1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. İNSAN SEVGİSİ VE HÜMANİZM
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSAN SEVGİSİ VE HÜMANİZM

A+A-

 

İnsan, yaratılmışların en mütekâmili, en üstünüdür.

İnsan, sadece et ve kemik yığınından ibaret değildir.

İnsan, bir yanıyla maddeden, diğer yanıyla da ruhtan/manadan müteşekkildir.

İnsan, sadece beşeri/nefsanî ihtiyaçlarını gidermek, günlük hayatını sürdürmek üzere yaratılmamıştır! İnsan, aynı zamanda yeryüzünde adaletin ikame ve idamesi, haksızlıkların giderilmesi, toplumsal barışın sağlanıp korunmasıyla beraber; temel misyonu yüce yaratıcıya karşı kulluk görevini ifa etmek üzere yaratılmamıştır.

İnsanın, et ve kemikle beraber aynı zamanda ruhani bir tarafı vardır. İnsana asıl anlam katan, insanı değerli kılan, eşrefiyet derecesine yükselten bu yönüdür. Bu manevi yönüdür ki; akıl, idrak, feraset, merhamet, saygı, sevgi… türünden insani değerlerle, insanı donatmıştır. Bu özelliklerdir ki; aynı zamanda Rabbi tarafından insana üstün görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Hiçbir varlığın üstlenemediği, yüklenmekten imtina ettiği bu görev ve sorumluluklar, insanın yüklenmesiyle kendisini Rabbi Rahman katında eşrefi mahlûkat kılmaktadır. Rabbimiz, bu görev ve sorumlulukların önemine işareten, mealen şöyle buyurmaktadır:

“Cennet ehli ile cehennem ehli bir değildir. Cennet ehli elbette kurtuluşa erenlerdir. Eğer biz bu Kur-an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, param parça olmuş görürdün. İşte bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr, 20-21)

Fıtraten insan hakka, hakikate meyyaldir. Ama insan, bu meyyalliği kullanma konusunda, (sonucuna katlanmak şartıyla) icbar edilmemiştir. Aslında bu serbestiyet, bir bakıma insana verilen bir üstünlük nişanesidir. Bu nişaneyi Rabbi Rahman’ın kendisine verdiği istikamet doğrultusunda kullanılması, elbette ki insanın faydasına olmaktadır. Aksi halde insanın sıradan bir hayvandan farkı kalmayacaktır. Hatta kendisine bahşedilen üstün insani değerlerinden sıyrılması nedeniyle herhangi bir hayvandan, bir bitkiden bile değersiz duruma (esfele safilin derekesine) düşmektedir. Zira herhangi bir hayvan veya bitki, kendisine verilen fıtri görevden başka bir meşguliyeti olmaz. Kendisine çizilen sınırların dışına çıkmaz. Haliyle herhangi bir suç işleme, günaha girme, değerinden kaybetme durumu, insanın dışında herhangi bir varlık için söz konusu değildir.

İnsanın dışında herhangi bir varlık/yaratık, çevresini/tabiatı/doğayı bozmaz, ya da ekosisteme herhangi bir müdahalesi/zararı/tahribatı yoktur. Zira bunların hiçbirisi kendi

sınırlarını aşmaz, başkalarının sınırlarına müdahale etmez. Ekosistem dediğimiz doğal sistem, aynen bir terazinin kefesi gibi vasat dengesini korur. Zira yaratıcısı ona o hassasiyeti bahşetmiştir. Ta ki insan denilen varlık müdahale etmeyinceye kadar, bu terazide kefeler dengesini korurlar. Lakin bu tabiatta sadece insandır ki, hem doğayı onarma, imar etme bilgi ve yeteneğine sahip olabildiği gibi; hem de kendi sınırlarını aşabilen; baği ve şaki olabilen tek varlıktır.

İnsan, yaratılış itibariyle bir taraftan tarih boyunca ulviyet peşinde olmuştur. Yücelmenin, gelişmenin, terakkinin peşinde koşuşturup durmuştur. Bu koşuşturma, kendi yaratılışının şifrelerinde mevcuttur. Yaratılış gayesiyle mütenasip bir şekilde, terakki yolunu tutunca; bu amaca doğru yol alacak, başka yollara saplanınca da dalalete düşecek, zelil, hakir ve bütün yaratılmışların en ehveni/aşağılısı oluverecektir.

İnsan, kendisine verilen görevi ihmal ettikçe, çizilen sınırlarını ihlal ettikçe hem doğaya ve hem de kendisine zarar vermektedir. Ama çoğu zaman bu zararın ya farkına varamamış veya çeşitli ihtiras ve saplantılarına kurban giderek; aldırmamıştır!

