1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. İlkeli Olmak
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

İlkeli Olmak

A+A-

12 Haziran seçimlerinden önce işaretleri verilen ve seçimden sonra belirginleşen kriz, aslında bazı fırsatlara da zemin hazırlamış sayılır.

 

Krizin asıl boyutunu seçilmiş vekillerin tutukluluk ve hükümlülük durumlarından dolayı meclise gelip gelemeyeceği oluştururken bu konunun çözümüne bağlı olarak ikinci derecede ortaya çıkan yemin krizi asıl sorunu gölgeleyecek boyutlara ulaşma potansiyelini taşıyor.

 

"Ülkenin idaresi, kayıtsız şartsız millete aittir" ilkesi temel kabullerden olduğuna göre, siyasi nedenlerle tutuklu, hükümlü ve takip altında olan, yurt içinde veya yurt dışında olan her siyasi şahsiyetin milletvekilliği için aday olması ve seçilmesi halinde meclise gitme hakkının tanınması kaçınılmazdır. Benimsenen ilke, bunu zorunlu kılmaktadır. Aksi durum, ciddi bir tezadı doğurur. Teoride kayıtsız, pratikte kayıtlı ve şartlı bir egemenlik söz konusu olur ki, yıllarca da böyle oldu.

 

İlkelerin bağlayıcılığı vardır. Bazılarımızın belirli zamanlarda hoşuna gitmeyecek sonuçları vardır. Ya ilkesiz olunacak veya benimsenen ilkelerin sonuçlarına tahammül gösterilecek. Siyasi idarenin kayıtsız ve şartsız topluma verilmesi, toplum tarafından seçilen her vekilin de kayıtsız ve şartsız meclise gitmesini icap eder. "Böyle bir hak tanınırsa Murat Karayılan ve Öcalan da meclise girer" diye itiraz ediliyor. Bu itiraz, benimsenen temel kabule itirazdır. Vekil olmak için yeterli oy alıyorsa tabii ki meclise girecektir. Öcalan da girebilir, Karayılan da girebilir, Fethullah Hoca da girebilir, Şivan Perver de girebilir. Ülkenin idaresi millete aitse, milletin seçtiğine engel olunamaz. Bir halk, darbe suçundan cezaevinde olan birini vekil seçiyorsa, ona da tahammül etmek zorunluluğu vardır. Madem seçme hakkı vardır, müvekkile istediğini seçme ve meclise gönderme hakkı da tanınmak zorundadır. Aksi halde müvekkilin seçme hakkı kayıt altına alınmış olur ki, o zaman temel ilkeden söz edilemez.

 

Birçok konuda olduğu gibi, bu mevzuda da ilkeli davranılmıyor. Çünkü ilkeli ve tutarlı bir anayasa ve yasalar yok. İlkeli davranmakla ilkelerin doğru olup olmadığı ayrı konulardır. Örneğin ülkenin idaresi kayıtlı ve şartlı olarak milletindir dersin ve kayıt ve şart hakkını da belli bir kuruma tanırsın. O zaman ilgili kurumun veto ettiği her şahıs vekillik için aday olamaz. Bu durumda ilkeli hareket edilmiş olunur ancak var olan ilkenin doğruluğu tartışılır.

 

Belirlenmiş temel kabul açısından ilkeli davranmak, herkesin aday olma hakkına sahip olmasını ve seçilmesi halinde de kayıtsız ve şartsız olarak meclise gitmesini kabullenmektir. Bu durumda ilkeli hareket edilmiş olur ancak bu temel ilkenin doğruluğu ve yanlışlığı ayrıca tartışılır. Ama önce ilkeli ve dürüst hareket edilmeli, sonra benimsenen temel kabullerin doğru ve yanlışlığı tartışılmalıdır. Ne var ki, çoğunluk mağdur durumuna düşünce ilkeleri ve hukuku hatırlıyor, galip duruma gelince ilkeden çok kanunların ve anayasanın arkasına sığınıyor.

 

Sorunun çözümü, tüm siyasi partilerin dürüst, ilkeli ve erdemli davranarak anayasayı ve yasaları milletin iradesini tehdit etmeyecek bir şekilde düzenlemeleridir. Devleti millet şekillendirdiğine göre, devletin milleti sınırlandırma hakkı olamaz.

 

Burada şöyle bir itirazda daha bulunulabilir. "Siyasi suçlulara tanınan hak, adi suçlulara tanınmazsa, yine millet iradesi sınırlandırılmış olur. Eğer millet adi suçlardan birini, örneğin bir hırsızı, bir gaspçıyı ve benzeri suçlardan dolayı cezaevinde olan birini seçerse onun da vekil olması lazımdır." Bu itiraz ilkesel olarak doğrudur. Temel kabul açısından onların da bu hakkı olmalıdır. Eğer bir toplum, hırsızı ve gaspçıyı vekil olarak seçecek kadar basiretsiz ise, hırsızın vekil olması o toplumun hakkıdır. Yapılacak bir şey yoktur. İlkeli davranmak bunu gerektirir ama hiç kimsenin kuşkusu olmasın hiçbir toplum hırsızı, gaspçıyı, tecavüzcüyü vekil olarak seçmez.

 

Siyasi suçluların durumu ise tamamen farklıdır. Siyasi suçluları adi suçlularla aynı kefeye koymak, rejimlerin bilinçli olarak işledikleri bir konudur. Mahiyet itibariyle hiçbir şekilde siyasi suç olarak tanımlanan fiillerle adi suç kapsamına giren fiiller bir tutulamaz. Aynı kefeye konamaz.

 

Doğrusu, adi suçların siyasi suç olarak tanımlanan fiillerden daha ağır kabul edilmesidir. Devletlerin, adi suçları affetme yetkisi yoktur. Devletler, siyasi suçları bağışlamakla yükümlüdür. Ne var ki, bütün rejimler devlete karşı işlendiği kabul edilen fiilleri affedilmez görürken, bireylere, aileye ve topluma karşı işlenen suçları hakları olmadığı halde affederler. Bu yaklaşım, devleti asıl, milleti tali görmekten kaynaklanıyor. Devlet asıl kabul edilince, ona karşı gelmek günah-ı kebair, millet teferruat olunca ona zarar vermek havadis-i adiyeden sayılıyor. Bu bir zihniyet meselesidir.

 

Ak Partinin meclise giremeyen vekiller konusunda geliştirdiği siyaset yanlıştır. Kendileri de bir zaman bu zihniyetin mağdurları idiler. Yarın tekrar mağdur konumuna düşmeyeceklerinin garantisi de yoktur. Hâlbuki fırsat ele geçmişken, CHP ve BDP ile millet iradesinin önündeki tüm engelleri kaldırma yönünde ciddi adımlar atabilirler. Bu fırsatı kaçırmaları, akıllıca değildir. Kendi lehlerine de değildir.

 

Ak Partinin yemin konusunda diretmesi de doğru değildir. Muhtevası batıl olan bir yeminin, vekil olabilmek için ön şart olarak konmuş olması saçmalığına tam da en azından pratik olarak son verme imkânı doğmuş durumdadır. Ak parti, yemin konusunda ısrar etmeyip CHP ve BDP'nin meclis çalışmalarına katılmasını kabul ederse, yemin amelen geçersiz hale gelmiş olacak. Bu fırsatı değerlendirmek yerine, krizi tırmandırması fırsatın yitirilmesine neden olur.

 

   Krizler beraberlerinde fırsatlar da yaratır. Doğru değerlendiren olursa…

 

    Kaynak: http://www.fitrat.com/yazi_detay.php?id=10257

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.