1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. İnşaat ve Siyaset
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

İnşaat ve Siyaset

A+A-

     Gezi Parkı eylemlerinin çığırından çıkarken şimdi geldiği noktaya kadar olup bitenler, Taksim’den yayılan gaz bulutları, hastaneye götürülen yaralılar, maksadı aşan yorumlarla ortaya çıkan gerilimli sahneler kaçınılmaz mıydı? Öyle düşünmüyorum. Neredeyse bir yıldır dilen gelen eylem sebepleri konusunda eylemciler zamanında muhatap alınsaydı, tetikte bekleyen fırsat düşkünleri Cumhuriyet Mitingi havalı eylemlerini duyuracak, bir ucu ağaca, diğeri avm sorgulamasına dokunan elverişli bir zeminden yoksun kalmış olurlardı.

     “Parka karşı AVM” algısı, başlangıç aşamasında eyleme desteği artırdı, kimsenin kuşkusu olmasın.  Hatırlarsınız, yenilerde bir işçi, çalıştığı inşaata en yakın olan ve pekâlâ yapımında ter dökmüş olabileceği bir avm’ye girip atm’den para çekmek istediğinde, üstü başı kirli, diye, hijyenik sebeplerle içeri alınmamıştı.

     Bu ülkede mütedeyyin insanlar halka steril bir algıyla yaklaşan ve özellikle mütedeyyin kesimlerin duyarlıklarını asla hesaba katmayan, onları “nâmevcut” sayan CHP zihniyetinden çok çekti. CHP iktidarlarının betonlaşmayla süren ve tarihin örtbasını hedefleyen mimari ve şehircilik anlayışı Müslüman yazar ve şairlerin sert eleştirilerinden fazlasıyla  payını almıştır. Ancak bu eleştiriler mısralarla metinlerle hâlâ el altındayken, dillerde gezinmekteyken AK Parti Hükümeti’nin tarihsel zenginlikleri açığa çıkarma politikaları adına canlı, yaşayan dokuyu betonlaştırmaya götüren ve kapitalizmle özdeşleştirilen bir fonksiyona sahip AVM’li projelere yoğunlaşması hiç anlaşılır değil. Bunları dile getirmenin ne anlama geldiğine de emin değilim doğrusu. Bir şeyler söyleniyor, bazı eleştiri cümleleri ta yürekten kopuyorken, yerine ulaşmadığı izlenimine kapılıyor insan; Çamlıca Camii projesinde bunu yaşadık. İşte, Ataşehir Mimar Sinan Camii, siluet bozulmasının sadece kıyılara özgü olmadığının örneğini sunmaya devam ediyor. 

     Biliyorum, Gezi Parkı’ndan yayılan olaylar bir yerden sonra – çok sık ileri sürüldüğü üzere - ve özellikle “ağaç sevgisi”yle açıklanamaz oldu, ama elbet gerginliğin ağaç sevgisiyle başlamadığı söylenemez. Sorun yerden bitmedi, bir yılı aşkın bir mazisi var. Taksim Meydanı’nda yolların yeraltına alınarak Topçu Kışlası’nın yeniden yapılmasına ve ağaçların kesilmesine karşı çıkan sanatçılar, mimarlar, şehir plancıları ve şehirliler, 12 Şubat 2012’de Gezi Parkı’nda buluşup ağaçlara notlar asmışlardı. O tarihten bu yana büyüyen tepki, sökülen ağaç yerine kışla / AVM / rezidans dikileceği haberleriyle sürdü ve gaz bombalarının aşırı kullanımıyla, parktaki çadırların yakılmasıyla  zıvanadan çıktı. Gezi Parkı eyleminin kurucularına,  olayların maksadı çoktan aştığı noktadan bakıp da “kandırılmış yığın” muamelesini, yer yer de “hainlik” sıfatını reva görmek büyük haksızlık. Gezi Parkı eylemi başörtülülere yer açtı, oysa eylem polis şiddetiyle amacından saparken bir süratle bildik laisist başörtüsü nefretini dışavuran söz ve fiiller dolaşıma girdi. Bir çığırından çıkma hali, masum eyleme kendinden menkul “direniş”ini yamamaya çalışan banka reklamı oyuncusunun sözde devrimci çağrısına benzer manipülasyonlarla, siyaseten malul çehrelerin  kara imge aklama girişimleriyle genişledi.

     Bu satırları yazdığım saatlerde Twitter’da gaz bombasından en az etkilenecek şekilde alınacak önlemlerle ilgili tavsiyeler akıyordu. Bir aradan sonra yazıya geri döndüğümde eylemin ağaçla, tabiatla, şehirle ilgili hassasiyeti saldırgan, şiddet saçan ifadelerle örtülmüş, aslında eylem adeta başka türlü sesini duyuramayacak olan kesimlerce çalınmıştı.

     “Böyle olmasaydı keşke!” Peki, nasıl olabilirdi? Dün (Pazartesi günü) Taksim Gezi Parkı Platformu ve Mimarlar Odası temsilcileriyle görüşeceği bildirilen Belediye Başkanı Kadir Topbaş, en başından bu temsilcileri muhatap alırdı, eylem yerine gider konuşur ve projeyle ilgili daha sonra ekranda dile getirdiği “yanlış anlaşılanlar”ı bir bir açıklardı. Sürüp giden sadece yol çalışması mıdır, sökülen ağaçlar şimdi nerelerde, kışla projesinin giriş katına avm yapılması planı ne denli gerçek...

