1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İnsan düşüncesinin mahiyeti ve değeri
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsan düşüncesinin mahiyeti ve değeri

A+A-

Düşünce insana özgü zihin faaliyetinin ürünüdür. Din insani zihin faaliyetinin ürünü olmadığından ‘düşünce’ de değildir. Din bize hariçten gelir, menşei ilâhidir. Allah, ‘düşünerek’ bize bir şey vahyetmez. Allah ilim sahibidir; El Aliymdir. Düşünmek insana mahsustur. Sadece insan düşünür, melekler düşünmez, onlar itaat eder. İradi ve akıllı varlıklar olsalar da, Allah onlara itaati vermiştir. İradi sorumluluk sahibi olmaları hasebiyle cinlerin de düşünme hasletine sahip olduklarını söyleyebiliriz, şu var ki bizler cinler ve düşünce faaliyetleri hakkında yakin bilgilere sahip değiliz. Fakat insan düşünür, zihni faaliyetlerde bulunur, aklı ve kalbi düşünür, bunları harekete geçirir; hem kendi içinde, hem tabiattaki varlık ve olaylarla koordinasyonlar kurar. 

Bu düşünme faaliyetinin sonucunda ortaya çıkan hasılaya “düşünce” diyoruz. İnsan bazen yanlış, bazen doğru düşünür; bazen isabet eder, bazen etmez. Bazen bir parçayı, bazen bütünü kavrar. Kısaca insana ait olan düşünce mükemmel değildir, kemal noktasında teşekkül etmez. 

Burada “bilgi” ile “düşünce” arasında bir ilişki söz konusu. İnsanın ne ile ve nasıl düşündüğü bir problemdir. Düşünmenin konusu bilgidir. Düşünce işlemden geçtikten sonra bilgiye dönüşür, ama mahiyeti itibariyle düşünceyi bilgiden ayırmak gerekir. Düşünebilmek için elimizde bir bilgi, veri olması lazım ki üzerinde düşünelim. Gözümüzü kapatıp da düşünebiliriz, bu da bir düşüncedir. Ama düşünce salt spekülasyon değildir. Mesela mekan üzerinde düşüneceksek, o mekanda –diyelim ki sınıfta- objeler, objelerin bilgisi olması lazım; masa, tahta, duvarlar sandalye vs. Bunlar bizim düşüncemizin hem ham maddesini hem de konusunu teşkil ederler.  

İnsanın üç tür  bilgisinden bahsedebiliriz: Birisi “öğretilmiş bilgi”, ikincisi “indirilmiş bilgi”, üçüncüsü “öğrenilmiş bilgi.”  

İlk bilgi türü bir varlık bilgisidir. Bilim adamları bunu genlerle ifade ederler. Yüz milyar hücre ve her hücrede de üç buçuk milyar gen. Bunlar bizim bilgi edinmemizi sağlıyor; bilgi onlarda kodlanmış vaziyette iş ve işlev görüyor. Şifreler çözüldükçe hangi genin hangi bilgiyi edinmemize veya refleks gösterdiğimize ilişkin bize bir fikir veriyor. Bir geni iptal ettiğinizde, bizim bir yönümüz felç oluyor. Renkleri ayırma geni iptal edildiğinde, artık renkleri birbirinden ayırt edemeyiz. 

Allah Adem’i yarattı ve ona isimleri öğretti. Buradaki isimler üç anlama gelir. Allah’ın isimleri (Esma-il Hûnsâ) ve varlığın isimleri. İsimler insanda kodlanmış bilgidir Biz genler sayesinde bilgi sahibi olabiliyoruz. Eğer bize böyle bir bilgi öğretilmeseydi, bilgi sahibi olmamız mümkün değildi.   

Varlık, Allah’ın isimlerinin bir tezahürüdür. Varlığı isimler sayısınca ana elementlere ayırmamız mümkün. Allah’ın isimleri varlıkta tecelli eder. Varlığı öğrendiğimiz zaman, aynı zamanda Allah’ın isimlerini ve bununla bağlantılı sıfat ve fiillerini, Allah’ın isimlerini doğru öğrendiğimiz zaman varlığı da öğrenmiş oluyoruz. Ama bu o kadar basit de değildir. İsimlerin üçüncü anlamı, Adem’in varlıklara isim koyma, varlığı tanımlama yeteneğine ve fıtri formasyona sahip olmasıdır.Öyle olmasaydı ne irfan ve ne kültür sahibi olabilirdik.

Allah Adem’e isimleri öğreterek dünyaya gönderdi. Gerçekten Adem yeryüzüne geldiği zaman bildiği objeler dünyasında buldu kendini. Yani toprağın toprak, ağacın ağaç olduğunu, gökyüzünün gökyüzü, ateşin yakıcı, suyu su olduğunu biliyordu. Bu bilgiyle geldi. Bu önemlidir. Denebilir ki Yunan felsefesiyle İslâm düşüncesi arasındaki ayrım noktası budur. Bu günkü problemlerimizin kaynağında da bu konu yatar.   

Yunan felsefesinde insanlar ve tanrılar karşıt cephelerdedir. Tanrılar insanları sevmiyor. İnsanla tanrılar arasında bitmeyen bir kavga var. İnsan, tanrıların karşısında edilgen olup tanrıların mutlak kontrolü  altında bulunuyor.  

Kadim Yunan felsefesinde insan özgür değildir, özgürlüğünü elinden alan da tanrılardır. Tanrılar güçlerini bilgiden alırlar. Bilgi onların elindedir. Tanrılar bilgi üzerinde tekel kurmuşlardır. İnsan ise bilgi sahibi değildir. İnsan özgürlüğünü kazanmak için bilgiyi tanrıların elinden çalmak zorundadır. İşte o bildiğimiz efsanede Promethe ateşi Zeus’dan çalıyor. Burada ateş bilgiyi temsil ediyor. İnsan bilgiyi tanrıdan çaldıktan sonra ancak özgürleşebiliyor, “insan” olabiliyor.  

