel doğrular ise zihinsel uyuşukluk ve sürü hayatının çağrısına dönüşür; ceset vardır ama anlam yoktur.

Bugün acil olarak ilk yapılması gereken insan ve insani olanın öncelenmesidir. Hak, hakkaniyet ve adalette sadece insanın kendisine bakma ahlakiliği ön plana çıkarılmalıdır. Bu aşamadan sonra birlik ve beraberlik için kapalı kapıların açılma olanağı da doğacaktır.

    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.