1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. İltimas-ı Dua
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

İltimas-ı Dua

A+A-

Dua, Halık ile mahluk, kul ile Allah arasında kurulan doğrudan bir irtibattır. Bu irtibat doğrudan olduğu kadar çok da yakından kurulan bir irtibattır. Dua esnasında bu yakınlığı hissedip etmemek biz insanların ruh hali ve manevi durumuyla ilgilidir.

"Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine icabet ederim. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar. Umulur ki doğru yolu bulurlar." (Bakara: 186)

Dua esnasında bu yakınlığı hissedebilmek hem önemli hem de duanın kabulü için gereklidir.

Zat-ı Zülcelalini göremediğimiz Allah, etrafımızda varlıklarını müşahede ettiğimiz insanlardan bize daha yakındır. Sanatını ve eserin müşahede ettiğimiz Rabbimizin etrafımızdaki insanlardan bize daha yakın olduğuna yürekten inanarak dua etmek, insanın imanıyla ilgili bir durumdur.

"Biz ona sizden daha yakınız ama göremezsiniz." (Vakıa:85) Bu yakınlığı, bu kurbeti hissetmek, insanın derunuyla ilgilidir. Bu yakınlık ne kadar derinden hissedilirse, dua da o kadar müessir olur ve insan dua yoluyla kurduğu bu irtibattan o denli müsbet etki altında kalır.

Rabbimizin bize yakınlığı, şah damarımızdan bize daha yakındır. Arada mesafe yoktur. Rabbimize karşı gizleyebildiğimiz, saklayabildiğimiz bir şeyimiz yoktur. O'na karşı gizlimiz, saklımız olamaz.

"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf:16)

Bütün fiillerimiz O'nun ilmi dairesinde olduğu gibi, nefsimizin bize telkin ettiği şeyleri, derunumuzda cereyan edip hiç kimsenin muttali olmadığı düşünce ve hayalleri de bilir. Yani insan ile Allah arasında hiçbir engel yoktur. İster inanalım ister inanmayalım, her şeyimiz Rabbimizin ilmi dairesi içinde cereyan etmektedir.

Bize bu kadar yakın olan Rabbimiz ile irtibat kurabilmenin önünde tek bir engel vardır bizim açımızdan: O da yine kendimiz. Kendi nefsimiz. Hafız bu mevzuyu şöyle ifade ediyor bir beytinde:


Miyan-ı aşık ve maşuk hiç hail nist

To khod hicab-e khodi Hafız, ez miyan berhiz


Aşık ile maşuk arasında hiçbir engel yoktur. Sen kendin kendinin hicabı(engeli)sin ey Hafız, aradan çekil diyor.

İnsan, nefs-i emmareyi dizginleyip aradan çıkarabilirse, irtibatın yakınlığını hisseder.

Duanın makbuliyeti ve icabeti için dua esnasında tayakkuz halinde olmak, kiminle konuştuğunun bilincinde olmak ehemmiyet arz etmektedir. Saygı ve edep de bunu gerektirmektedir. Dua esnasında kalbin başka konularla meşgul olması, dua edenin kiminle konuştuğunu unuttuğu anlamına gelir; muhatap hakkında gaflet halini ifade eder. Oysaki dua, huzuru idrak etmeyi gerektirir. Yani Allah'ın huzurunda olduğumuzun idraki içinde olmamızı icap eder. Dua istemektir. Bu istek de dolaylı değil de doğrudan yapıldığına göre, Rabbimizin huzuruna çıkarak bir şey istiyoruz demektir. Bu huzuru idrak etmediğimiz zaman kimden neyi istemiş oluyoruz?

Büyük insanlar sadece dua esnasında değil, hayatlarının çoğu zamanında bu huzuru hissederler. Onun için günah işlemekten sakınırlar. Allah'ın huzurunda günah işlenmez çünkü. Gerçekten insan kendini Allah'ın huzurunda hissettiği zaman, Allah'ın kendisine kendisinden daha yakın olduğuna iman ettiği zaman günah işleyemez. Günah gafletin veya Allah'ın huzurunda olduğunu içselleştirememenin sonucunda hasıl olur.

İrfan ehlinden bazı büyükler, dua ile ilgili farklı bir yaklaşıma da dikkat çekmişler:

Kul, Mevlasına bir hediye götürmelidir ki, bu hediye Mevla'da olmasın ve bu hediyenin Mevla'nın yanında olmaması, O'nun için kemal olsun. Kul Allah'a ne götürebilir? O her şeyin sahibi ve her şeyden münezzehtir ve de hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktadır.

Kulun Allah'ın huzuruna çıktığında sunabileceği tek hediye, kulluğumu getirdim demesi, aczini ve ihtiyacını ifade etmesi, ağlaması ve yalvarmasıdır. Bu bildirim, kul için kemaldir.

"Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin" (Araf:559) diye bize nasıl dua etmemizi öğretiyor Rabbimiz.

Hz. Ali, insan için neyin iftihar vesilesi ve neyin izzet olduğu konusuyla ilgili şöyle der:

"Allahım! Senin benim Rabbim olman, bana izzet olarak yeter ve benim sana kul olabilmem, bana iftihar olarak yeter."

Dua, kul ile Allah arasında doğrudan ve yakından bir irtibat olduğuna göre, duada insan için izzet ve iftihar da vardır. Sadece Allah'tan istediği için ve O'na sahip olduğu için izzet sahibidir ve Allah'tan başkasına el açmadığı için iftihar edebilir.

Dualarımızı kişiye münhasır hale getirmemeliyiz. Sadece kendimize dua ile yetinmek, biraz küçük ve bencil düşünmektir. Anne babaya, evlada ve bütün müminlere dua etmek müminin şanındandır. Nitekim Kur'an'da bu meyanda dualar vardır.

İbn-i Sina, "Allah'ın rahmetini genişletin" diyor. Yani duanın makbul olduğu yerlerde herkese dua edin.

Bir rivayette de "Dua edeceğiniz zaman, duanızı umumileştirin. Çünkü umuma edilen dua icabeti daha çok hakkediyor" denilmektedir.

Bunun için müminler birbirlerinden dua isterler. İltimas-ı dua, başkasından dua istirham etmek, duada bulunmasını rica etmek anlamındadır.

Mübarek günlerde ve tüm zamanlarda halisane ve muhlisane bir hal içerisinde hem kendimize hem bütün müminlere dua etmeyi Rabbim bizlere nasib etsin.

Peygamberimizin daim yaptığı dualar vardır. Hiç olmazsa bunlardan bir tanesini meleke haline getirebilir, yaşamımızın bir parçası yapabiliriz. Küçük bir temrinde bulunabiliriz. Bugünler iyi bir fırsattır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.