1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. İMAN VE ŞÜPHE
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

İMAN VE ŞÜPHE

A+A-


Şüphecilik (kuşkuculuk=septisizm) akımı doğru bilginin imkansız olduğunu savunan ve kökleri sofistlere kadar geri götürülen bir felsefi yaklaşımdır. Şüpheciliğin öncülleri, ilk çağın önemli fikir akımlarından biri olan Sofistlerdir. Sofistler, duyu organlarının insanı yanılttığından hareketle, insanların anlaşabileceği evrensel bilgilerin olamayacağını savunuyorlardı. Böylece bilginin kişiden kişiye değiştiğine savunan bir anlayışa ulaşmışlardır. Bu anlayışı daha da ileri taşıyan şüpheciler aklın da duyumlar gibi yanıltıcı olduğunu savunarak insanın doğru bilgi elde etmesinin imkansız olduğunu savundular. Bu anlayışa göre hiçbir alanda herkes tarafından kabul edilen doğru bilgilerin üretilmesi imkansızdır. Kuşkusuz bu anlayışla bilim üretilmesi mümkün değildir.

Kuşkusuz şüpheciliğin pozitif bir çeşidi de vardır. Özellikle Descartes’in savunduğu Metodik ya da bilimsel şüphecilik, ilk çağ şüpheciliğinden farklıdır. İlkçağ şüphecileri doğru bilginin olmadığını savunurken, Descartes, kesin doğru bilgilerin olduğunu savunuyor ve şüpheyi doğru bilgiye ulaşmak için bir araç olarak kullanıyordu. İlk çağ şüphecilerinde amaç olan şüphe Descartes’te doğru bilgiye ulaşmak için araç olarak tanımlanıyordu.

Öyle görülüyor ki, İlkçağ şüphecilerin anlayışı İslam düşünürlerinde kabul görmedi. Çünkü İslam düşünürleri birkaç istisna dışarıda bırakılacak olursa hakikat bilgisinin varlığına inanıyorlardı.

Sanıyorum şüphe duymak bazıları tarafından gereğinden fazla abartılıyor. Bunu yapan çevreler özellikle iman konusunu küçümsemek amacındalar. Kuşkusuz bunda aldıkları pozitivist formasyonun da etkisi var. Allah'ın varlığına karşı duyulan felsefi şüphe ve sarsılmaz iman birbirine karşıt anlayışlardır. Galiba şüpheye karşı duyduğumuz sempati ve imana karşı duyduğumuz antipati sorunlu bir noktada duruyor gibi. Şüphe ve İman üzerine daha derinlemesine düşünmek gerekir. İman ve şüpheyi karşı karşıya koyup, şüpheyi hakikat arayışının merkezi haline getirmek sorunlu bir yaklaşımdır. Üstelik sürekli şüphe insanı kararsızlığa, hakikatin yokluğuna, sofistik bir bilgi öğretisine ve anarşist bir düzensizliğe ve patalojik bir hayata mahkum eder. Şüphenin bilimsel ve felsefi değeri üzerine daha etraflıca düşünmek gerekiyor. Asıl soru sarsılmaz iman ve şüphe hangi düzeyde birleştirilecek? sorusudur. Unutmamak gerekir ki, samimi iman ile bu konuda duyulacak kuşku bir arada barınamazlar.

Epistemolojik anlamda iman, her türlü kuşkunun ötesinde kesinlik ifade eden bir kavramdır. İnsanın bilmediği şeylerden şüphe duyması son derece normaldir. Ancak ilk çağ kuşkucularının dediği gibi, kesin bilgi yoksa en iyi tavır yargısız kalmaktır anlayışı asla kabul edilemez. Böyle bir anlayış üzerine ne bilim ne ahlak ne de fıkıh inşa edilebilir.

Gerçek bilginin olduğuna inanarak buna ulaşmak için kuşkuyu bir araç olarak kullanmak tavrı ise kabul edilebilir bir anlayıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.