Bu aynı zamanda “hümanizm”in temelidir. Hümanizm insanın insanlaşması, insanın kendi gücüyle insan olmaya sahip olmaya çalışmasıdır. Ama insan tanrılara karşı insan olabilir ancak. Demek ki Batı düşüncesinin başlangıç noktasında tanrılarla savaş söz konusudur. Tanrıların imkânı bilgi tekelidir.  

Tam bu noktada Adem ile Allah ilişkisine bakalım. Allah Adem’e isimleri öğretiyor. Sadece bu kadar da değil. Tesviye ediyor, Ruhundan üflüyor, melekleri önünde selama durmaya çağırıyor ve yeryüzünün halifesi kılıyor. Yunanda ise Tanrılar bilgiyi insandan esirgiyor. Şu halde bizim varlık telakkimizde Yunan’da olduğu gibi tanrı ile insan arasında savaş yoktur; barış vardır ki, bu İslamiyet’in temeli olan “silm, selamet ve teslimiyet”tir. İnsan bizatihi yücedir.

Promethe tanrıdan bilgiyi çaldı, insanlaştı, insan yüceldi. İnsan, insan oldu. Bu insanın sahiden yücelmesine yeter sebep mi? İnsanın tanrılarla hiçbir ilişkisi olmadan onlara rağmen varolması mı daha özgürleştirici, yoksa bir ve tek olan Allah’ın yaratması mı? Yüce “Allah, Ademi kendi suretinde yarattı.” Kendi sureti ifadesi bize –haşa- Allah’ın suretine değil, Adem’in suretine götürür. Yani yüce Allah Ademi, insan-adem suretinde yarattı. Bu açıdan insan orijinaldir, şu veya bu modele göre yaratılmış değildir.Yani Adem kendi suretinde orijinaldir. Hayvanlar, cinler ve melekler başka bir form da yaratılmışsa, insan da kendi özgün formunda yaratılmıştır. Özetlersek:

a) Allah insanı tesviye ediyor, yaratıyor;

b) Kendi ruhundan ona üflüyor, ona bir öz katıyor. Bizim ebedi bir özümüz var. Batı felsefesiyle aramızda giderilemeyecek çatışma noktalarından bir tanesi de budur. Batı’da laik/seküler felsefe, insanın ebedi bir öze sahip olmadığını düşünür. Buna göre insanın ebedi özü yoktur; insan, tarih ve toplumun ürünüdür. Bize göre, aksine insanın ebedi bir özü vardır, bu öz ilâhidir, ilâhi bir öz taşıyoruz. Onunla Allah bizi yüceltiyor, kendi özünden veriyor bize.  

c) Allah isimleri, yani bilgiyi öğretiyor, bununla yüceliyoruz.

d) Allah tarih boyunca insanla konuşuyor, elçiler gönderip insana yol gösteriyor. İnsan Allah’ın seçkin bir yaratığıdır; yeryüzünün halifesidir. Biz bütün varlık dünyasının en güzel yaratıklarıyız. Yani bütün kainâtta, uzayın derinliklerinde başka bir canlı varsa bile, hiçbirisi bizden daha yakışıklı ve daha güzel değildir. Çünkü biliyoruz ki bizi Allah kendi elleriyle tesviye etti. En güzel olan biziz. Bundan dolayı sufilerin tanımına göre, biz varlık ağacının meyvesiyiz, buluğa ermiş, olgunlaşmış son ürünüyüz. Bizim tanrıyla bir çatışmamız söz konusu olamaz. Kur’an’da da öyle diyor; “Biz Ademoğlunu yücelttik.” (17/İsra, 70.)

Yukarıda sıraladığımız şekilde isimlerin bilgisi genlerimizde içkindir, bu bilgi sayesinde varlığa uyum sağlarız. Yeni doğmuş bir bebek insiyaki olarak elini ağzına götürür. Ona öğretilen bilgi olmasaydı bebek bunu yapamazdı. Buna bugünkü psikoloji adaptasyon adını verir. Bu sayede insan fizik ve sosyal çevreye uyum sağlar. Uyum sağlaması içinde bazı donanımlara ihtiyacı var. İnsan yeryüzüne geldikten sonra, Allah sürekli ona yol gösterdi. Elçiler gönderdi, kitaplar indirdi. Kulunu yalnız ve şaşkın bırakmadı. Buna “indirilmiş bilgi” adı altında “vahiy bilgisi” deriz. Üçüncüsü de “öğrenilen bilg”idir. Bu bizim bilgimiz, buna biz -bugünkü modern mânâda- “kültür” ya da İslâm literatüründe dendiği üzere “hikmet veya irfan” bilgisidir.

Buradan müslümanın düşüncesine gelecek olursak, şunu deriz. Eğer insan vahyi referans alarak düşünüyorsa, düşüncesi “hikmet ve irfan”dır, vahyi temel almıyorsa “kültür”dür. Pisagorun tanımına bağlı kalırsak, hikmeti referans alıp düşünüyorsa, buna da belki “felsefe” diyebiliriz. Ama eğer elimizde sahih vahy bilgisi ve haberleri varsa, illa da felsefeye ihtiyacımız yok, hikmet ve irfan felsefenin karşılamaya çalıştığı ihtiyaçların tümünü karşılar, varlık, bilgi, ahlak ve insanın anlamı ve amacı konularındaki soruların tamamını cevaplandırır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.