1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. İkilemler 7: Hukuk ve toplum
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

İkilemler 7: Hukuk ve toplum

A+A-

Ele alacağımız son ikilem liberal söylemde sağlam bir yere sahip olan hukuku konu alıyor. Hayatın aşırı dalgalı denizinde boğulmamayı garanti etme ihtiyacı, liberaller için hukuku bir can simidi kıldı. Güç dengelerinin teorik beklentiye oturmadığı, hatta teorinin hiçbir varsayımının gerçeklikle uyuşmadığı bir yaklaşıma sahipseniz, doğal olarak teori-üstü ve aynı zamanda siyaset ve hayat-üstü bir oyun çerçevesine muhtaç olursunuz. Liberaller için de hukuk bir ‘mutlak iyi’ konumunda. Tabii ki burada yasaları aşan, ‘evrensel’ diye tabir edilen ilke ve normları içselleştiren bir hukuk kast ediliyor. Böyle bir zeminin oyunun kurallarını doğru kuracağı, özgürlük ve eşitliği kabul edilebilir ve iyileştirilebilir bir çizgide tutacağı düşünülüyor.

Hiçbir toplumun bu ideale yakın olmadığı tespitini bir kenara koyabiliriz…  Gerçekten de böyle bir hukukunuz varsa muhakkak ki toplum üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Mesele böyle bir hukukunuzun olmadığı durumda, sadece hukuku değiştirerek istenen sonuca ulaşamayacağınızı kavramaktan geçiyor. Çünkü hukukun gelmiş olduğu seviye bir ‘sonuçtur’ ve nedenleri de hukukun dışındadır. Eğer o nedenleri muhatap almazsanız, istediğiniz kadar hukuku değiştirin aynı noktada sayarsınız…

Bu durumun ürettiği en somut ikilemlerden biri şu: İyi bir hukuk sisteminin özgürlükleri genişlettiği, refah seviyesini yükselttiğini hem kendi deneyimlerimizden, hem etraftaki örneklerden, hem de kuramsal olarak biliyoruz. Öte yandan her toplumun daha fazla özgürlük ve zenginlik istemesinden daha doğal ne olabilir? Ama her nedense Türkiye gibi bazı toplumların hukuk talebi öncelikli olmayabiliyor. Bunun bir nedeni halkın henüz hukuk ile refah ve özgürlük arasındaki ilişkiyi bilmemesi olabilir. Ancak küresel dünyada yaşarken ve Avrupa ile bu kadar iç içeyken, bu ihtimale fazla şans vermek zor. Zaten saha çalışmaları da halkın genelinde bir bilgisizlik olmadığını gösteriyor, çünkü hukukun talep edilmesi için gündelik hayattaki apaçık hukuksuzlukların gözlemlenmesi yeterli. Herhalde Türkiye toplumunun düşük akıl seviyesinde olduğunu da söyleyemeyiz. O halde bu toplum acaba niçin hukuka öncelik vermiyor?

En popüler liberal açıklamaya göre Türkiye’de hemen herkes kendince üçkağıtçı olduğu için hukuksuzluk sisteminden yararlanıyor ve değişmesini istemiyor. (Hizmet Hareketi mensupları da 30 Mart seçim sonuçlarını böyle açıklamışlar, halkın yolsuzluğu onayladığını söylemişlerdi.) Ancak bu açıklama ortaya bir başka ikilem çıkartıyor: Diyelim ki halkın çoğu üçkağıtçı… Eğer ülkede en basitinden bir demokrasi varsa ve seçimler yapılıyorsa söz konusu üçkağıtçı çoğunluğun iktidara gelmesi beklenir. Bu durumda, dizginler artık elinde olduğuna göre, çoğunluk kendi özgürlüğünü ve refahını artırması garanti olan bir hukuk sistemini niye talep etmez? Hele Türkiye’de bu kesimin daha genç bir nüfusa sahip olduğunu düşünürsek, her alanda küresel normları sahiplenen bu yeni nesillerin hukukta ilerleme talep etmemeleri mantıklı mı?

Ancak yukarda da söylendiği üzere ortada bir ikilem yok. Mesele hukuksuzluğun bir sonuç olması ve henüz nedenlerin ortadan kalkmaması… Türkiye’nin çoğunluğu hukuku hâlâ kimliksel bakışın ötesine taşımış değil. Çünkü hâlâ sistemi sahiplenme noktasına gelmedi. Her ne kadar AKP 12 yıldır yönetiyor olsa da, muhafazakâr kesim kendisini gerçek anlamda yönetimde görmüyor. Bir mücadelenin devam ettiğini, hukukun geleneksel olarak bugüne kadar yönetmiş olan azınlıktan taraf olduğunu, hukukun düzeltilmesi uğraşının suiistimal edilmeye açık bulunduğunu, böylece hukukun AKP’nin engellenme araçlarından biri olarak kullanılmasının önüne geçilmesinin çok zor olduğunu düşünüyor. Hukukun belirsizliğinin ve ‘cıvataları oynamış halinin’ son kertede yürütmenin gücünü ve hareket alanını artırdığını görüyor. Karşımızda son derece siyasallaşmış bir çoğunluk var… Kültürel kimliği melezleştikçe, siyasi kimliği ön plana çıkan bir çoğunluk…

Üçkağıtçılığa meyil azınlık yönetimine karşı geliştirilen bir koruma ve ayakta kalma cihazıydı. Onlarca yıl çoğunluğun hukuk talep etmesi de anlamsız kaldı, çünkü o çoğunluk kendisini siyaseten kamusal alana taşıyamıyor, hukuksuzluğun içinde barınıyordu. Bu alışkanlığın tümüyle ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Ama çoğunluğun gerçekten de iktidar olduğu noktada hukuk talebinin bariz bir yoğunluk kazanacağını öngörebiliriz. Ne var ki henüz o noktada değiliz… Belki gidilecek yol kısaldı ama eski sistem AKP’yi gerçek anlamda hazmetmediği sürece gerçek anlamda bir hukuk da olmayacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.