     Kaldı ki “Topçu Kışlası” nostaljisi de tartışmaya açık. Park alanını mazisine geri çevirmeye dönük sert hamleler, ne ölçüde hakça olabilir? Aradan yıllar geçti, orada artık başka türlü hayatlar ve hayaller birikti. Birileri o parkı geçiş alanı yaptılar, kimileri oraya sığındı, pencereler ağacına yeşiline açılmaya alıştı, çokları için Taksim’deki buluşma mekanı oldu. “Yeni şehircilik nostaljik olmanın yanında yeni bir şey de sunuyor, parçalanmayı reddediyor”, diyor David Harvey, Umut Mekânları’nda. Şehir yaş alırken mukimlerinin hikayeleriyle yeni bir kişilik ediniyor. Seni üzen mazi kaybı konusunda geliştirdiğin duyarlığı güzelleştiren, sahici kılan, diğer insanların hatıralarını yaşatan mekanlar için göstereceğin endişe ve itina olmalı.

     Topçu Kışlası yeniden mi ihya edilmek isteniyor... Bu tür mazi kayıplarında çok görüldüğü üzere kışla, daha müsait bir zeminde ve belki sembolik olarak ihya edilebilirdi.

     Militer vesayete karşı değerli bir mücadele yürütmüş olan hükümetin imar/inşa enerjisi pekâlâ oturmuş dokuların, mahallelerin korunmasına dönük tedbirlere yönelebilir/di. Bu arada belirtmeliyim: Gezi Parkı eyleminin kurucuları, hükümete militer vesayet ve Ergenekon örgütlenmelerine karşı mücadelesinde destek veren insanlardı.

     Eylem amacından saptırılmadan bir gün önce - Perşembe günü öğleden sonra - Yavuz Akengin ve Emine Uçak’la birlikte Gezi Parkı’ndaydık. Bir piknik havasında, ayakta kalan ağaçları sevgiyle sarmalıyordu insanlar.  Kimileri kitap okuyor, kimileri müzik dinliyordu ve bir gerginlikten söz edilemezdi.  Neler konuştuk, bir yandan ağaçlara dokunurken? Steril yaşantılar için, pırıl pırıl betondan bir şehir olmayı hak edecek köksüzlükte bir şehir değil İstanbul. Ayrıca, birçok kent araştırmacısının eleştirdiği oturmuş dokuyu kaale almayan emsal istismarcısı inşaatlarla, devasa yapılarla, yeşilin azalmasıyla sonuçlanacak projelerle bir şehrin üzerine üzerine gidemezsiniz. Şehrin ortak kullanım alanlarında gerçekleştirilecek inşaat faaliyetleri konusunda şehirlinin medyaya yansıyan duyarlıklarını hesaba katmayan bir belediyecilik, giderek daha fazla betonla ve sermayeyle ilişkilendirilen bir inşaatçılıkla özdeş hale geliyor. Rant kuşkuları, büyük projelerin çarpıcı vaadlerini görünmez kılıyor. Oysa ortak kullanım alanlarına yönelecek her kazmada belirleyici olan başlıca kıstas şehirlinin beklentileri, talepleri olmalı.

     Taksim’in ihtiyaç duyduğu acil mekanlardan söz edeceksek, her şeyden önce bir cami ya da küçük mescitler geliyor akla...

     Ağaçların sökülmesine dönük özensizlik ise elbet Gezi Parkı ile sınırlı değil. Keşke bütün şehir halkı ağaç ve yeşil alan konusunda sürekli bir duyarlık içinde olsa! Gezi Parkı örneği, yapıcı yaklaşımları göz ardı etmenin de sebebi olmamalı. Önceki hafta katıldığım İslamcılık Sempozyumu’nun yapıldığı Zeytinburnu Kültür Merkezi’nin zemin katı, güzeller güzeli yaşlı bir çınarı ayakta tutacak şekilde tasarlanmıştı.

     Mimarlık ve çevre sorunları etrafındaki yazılarımda her zaman, önemli projelerde şehirlinin ve konuyla ilgili meslek kuruluşlarının, ayrıca doğrudan mahalle / bölge halkının görüşlerini hesaba katan danışmaya açık ve uzlaşımsal süreçlerin önemine dikkat çekmişimdir.    

     Metropolleşmenin hesap edilmemiş bedelleri üzerine düşünmek açısından Gezi Parkı olayları üzücü bir örneklik ortaya koyuyor. İstanbul’un bir avm şehri olmaya devam ettiğine, bir bakıma Dubaileştiğine dair bir kanaat dile getiriliyor sıklıkla ve yukarıda da değindiğim gibi, buna  mütedeyyin kesim tepki gösteriyor; kuralsızca silueti işgal eden gökdelenlere de tepki gösterdikleri şekilde. Şehri Haliç gibi önemli sorunlarından kurtaran Başbakan Erdoğan bile yer geliyor gökdelenlerden, betonlaşmadan şikayet ediniyor.

     Yeşili, oturmuş dokuyu korumak çok önemli, ama daha önemli olan söyleyecek sözü olan insana önyargılarla kulak tıkamak yerine, onu saygıyla muhatap almak. Aksi takdirde yerine ulaşamayan sözlerin oluşturduğu uğultuda samimi eylemin, fırsat düşkünlerinin yağmasına uğraması işten değil. Üzücü olayların ardından umarım Taksim’in ortasında gelene geçen bir ferahlama sunan parkın lehine girişim ve açıklamalarla, duyarlı şehirlilerin yüreklerine su serpilebilir.

     DÜNYA BÜLTENİ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.