1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. İNSANI BEKLEYEN AKIBET
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSANI BEKLEYEN AKIBET

A+A-


Rabbimiz, Kerim Kur’an’ın kırk yedinci suresi olan Muhammed Suresi’nin onuncu ayetinde, yeryüzünde dolaşmaktan söz eder. İnsanın yeryüzünü dolaşırken amaçsız bir dolaşmayı değil, amaçlı bir dolaşmayı yapmasını hatırlatır. Bu ayette, amaçlı bir dolaşma için ileri sürülen koşulun “görmek” fiiliyle tanımlandığını görüyoruz. “Görmek” fiilinin nesnesini ise daha önce yaşamış olan günahkâr insanlar oluşturmaktadır. Rabbimiz, daha önce yaşayıp ölmüş olan günahkâr insanların akıbetinin ne olduğunun görülerek bilinmesini istiyor. Çünkü Allah, onları, işlemiş oldukları cürümlerden ötürü yerle bir ettiğini ve onlar gibi olanların, onlar gibi davrananların akıbetlerinin yerle bir olmak şeklinde gerçekleşeceğini haber veriyor.

Bizden önce bu dünyada hayat sürmüş olan, özellikle de akıbetleri felaket niteliğinde olan bazı kişi ve toplulukların kıssaları Kur’an’da geçmektedir. Tabii bu kıssalar, insanlara sadece trajik birer hikâye olarak, öylesine anlatılmıyor. Rabbimiz bu kıssalardan dersler çıkarmamızı istemektedir. Çünkü bütün zamanlar boyunca tekrarlanarak gelen benzer düşünce ve yaşantıların oluşturduğu felaketlerin, aynı akıbetleri oluşturması sebebiyle, bunları görmemiz ve ona göre tedbir almamız istenmektedir.

Şimdi burada dikkatimizi çeken bir hususu hatırlatmakta yarar vardır. Her eylemin, her fiilin, her edimin oluşturduğu, insanın kucağında bulduğu bir sonuç, bir akıbet vardır. Söz konusu bu sonuç ve akıbet, insan için ya bir mükâfat veya bir ceza şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem dünya hayatı ve hem de ahiret hayatı için geçerli olan bir durumdur. Bu manada Kur’an’da otuz iki yerde geçmekte olan akıbet kavramıyla, insanların dersler ve ibretler alması istenir. Örneğin “Allah’ın ayetlerini yalanlayanların (Al-i İmran 3:137; En’am 6:11), günahkârların (A’raf 7:84; Neml 27:69), fesat çıkaranların (A’raf7:86,103), zalimlerin (Yunus 10:39; Kasas 28:40) ve uyarıldıkları halde söz dinlemeyenlerin (Yunus 10:73; Saffat 37:73) daha dünyada iken karşılaştıkları kötü akıbetler” dile getirilir.

Ayetlerin işaret ettiği yalan, günah, fesat, zulüm ve söz dinlememenin kötü akıbetlerinden haberdar olmak çok önemlidir. Fakat bu önemli haberlerin maddi, yani somut ve görünür akıbetlerini bizatihi görmek, insan üzerinde kalıcı etkiler bırakması bakımından daha bir önem arz etmektedir. İşte bunun için Rabbimiz Teâlâ yukarıda zikrettiğim ayette, yeryüzünü dolaşmamızı, seyahat etmemizi salık vermektedir ki, aynı akıbeti yaşamayalım.

Buraya kadar anlattıklarımızla şöyle bir sonuca ulaşmak mümkündür: İyi davranış iyi akıbeti, kötü davranış da kötü akıbeti oluşturur. Bu aynı zamanda ilahi bir yasadır. Hayat içinde yapılan irili ufaklı sayısız başlangıçların, iyi akıbetlerle buluşması için, söz konusu bu ilahi yasayı akıldan çıkarmamak oldukça büyük bir önemi haizdir. Onun için Kerim Kur’an’ımız hep muttakilere atıfta bulunur. Muttakiler için şunu rahatlıkla söylemek mümkündür: İyi başlangıçların ve iyi akıbetlerin insanı. Kerim Kur’an için de şu tespit doğru bir tespit olur: İyi başlangıçları ve iyi akıbetleri oluşturan hidayet rehberi.

İnsan için mukadder olan sayısız akıbet içinde en belirgin ve en somut olan akıbet ölüm akıbetidir. Hiçbir insan ölüm akıbetinden yakasını kurtarma imkanına sahip değildir. Aslında iyi ki, insan ölüm akıbetinden yakasını kurtarma imkanına sahip değildir. Çünkü bu durumda hayat, hayat olmaktan, dünya da dünya olmaktan çıkardı. Ölüm, belki de insanın sahip olduğu en büyük nimetlerden biridir. Fakat bu nimet, seküler idrak bakımından bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda, ürküten dehşetengiz bir olguya dönüşmektedir. Çünkü seküler algı bakımından, insanın sahip olabileceği yegâne yurt ve oluşturulabilecek yegâne cennet bu dünya ile sınırlıdır. Onun için insanı, sahip olduğu bu olanaktan koparan ölüm, büyük bir ıstırabın kaynağına dönüşmektedir. Fakat İslam’a göre, Kur’an’a göre ölüm, bir son, bir bitiş ve bir yok oluş değil, dünya hayatı için bir son ve ahiret hayatı için bir başlangıca işaret etmektedir. Böylece ölüm, bu idrakle birlikte acı ve ıstırabın değil, sevinç ve mutluluğun kapısını aralayan bir umudun adı olmaktadır.

Bütün canlıları bekleyen en hakiki hakikat ölüm akıbetidir. Canlılar içinde sadece insan bu hakikatin bilincine varabilmektedir. Öyle ise, insanı bekleyen bu hakikat üzerinde düşünmesi, yaşanacak hayatın ayrıntılarını bu hakikate göre kurgulaması, yani her ne yaparsa yapsın, neticede ölüm akıbetiyle buluşacağını bilmesi gerekmektedir. Bu anlayışın yedeğinde adil ve huzurlu bir hayat sürmek mümkündür. Aksi takdirde, modern, postmodern, seküler zamanlarda insanın yaşadığı felaketlerden emin olmak mümkün olmayacaktır.

                       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.