Rabbimizin insanlar için buyurmuş olduğu ilahi hayat nizamının dışında beşeri/cahili nizamlar ihdas etmek, elbette ki insana ve tabiata yapılabilecek en büyük zulüm olacaktır. İnsan kaynaklı bütün hayat nizamları, hayatı tedvin etmeye yönelik felsefi görüş ve iddialar muhakkak ki insanlığı hüsrana sürüklemiştir. En gelişmiş beşeri hayat tasavvuru olan hümanizm; insanı, tanrı tarafından cezalandırıldığı vehmine kapılması ve haliyle tanrıyı kendi elleriyle öldürerek (!) insanı gerçek özgürlüğüne kavuşturdukları vehmi; insanlık âlemini günümüzde tarifi imkânsız sıkıntılara maruz bırakmıştır.

Hümanizm, insana önem verdiğini iddia eden, onu özgürleştirdiğini varsayan, değerli kıldığını savunan batı menşeli hayata bakış açısıdır ki; insanı kutsallaştırarak, başka hiçbir kutsalı kabul etmez. Evrenin temeli, ana materyali olarak maddeyi/insanı görür. Maddenin nüvesi olarak ise insan aklını kabul eder. Hümanizme göre eğer bir kutsal varsa, o da insandır, insanın beyni/aklıdır.

Hümanizm, İlah kavramını insanlaştırarak, maddeleştirerek aslında karşı çıktığı tek ilah inancı sayısızca ilah ihdas etmiş olmaktadır. Hiçbir ahlaki değerinin olmadığı, hiç bir manevi kuralın tanınmadığı bir hayat felsefesinde; elbette insanın kurtuluşu değil, helaki söz konusu olacaktır. İnsan nefsinin tanrılaştırıldığı, putlaştırıldığı, insan fıtratının yok sayıldığı bir hayat sisteminde elbette insan buhranlardan, hüsranlardan kurtulamayacaktır.

İnsanın fıtratında sevgi, saygı, aşk, merhamet, şefkat, adalet, hakkaniyet gibi ulvi hasletler vardır. Bu hasletler yaratıcı tarafından insanın bünyesine adeta şifrelenmiş durumdadır. Eğer bu şifreler bozulur veya değiştirilirse, insanın yapısı bozulacak, bütün bu

güzide hasletlerden uzaklaşacaktır. “Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu (bağiliği, şakiliği yüzünden) aşağıların aşağısına döndürdük!” (Tin, 4-5)

Batı dünyası/felsefesi fıtratı reddedip insanı tanrılaştırmakla, insanı aşağıların aşağısına döndürmüştür. Bütün gücünü, çevresiyle savaşarak geçiren insan, hayatını daimi bir yıkım üzere geçirmek durumuna düşecektir. Hırs ve kibrin şekillendirdiği kişilik yapısıyla; içini kin, nefret, intikam, düşmanlık türünden habis duygu ve düşüncelerle dolduracaktır. “İnsan, insanın kurdudur!” (Hobbes) anlayışı; fıtratından sıyrılan insanın kime, neye nasıl düşman olduğunu da bir bakıma göstermektedir. Yaratıcıyı yok sayan, insanlığı helake sürükleyen anlayış; tabiatla, canlı ve cansız varlıklarla ve hatta insanla sürekli bir savaş halinde kendisini görecektir/görmektedir.

İnsan, fıtratına yönelmedikçe, Allah(cc)’ın adaletine/hükmüne teslim olmadıkça huzuru, güveni, rahatı asla bulamayacak ve çırpındıkça da alçalmaya devam edecektir. Yalnız kendisine değil, bütün tabiata zarar verecektir. Sadece bu dünyada değil, ebedi hayatta da hüsrana uğrayacaktır.

İslam, insanı asıl yerine oturtmuş, ona vermesi gereken değeri en güzel şekilde vermiştir. Bütün insanları Âdem’den, Âdemi de topraktan yaratıldığı vurgusu; insanın kendisini topraktan yaratılmış biri olarak görmesini; büyüklenme, kibir ve gurura kapılmamasının gereğini beyan etmektedir. İnsanın, bütün yaratılmışların eşrefi olarak yaratılmış olması; Allah katındaki değerini ifade etmektedir. Bu değerin temelinde ise sevgi yatmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda hutbesinde şöyle buyurmaktadır; “Hepiniz Âdemdensiniz, Âdem de topraktandır, Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arab’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” (Tirmizi, Menakıb,73Efendimiz yine şöyle buyurmaktadır

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız…” (Ebu Davud, Edeb, 142).

“Sizden biriniz kendi nefsi için arzuladığı bir şeyi mümin kardeşi için de istemedikçe, kâmil mümin olmaz” (Buhari, İman, 7)

Rabbimize gereği üzere kullukta bulunmak, insani hasletlerimizi koruyarak yaşayabilmek ümit ve dualarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.